1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Avrupa'nın en küçük başkenti: Valletta

AB’nin on yeni üyesinden biri Malta. Valletta ise, bir kilometreye altıyüz metrelik bir alan üzerinde yaşayan 8000 nüfusuyla Avrupa’nın en küçük başkenti. Barbara Gruber’in Valletta’dan izlenimleri...

Kent merkezinin kalbinin attığı yer, Republic Street...

Kent merkezinin kalbinin attığı yer, Republic Street...

Saat sabahın dördü. Kent sakinleri henüz derin uykuda. Oysa balık pazarı arı kovanını andırır bir hareketlilik içinde. Karidesten kılıç balığına kadar her çeşit deniz ürünü açık artırmayla el değiştiriyor. İlgi büyük, fiyatlar yükseldikçe yükseliyor. Birkaç saatin sonunda ortalarda boş kasalardan başka hiçbir şey kalmıyor. Balıkları tutanlar yataklarına, satın alanlar da adanın dört bir yanına dağımış dükkanlarına doğru ilerlerken Valletta yavaş yavaş uyanıyor.

Saat sekiz. Minicik bir kente sığışmış sayısız kilise, çan yarıştırıyor sanki. Her mahallenin bir kilisesi, her kilisenin kendi özgü ses rengi kulakta farklı yankılanan eşsiz çanları var. Çoğunluğu Hristiyan olan Valletta halkı, saat 08:00 ve 12:00‘de, bir de güneş batarken günde üç kez bu çan senfonisiyle duaya çağrılıyor.

Kentin nüfusu 8000

Valletta’nın nüfusu 8000, fakat hafta içi, iş saatlerinde 40 bine kadar ulaşabiliyor kenti dolduranların sayısı. Avukatlar, politikacılar, işadamları, memurlar ve de tabii turistler. Valletta’nın ana caddesi: Republic Street, Cumhuriyet Caddesi.

Buradan deniz yönüne inen yanyana minik sokakların hepsi, kenti inci bir gerdanlık gibi çevreleyen Grand Harbour’a, ünlü doğal limana çıkıyor. Malta’ya özgü, bej renkli taşlardan yapılmış binaların akşam güneşinde sunduğu görüntü, deniz ve gök mavisiyle birleşip bir renk cümbüşüne dünüşüyor. Belediye Başkanı Paul Borg Olivier, kentin tarihinden bahsediyor biraz:

"Valletta, başka Avrupa kentleri gibi tarihi bir süreç içinde yavaş yavaş gelişmemiş. Aksine kısa zaman içinde planlanmış ve yapılmış. Mimar Jean Parisot de la Vallette, Türkler‘in, 1565 yılına kadar süren işgalinin ardından, kalan enkaz üzerine inşa etmiş kenti. Malta’yı Türkler‘e karşı korumak üzere adaya gönderilen Fransız, İtalyan, İngiliz, İspanyol ve Portekizli şövalyeler, kente adını veren mimar de la Vallette’e çalışmalarında destek olmuşlar.”

Teatru Manoel...

Hava kararmaya, "Teatru Manoel"in önü de giderek dolmaya başlıyor. Teatru Manoel, daracık bir sokakta, ilk bakışta farkedilmesi bile güç bir yapı. Bu görünümüne karşın, içine girince, Avrupa’nın en güzel ve en eski opera binalarından birinde bulunduğunuzu anlıyorsunuz.

Ancak Valletta’nın, gece hayatı meraklıları için fazla çekici bir yanı yok. Valletta belki Avrupalı gece kuşlarının gözdesi olamayacak, fakat Akdeniz’in bu güneşli ülkesinin gece hayatı dışında sunacağı daha pek çok zenginliği var. Her adımda tarihin izlerine rastlanan, yaşayan kültürü ve güleryüzlü insanlarıyla Valletta, gezilip görülmeye mutlaka değer en minik Avrupa başkenti...