1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Berlinale ‘yağmur kadın’la açıldı

Uluslararası Berlin Film Festivali, Berlinale başladı. 19 Şubat tarihine kadar sürecek festivalin açılışı, başkentin göbeğindeki Marlene Dietrich Meydanı’nda bulunan Berlinale Sarayı’nda “Snow Cake – Kar Pastası” filmiyle açıldı. DW’den Aydın Üstünel’in izlenimleri...

Snow Cake filminin başrol oyuncusu Sigourney Weaver de Berlinale'deki galaya katıldı

"Snow Cake" filminin başrol oyuncusu Sigourney Weaver de Berlinale'deki galaya katıldı

Berlinale bu yıl “Yağmur Kadın” ile açıldı. Geniş kitlelerin Oscarlı “Rain Man – Yağmur Adam” filmi ile tanıştıkları otizm hastalığı, 56. Uluslararası Berlin Film Festivali’nin açılış filmi “Snow Cake – Kar Pastası”nda da ana temalardan biriydi. Marc Evans imzalı film, bir trafik kazasında kızını kaybeden otist bir kadın ile aynı kazada mucizevi bir şekilde hayatta kalmayı başaran bir adamın dostluğunu anlatıyor.

“Alien” serisinden de tanınan Sigourney Weaver ve genç kuşak sinemaseverlerin daha çok “Harry Potter” filmlerinden aşina olduğu İngiliz oyuncu Alan Rickman’ın başrollerini paylaştığı film, Berlinale’nin şeytanın bacağını kırdığının da bir göstergesi denilebilir.

Neredeyse adettir, Berlin’deki açılış filmleri (“Man to man” - 2005, “Cold Mountain” - 2004) nedense kötü yapımlardan seçilir ve daha ilk günden sinemaseverleri, gelecek günler icin umutsuzluğa gömer, festival programı ise daha sonra gelen filmler ile Berlinale’nin şanını şöyle ya da böyle kurtarır.

Eğer “Snow Cake” bu yılki festivalin en kötü filmlerinden biri olarak tarihe geçecek olsa bile, 56. Berlinale’de sinema meraklılarını güzel günler bekliyor. İngiltere-Kanada ortak yapımı, bir beyazperde şaheseri değil, hatta “dünyanın en önde gelen üç festivalinden biri olan Berlinale, daha iyi bir filmle açılmayı hak ederdi” bile denilebilir. Ama geçen yıllara baktığımızda “buna bile şükür” demek geliyor insanın içinden!

Gürültülü bir başlangıç

Dev ve gürültülü bir çarpışma ile başlayan film, sessizce ve derinden gidiyor ve ölüm, otizm, suçluluk duygusu, geriye döndüremeyeceğimiz zamanın sırtımıza bindirdiği yük gibi ağır konuları işlese de, arada hafifçe gülümsetmeyi bile becererek seyircilerin kalbini kazanmayı başarıyor.

Başroldeki Weaver, “Yağmur Adam” Dustin Hoffman’ın eline su dökemese bile seyretmeye değer, Rickman da vicdan azabından ezilen adamı, fazla abartıya kaçmadan gayet inandırıcı bir şekilde canlandırıyor. “Snow Cake”in gizli yıldızı ise Carrie-Anne Moss. “Matrix”in Trinity’si, otist kadının komşusu rolünde, baştan çıkarıcı “femme fatale” ve kasaba hayatının içine sıkışıp kalmış yalnız kadın arasında başarılı bir şekilde gidip geliyor.

Galada yıldız şovu

“Snow Cake” ekibinin tam takım geldiği açılış galası, yine Alman sinemasında “benim” diyen yıldız ve yıldızcıkların boy gösterdiği bir şova dönüstü. Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Bernd Neumann, Berlin Eyalet Başbakanı Klaus Wowereit ve uluslararası jürinin başkanı Charlotte Rampling’i kapıda karşılayan festivalin yöneticisi Dieter Kosslick, bu yılki resmi programda özellikle siyasetin ağır bastığına dikkat çekiyor.

Örneğin “Traffic” filmine yazdığı senaryo ile Oscar kazanan ABD’li yönetmen Stephen Gaghan imzalı siyasi gerilim filmi “Syriana” en merakla beklenen yapımlardan. George Clooney’ye de en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında bir Oscar adaylığı getiren film, CIA-petrol-politika üçgeninde gelişen yolsuzluk ve entrikaları konu ediyor.

Festivalde bomba etkisi yapacağı tahmin edilen bir diğer film, İngiliz yönetmen Michael Winterbottom’in çektiği “The Road to Guantanamo” ise, haklarında resmi bir suçlama olmadan 2 yıl boyunca Küba’daki tartışmalı hapishanede tutulan İngiliz uyruklu üç Müslüman’ın hikayesini anlatıyor. Festivalin yöneticisi Kosslick, elinden gelse Guantanamo’daki 430 tutukluyu da filmin galasına getireceğini söylüyor. Filmin yönetmeni Winterbottom, 2003 yılında da Afganistanlı iki mültecinin dramını konu ettiği „In this world“ ile Altın Ayı ödülünü kazanmıştı.

Altın Ayı için 19 film

Altın Ayı peşinde bu yıl 19 film koşuyor. Bu yapımların 4’ü Almanya’dan. Özellikle bu yıl en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday olan ve prömiyeri geçen yıl Berlinale’de yapılan “Sophie Scholl – Son günler”den sonra Alman filmlerine ilgi büyük.

Bu yılki festivalin prosedüründe önemli bir de değişiklik var. Daha önceki yıllarda Altın ve Gümüş Ayı’ların sahipleri, ödül töreninden saatler önce basına açıklanır, bu yüzden akşamki gala epey sade ve sönük geçerdi. Uluslararası jürinin dağıtacağı ödüllerin sahipleri bu yıl ilk kez kapanış galasında açıklanacak. Yani 56. Berlinale’de heyecan son saniyeye kadar sürecek.

  • Tarih 10.02.2006
  • Hazırlayan Aydın Üstünel / Berlin
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaRN
  • Tarih 10.02.2006
  • Hazırlayan Aydın Üstünel / Berlin
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaRN