1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Avrupa’nın kaptanı kim?

Euro Bölgesi’nde rotayı Angela Merkel tayin ediyor, Nicolas Sarkozy’e onu onaylamak kalıyor. Son haftalarda yeni İtalya Başbakanı Monti de sürpriz bir şekilde ön plana çıktı. Peki Avrupa’yı kim yönetiyor?

Angela Merkel Brüksel zirvelerinde, bütün derecelendirme kuruluşlarından en iyi notu alan ortak para bölgesinin son büyük üyesini temsil ediyor. Almanya, hızı kesilmiş de olsa, Avrupa’nın büyüme motoruna devir kazandıran tek ülke. Alman devleti sıfır reel faizle borçlanabiliyor. Bu ekonomik güç Angela Merkel’e adeta zorla liderlik rolünü yüklüyor. İki yıl kadar önce bunun farkına varan Merkel şimdi bu ağırlığının hakkını veriyor.

Angela Merkel Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda, borç krizinin salgın hale gelmemesi için daha fazla parayı gözden çıkarmaya yanaşmamıştı. Uluslararası Para Fonu, ABD ve birçok Avrupa hükümeti ona kesenin ağzını açmasını tavsiye ediyor. Böylece Avrupa’nın zirvesindeki isim giderek yalnızlığa itilmiş oluyor.

Deauville'den Brüksel'e

Angela Merkel şimdiye kadar en fazla desteği Fransa Cumhurbaşkanı’ndan aldı. İki yıllık kriz yönetimi sırasında, medyanın ‘Merkozy’ adını taktığı bu ikili daha iyi anlaşmaya başladı. 2010 yılının ekim ayında Merkel ve Sarkozy, sahil kasabası Deauville’deki randevularında ortak para birimi Euro’yu kurtarma stratejisini belirlediler. Almanya Başbakanı, borç günahı işleyenlerin otomatikman cezalandırılmamasını kabul ederken, Sarkozy de özel alacaklıların kurtarma operasyonuna ortak edilmesine onayını verdi. Aradan iki yıl geçmeden her iki karar da değişti. Yunanistan’ın kurtarılmasına alacaklıların da katkıda bulunmasının hata olduğu anlaşıldı. Hafta başındaki Brüksel zirvesinde onaylanan mali pakt borçlanma kriterlerini ihlal edenlerin otomatikman cezalandırılmasını öngörüyor. Merkel – Sarkozy ikilisi bu ilkeyi aralık ayında alelacele kararlaştırmış ve Sarkozy, Almanya Başbakanı ile Paris’te yaptığı görüşmede, ‘bize isteyen katılır, istemeyen katılmaz’, demişti.

‘Çok güçlüysek, ben ne yapabilirim!'

‘Merkozy'nin sözde alternatifi olmayan öneriler içeren yönetim tarzı birçok AB hükümet başkanının hoşuna gitmemeye başladı. Avrupa’nnın en kıdemli hükümet lideri olan Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker bir gazeteye verdiği demeçte, ‘bütün AB’nin Alman – Fransız makine dairesinde toplandığı izlenimine kapılmak istemediğini’ söylüyordu. Junker, Alman ve Fransız liderlerin, 17 Euro bölgesi ülkesinin istikrara kavuşturulmasıyla ilgili bütün önerilerin kendilerinden geldiği havasına girmelerinden ve bütün bu önerilerin daha önce, başkanlığını yaptığı Euro Grubu Maliye Bakanları toplantısında kararlaştırıldığının unutulmasından şikayetçi.

Angela Merkel bu eleştiriyi geri çevirdiği Berlin’deki basın konferansında, ‘büyüksek, ne yapalım’ dedikten sonra alınacak kararları dikte ettirmediğini, kimseyi başıboş bırakıp gelişmelere seyirci kalamayacaklarını ve akıl verdikleri gibi başka fikirlere de açık olmalarının hakimiyet kurmakla ilgisi olmadığını’, belirtiyordu.

Notu kırılan Fransa sallanmaya başladı

Nicolas Sarkozy şimdiye kadar kendi kamuoyuna, rotayı Merkel ile birlikte belirledikleri mesajını vermeye çalışıyordu. Ama derecelendirme şirketleri Fransa’nın kredi notunu kırdıktan ve ekonomik gelişmesiyle ilgili tahminler karamsarlaşmaya başladıktan sonra Sarkozy’nin ağırlığı azaldı. Nisan ayında yeniden seçilmek isteyen Sarkozy Fransızları bütçe disiplini ve reformlar konusunda ikna etmek zorunda. Fransa’da prestiji yüksek olan Almanya Başbakanı’na dört elle sarılmasının asıl nedeni bu. Madam Merkel seçim mitinglerinde Nicolas Sarkozy’e destek verecek. 2009’da da Sarkozy, Alman seçim meydanlarında boy göstermişti. Cumhurbaşkanı’nın dış ticaret müsteşarı televizyonda, Almanya’dan ders alıp ihracatçılığı geliştirmek zorunda olduklarını söylüyordu. Oysa daha iki yıl öncesine kadar Fransa büyük komşusunu, Avrupalı ortaklarına onlardan aldığından daha fazlasını satarak büyümeyi frenlediği gerekçesiyle eleştirmekteydi.

Monti de devrede

Mario Monti in Brüssel

İtalya Başbakanı Mario Monti

Avrupa’nın yönetilmesinde yeni İtalya Başbakanı Mario Monti de giderek söz sahibi olmaya başladı. Bağımsız iktisat profesörü kısa zamanda tasarruf ve reform planlarını yürürlüğe koydu. Monti Euro’nun, İtalyan krizi atlatılabildiği takdirde ayakta kalabileceğinin bilincinde. Bu güvenle de kendinden emin bir edayla Almanya’dan daha fazla destek, yani para istiyor. Bu güvenin Merkel ve Sarkozy’nin hoşlarına gideceği sanılmıyor. Nihayet, Berlusconi’yi istifaya zorlayıp Monti’ye iktidar yolunu açan onlar olmuştu. Üç lider on altı haftada üç kez bir araya gelip baş başa görüştükleri için medyada şimdi ‘Merkonti’ benzetmesi yapılıyor.

Merkel her şeye kadir değil

Küçük üyelerin kırgınlığı, Berlin’den çıktığı öne sürülen, Yunanistan’a bütçe komiseri atama fikri yüzünden daha da arttı. Yunanlılar bunu hakaret sayarken, Portekizliler de aynı şeyin kendi başlarına da gelebileceğinden endişelenmeye başladılar. Sert tepki üzerine Merkel komiser tayin etmekten vazgeçti. Ama Almanya Başbakanı çekinildiği kadar da her şeye kadir değil. Angela Merkel, eski Maliye Bakanlığı Müsteşarı Jörg Asmussen’in Avrupa Merkez Bankası baş iktisatçılığına atanmasını sağlayamadı. Hem de Fransa’nın vetosu yüzünden. Merkez Bankası’nın yönetimi şimdi, mali durumu pek de iyi olmayan ortak para bölgesi ülkelerinin elinde. Devlet borçlarına bütün Euro Bölgesi’ni ortak etme tartışması da henüz sonuçlanmadı. Euro tahvilini en çok isteyenler İtalya ve Fransa. Almanya buna şimdilik kesinlikle karşı. Bu pürüzün ‘Merkonti’ üçlüsü arasında sert tartışmalara yol açması beklenebilir.

Büyük finans spekülatörü George Soros’a sorulursa, Avrupa’yı ne Merkel, ne Sarkozy ve ne de Monti yönetiyor. Soros Davos’ta, 'Avrupa’da hangi siyasi kararların alınacağını aslında finans piyasası belirliyor, dümende politikacılar değil kreditörler oturuyor’, demişti.

© Deutsche Welle Türkçe

Bernd Riegert (DW)/A. Günaltay

Editör: Ayhan Şimşek

Önerdiğimiz linkler