1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Almanya'da büyük koalisyon vakit kaybettirir

Almanya’da sonbaharda yapılması planlanan erken seçimler öncesinde hemen her hafta yeni bir kamuoyu yoklaması yapılıyor. Son yoklamalar, Başbakan Gerhard Schröder’in erken seçim kararı almasından hemen sonra yapılanlardan epey farklı. Mayıs sonunda Hrsitiyan Birlik Partilerinin zaferi garanti gibi görünürken yeni kurulan sol ittifak dengeleri değiştirmiş görünüyor. Buna göre Hristiyan Birlik ve Hür Demokratlardan oluşacak olası bir koalisyonun oy oranı, Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve yeni sol ittifakın yapacağı olası bir güç birliğinden sadece yüzde bir daha fazla. Diğer yandan iktidardaki Sosyal Demokratlar ve Yeşiller, yeni sol ittifak ile koalisyona gitmeye hiç de sıcak bakmadığını pek

çok kez yineledi. Durum böyle olunca başka bir formül, yani Hristiyan Birlik ile Sosyal Demokratların büyük koalisyona gitme ihtimali yeniden gündeme geldi. DW’den Uta Thofern, Almanya’da erken seçimler öncesinde tartışılan bu son koalisyon senaryosunu sizler için analiz etti.

Almanlar için büyük koalisyon kavramı, çok da yeni değil. Almanya’da 1966 ile 1969 yılları arasında ülke tarihinin ilk ve şimdiye kadarki tek büyük koalisyonu kurulmuştu. O dönem bakıldığında Hrıstiyan Birlik Partileri ile Sosyal Demokrat Parti arasında kurulan bu koalisyonun, ülkeye 68 kuşağından daha fazla hareketlilik getirdiği görülür. Örneğin, 2. Dünya Savaşı sonrasında toplumun liberalleşmesinin temeli bu koalisyon tarafından atılmış, ardından halefi Sosyal Demokratlar ile Hür Demokratların oluşturduğu koalsiyonca tamamlanmıştı. Aynı büyük sosyal demokrat-muhafazar koalisyon, Doğu Bloku’na yönelik yeni bir politikanın belirlenmesi ve hükümet işlerinin modernleştirilmesinde de etkili oldu.

Bu nedenle halkın büyük çoğunluğunu arkasına alacak böyle bir koalisyonun, bugün de önemli bir dirençle ya da sonu gelmez tartışmalar ile karşılaşmadan, Almanya’nın kendisini aşmasına yardımcı olabileceği görüşü var. Seçmenlerin üçte biri de partiler arasındaki sürtüşmenin sona ermesi ya da sosyal açıdan daha katlanabilir reformların yapılması için böyle bir koalisyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Ama gerçeklik ile bu umutlar uyuşmuyor. 60’lı yıllarda gerek ekonomik gerekse sosyal koşullar epey bir farklı idi. Örneğin işsizlik sorun değil, devlet borçları ise herkese yabancı bir sözcüktü. İnsanlar ortalama 40 yıl boyunca aynı şirkette çalıştıktan sonra emekli olur, çocuksuz ailelere ise acınarak bakılırdı. Geçmişte toplumsal ve siyasi reform dendi mi, mutlaka sosyal bir takım armağanlar anlaşılırdı. Ama 21. yüzyılın Almanyası pembe uzlaşılardan çok, köklü değişikliklere ihtiyaç duyuyor.

Dahası, büyük koalisyonun partilerin birbirlerine uyguladığı bloke etme politikasını ortadan kaldıracağını sanmak da hata olur. Tam tersine şimdiye kadar Federal Meclis’te çoğunluğa sahip olan hükümet partileri ile Eyalet Temsilcileri Meclisi’nde ağırlıkta olan muhalefet, aralarındaki çekişmeyi hükümete taşırlar. Özellikle Sosyal Demokratlar populist bir sol muhafelet ile büyük koalisyondaki sorumluluklarını yerine getirme arasında kalır. Hele de artık sol akımların revaçta olamdığı düşünülürse...

Hristiyan Birlik ile Sosyal Demokratlardan oluşacak bir koalisyon, sayısal çoğunluğu temsil edebilir, ama alacağı kararlar fazlası ile yumuşatılmış ve etkisiz olur. Bu da Almanya’ya reform yolunda epey vakit kaybettirir.