1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

ALMANYA

Almanya'da göçmenlerin dili tartışılıyor

Alman Goethe Enstitüsü'nün yürüttüğü "Sınır Tanımayan Dil" projesinin kapanış konferansı Berlin'de düzenlendi. Uzmanlara göre çocukların iki dilli yetişmesi ülke için bir zenginlik, kendileri için de büyük bir avantaj.

default

Günümüzde çalışma hayatında başarılı olabilmek için tek bir dil yetmiyor; mutlaka en az bir yabancı dilin bilinmesi gerekiyor. Birçok ülkede yabancı dil eğitimine ilk veya ortaokulda başlanıyor. Yapılan araştırmalar yabancı bir dilin erken yaşlarda çok daha kolay öğrenildiğini gösteriyor. Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı ülkelerde, özellikle göçmen kökenli çocuklar evde kendi dillerinde, sokakta ve okulda ise çoğunluk toplumunun dilinde konuşuyor, yani iki dilli olarak büyüyorlar. Freiburg Eğitim Bilimleri Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Ingelore Oomen-Welke, yaklaşık 16 milyon göçmen kökenlinin yaşadığı Almanya’da farklı dillerin ülkeye zenginlik kattığına işaret ediyor.

Çocuklara iki dilde de destek

Oomen-Welke, göçmen kökenli çocukların her iki dilde de desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. "Çocukların Almanca olarak öğrendiği şeyleri, kendi dillerinde de öğrenmesi önem taşıyor. Farklı dillerin konuşulması aynı zamanda karşılıklı olarak desteklenebilir" diyen Oomen-Welke, farklı dillerin öğrenilmesi için çocukların zorlanmasının gerekmediğini belirtiyor. Dil uzmanı Oomen-Welke, en ideal durumun her dersin iki dilli olarak yapılması olacağını kaydediyor. Oomen-Welke, göçmen kökenli çocukların evlerinde kendi anadillerinde konuşulmasının, Almanca öğrenilmesini engellemeyeceğini vurguluyor.

Çocuklarla konuşmak gerek

Çocuklarla iletişim kurulmasının önemli olduğunu vurgulayan Oomen-Welke, "Deneyimlerimiz şunu gösteriyor; çocuklarla çok fazla konuşulmayan ailelerde; hangi ülkede olursa olsun, çocuklarla sadece şunu yap, bunu yapma şeklinde konuşulduğu zaman, okulda ihtiyaç duyulan dil yeteneğini geliştirmek mümkün olmuyor" şeklinde konuşuyor.

Türkçe de önemli bir dil

Freiburg Eğitim Bilimleri Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Oomen-Welke, her dilin yerinin ayrı olduğunu, örneğin İngilizce’nin diğer bir dilden daha üstün olmadığını, dillerin bu anlamda birbiriyle karşılaştırılamayacağını belirtiyor. Wuppertal Üniversitesi Latin Dilleri Bölümü Öğretim Üyesi Lars Schmelter bazı Türk kökenli ailelerin çocuklarıyla Almanca konuşmaya çalıştığını, çünkü Türkçe’nin kabul görmeyen bir dil olarak algılandığına dikkati çekiyor: "Alman ve farklı kökene sahip öğretmenlere sorulması gereken şu; neden Türk kökenli ailelerin kafasında soru işaretleri oluşturuyorsunuz? Bana hiç bir zaman için ‘oğlunuzun Almanca ve Fransızca öğrenerek iki dilli büyümesi bir sorun mu’ diye sorulmadı. Ancak evde Türkçe ve Kürtçe konuşan ailelerde veya nasıl söylesem, Alman toplumunda kabul görmeyen diller söz konusu olduğunda, bu endişe giderek artıyor. Bu bir sorun."

Schmelter, herkesin kendi ve başkalarının anadiline saygı göstermesi gerektiğini belirterek, "göçmen kökenli aileler çocuklarıyla Almanca konuşsa daha iyi olur" diyen siyasetçilerin de, kendi anadillerinden yani Almanca’dan hiç bir zaman için vazgeçmeyeceklerini dile getiriyor.

Göçmenlerin Almancası kabul görmüyor

Almanya'da siyasetçiler, göçmenlerin topluma uyum sağlaması için Almanca öğrenmelerinin şart olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Toplumuna uyumun sadece Almanca ile değil çok dilliliğin geliştirilmesi ile sağlanabileceğini belirten Hamburg Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi İnci Dirim, göçmenlerin konuştuğu Almanca’nın yeterince kabul görmediğini savunuyor: “Evlerde Almanca, okulda istenilen şekilde konuşulmuyor. Fakat onu da kabul etmek gerekiyor, çünkü her göçmen, Almanca’yı bir Alman gibi konuşmak zorunda değil. Almanya’da da farklı şiveler var, Almanya’nın her yerinde Almanca aynı şekilde konuşulmuyor. Bunu herkes kabul ediyor. Ama göçmenler de kendi Almancalarını geliştirdiklerinde nedense kabul edilmiyor. Ben burada bir eşitsizlik görüyorum.“

Goethe Enstitüsü'nün projesi

Alman Goethe Enstitüsü’nün 30 ülkede iki yıl boyunca yürüttüğü ”Sınır Tanımayan Dil” adlı projede, bir ülkede farklı dillerin konuşulması bir sorun mu, yoksa kültürel bir zenginlik mi; insanların bir kaç dili birden konuşuyor olması siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan ne anlama geliyor gibi sorulara yanıt arandı. Projenin kapanış konferansı ise geçtiğimiz günlerde (18-19 Eylül) Berlin’de düzenlendi. Konferansta çok dilli olmanın avantajları, bilim ve iş dünyası için önemi, uyum ve dil gibi konular tartışıldı.


Jülide Danışman / Deutsche Welle (Berlin)

Editör: Ayhan Şimşek