1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Almanya göçmen siyasetini değerlendiriyor

Fransa’da yaşanan şiddet, milyonlarca göçmenin yaşadığı Almanya’da da yankı buluyor. Alman basınında göçmenlere ilişkin detaylar sergilenirken, gözler özellikle Türk ve Müslüman göçmenlere yöneliyor.

Almanya'da yaşayan Müslüman ve Türk azınlık, Fransa olaylarından sonra daha çok konuşulur oldu

Almanya'da yaşayan Müslüman ve Türk azınlık, Fransa olaylarından sonra daha çok konuşulur oldu

Fransa‘da göçmen gençlerin ayaklanmaları sonucu çıkan olaylar Almanya basınında geniş yer buldu. Çok sayıda gazeteci ve politikacı şimdi, benzer olayların Almaya‘ya da sıçrama olasılığı üzerinde kafa yoruyor. Bu bağlamda gözler ister istemez 60‘lı ve 70‘li yıllarda konuk işçi olarak Almanya’ya gelen, ardından da bu ülkeyi yurt tutan Müslüman Türklere çevriliyor. Almanya’da doğup büyüyen Türk gençleri kendilerini bu ülkenin yerlileri olarak görmelerine karşın, uyum ve eğitim konularında büyük sorunların yaşandığı da bir gerçek. Almanya’daki genel eğilim, Fransa’da yaşanan gelişmeleri kültürel ve dini temellere dayandırırken, bazı görüşler ise olayları İslamiyet‘e mal ediyor. Peki bu görüş ne kadar doğru?

Medyanın ilgisi

Köln’de yayınlanan bulvar gazetesi Express, Berlin ve Bremen’de de otomobillerin kimliği belirsiz kişilerce kundaklanması üzerine, “Şiddet dalgası bize mi sıçradı?“ diye yazdı. Fransa’daki şiddet olaylarının ardından Almanya’da, “Olaylar bize de yansıyacak mı?“ şeklindeki sorular gündeme oturdu. Gazeteler de tiraj kaygısıyla, konuya özel bir önem verdi. Konu sadece bulvar gazetelirinin manşetlerinde yer almakla yetinmedi, diğer medya dalları da Almanya’nın tehlikede olduğunu duyurdu.

Müslüman azınlığa dikkat

Uyarıyı yapanların büyük kısmı, daha önce “Paralel toplum“, “Yabancılaşma“ ve “uyum konusundaki isteksizliği“ dile getiren kesim oldu. Bu kesim, tehlikenin Müslüman azınlığın arasında kol gezdiği inancını yineledi. Bu yayın organlarının arasına, hassaslığıyla bilinen haber dergisi „Der Spiegel“ de girdi. Dergi, Fransa’daki olayları değerlendirdiği bir haberinde Fransa, İngiltere, İspanya ve Hollanda haritalarını yayınlayarak, bu ülkelerde yaşayan Müslümanların sayılarını verdi.

Bu arada gözden kaçan bir husus ise, Fransa’da olay çıkaranların çoğunluğunun Müslüman olmalarına karşın olayların nedeninin din olmadığıdır. Olayların temelinde yatan neden bu insanların son derece kötü sosyal, toplumsal ve ekonomik durumlarıdır. Olaylar ABD’de az gelişmiş bölgelerde çıkan zenci gençlik olayları, İngiltere’deki yoksul kesimin kendi arasındaki çatışmaları ve Almanya’daki Türk gençleri ile eski Sovyetlerden gelen Alman kökenli gençlik arasındaki çatışmalara benziyor.

Fırsat eşitsizliği

Burada sözkonusu olan din değil, fırsat eşitsizliğidir. Bunun da bir çok nedenleri olabilir: Örneğin, yetersiz okul eğitimi, mesleksizlikten ötürü işsiz kalma gibi sorunlar gençlerde bunalıma neden olabilir. Burada dinin rolü kesinlikle çok önemsizdir. Buna karşın köktendinciler, gençliğin içinde bulunduğu buhran ortamından yararlanmayı deneyebilirler. Ancak bu durum Fransa’da sözkonusu olmamıştır; En azından şimdiye kadar durum böyledir. Bilakis, ülkedeki İslam örgütleri liderleri halkı yatıştırma çabası içine girmişlerdir.

Umarız Almanya’daki siyasiler Fransız meslektaşlarından farklı davranırlar. Onların yaptıkları hataları yapmazlar. Örneğin Fransız İçişleri Bakanı, olayları çıkaranları itham ettiği sözleriyle ateşi körüklemiştir. Gerçi Almanya’da bu tür sözleri söyleyen istifa etmek zorunda kalırdı. Ama Fransa’da bu sözler şiddetin artmasına yol açmıştır. Olaylar üzerine, “kanun ve nizam adamı“ olarak tanınan Bavyera İçişleri Bakanı Beckstein bile Almanya’da uyuma yönelik çalışmaların artırılmasını talep etti. Ancak bu talep sadece göçmenlere yönelik olmamalıdır. Tam tersine, hükümet, resmi kuruluşlar ve yerli toplum azınlıklara yönelik uyum çabası içine girmelidir. Artık, sadece göçmenlerden uyum sağlamalarını beklemenin yanlış olduğu ortaya çıkmıştır.

Almanya-Fransa arasındaki fark

Almanya ile Fransa arasındaki diğer bir fark ise, Almanya’daki göçmenlerin sadece bir kısmının Alman vatandaşlığına geçmiş olmasıdır. Almanya’da yasaların esnek hale getirilmesi bile vatandaşlık işlemlerini kolaylaştırmamıştır.

Ayrıca, halk arasında göçmenler hala, „konuk işçi“ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama onların buraya ait olmadıklarını ve geçici süre için Almanya’da bulundukları kanaatini ortaya koymaktadır.

Fransa’da ise bu kişiler Fransız vatandaşlığına alınmış ve göçmen olarak tanımlanmıştır. Ancak kendi banliyölerinde yetişen bu insanlar, vatandaş olmalarına rağmen ikinci sınıf muamelesi gördüklerini anlamışlardır. Bu duruma Almanya’ya göç eden Alman kökenli gençler de örnek gösterilebilir. Bu gençler Alman vatandaşıdır. Bu nedenle yabancılarla ilgili istatistiklerde onlara rastlanmaz. Ancak, birçoğu buna rağmen Almanya’ya uyum sağlayamamış veya uyumda güçlük çekmiştir.

İlk sırada Türkler geliyor

Yabancı, yani Almanca tabiriyle “Auslaender“ tanımı genellikle Müslümanlar için kullanılır. Almanya’da ilk sırada Türkler vardır. Bazı kesim onları genellikle “Kültüre yabancı olan“, “uyum sağlaması mümkün olmayan“ kişiler olarak görülür.

Bu arada kesinlik kazanan bir unsur ise entegrasyonun çift taraflı olması gerektiğidir. Uyumla ilgili yerli toplum da üzerine düşeni yamalı ve özellikle eğitim gibi konularda göçmenlere imkan tanımalıdır. En azından bu husus Almanya’ya Fransa’da yaşanan gerginlikler konusunda bir ders veribelir.

  • Tarih 10.11.2005
  • Hazırlayan Peter Philipp
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaPS
  • Tarih 10.11.2005
  • Hazırlayan Peter Philipp
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaPS

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN