1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

ALMANYA

Almanlar'ın "öteki" anlayışı

Almanya’da yabancılar için çok farklı kavramlar kullanılıyor: Göçmen, gurbetçi, göçmen kökenli kişi... Yarısı Alman vatandaşlığına geçen göçmenler de yabancı kavramına dâhil ediliyor.

default

Resmi veriler, Almanya'nın tipik bir göç ülkesi olduğunu ortaya koyuyor. Almanya'da 15 milyondan fazla yabancı yaşıyor. Peki, aslında “yabancı” ne demek? Ya da göçmen? Her halükarda, göçmen kelimesi, bir yerden başka bir yere gidip oraya yerleşenleri kastediyor. Oysa göçmenlerin yarısı Alman vatandaşlığına geçmiş, yani onlar da artık Alman vatandaşı. Bu durumda akla şu soru geliyor. Göçmenler artık bu ülkenin pasaportunu taşıdıkları halde, neden hâlâ , “yabancı hemşehriler” olarak tanımlanıyorlar?

Aslında bu kavramla nazik ve düşünceli olunmaya çalışılıyor. Ancak Köln Belediyesi Entegrasyon Şube Müdürü Marlis Bredehorst, bu kavramın kendi içerisinde büyük anlam farklılıkları gösterdiğini belirtiyor:

"Yabancı hemşehriler, bana, sanki bir yere ait olmayan biri gibi geliyor. Ayrıca, bana “asalak“ yakıştırmasını hatırlatıyor. Gerçekte, ’Biz’ ve ’diğerleri' diye bir ayrım yapılıyor.“

“Biz” ve “ diğerleri

“Biz“ ve “diğerleri“. Peki, “biz“ kelimesini ne şekilde tanımlıyoruz? “Diğerlerini“, “biz“den ayıran nedir? Bu sorular “yabancı hemşehriler” kavramında da hissediliyor. Bir hemşehri, bir vatandaşa dönüşebilir mi? Lina Hüffelmann, bunun zor olduğunu söylüyor. Çünkü bir hemşehri, çoğunlukla sadece bir hemşehri olarak adlandırılmıyor.

"Bir yabancı hemşehri kavramı söz konusu! Öncelikle böyle adlandırılıyor. Böyle söylenmek istendiği zaman bu kavram, normal olmayan birisi anlamına geliyor. Birlikte yaşamanın normal olduğu diğer herkes gibi değil, tam aksine özel bir hemşehri. Böyle adlandırılıyor. Bu, ya milliyete ya da başka bir kategoriye bağlanıyor.“

Durum çok karmaşık. Bazı insanların uzak ülkelerden gelmiş olduğunu fark etmek mümkün değil. Peki, onların görüşlerini sorabilir miyiz? Marlis Bredehorst, yabancı hemşehrilerin de bu konuda normal vatandaşlar gibi mütereddit olduğunu söylüyor:

"ABD’deki siyahîlerin geçmişini hatırlıyorum. Onlar her zaman, “Lütfen, siyahî olduğuma aldırış etme“ derler. İkinci solukta da “Ancak siyahî olduğumu hesaba kat“ derler, "çünkü rengimden dolayı ayrımcılığa uğruyorum." Gerçekten farklı kültürlerden oluşmanın normal kabul edildiği bir Alman toplumuna ulaşana kadar, daha uzun bir yol kat etmemiz gerektiğine inanıyorum.“

Kavram karmaşası

Almanya, pek çok kültürün bir arada yaşadığı bir ülke ancak hâlâ bir vatandaşlar toplumu değil, bilakis, bir hemşehri toplumu. Lina Hüffelmann, bu kavramın pek de masum olmadığını söylüyor. Çünkü bu, Federal Almanya Cumhuriyeti toplumundaki güç dağılımına da ayna tutuyor:

"Soru hep, bu terimi kimin kullandığı ve kimin bulduğu yönünde. Bunu kullananlar, çoğunluk topluluğu. Göçmen ya da göçmen kökenli kişiler değil. Ve şöyle baktığınız zaman, onlar öncelikle “yabancı“ olarak adlandırılıyor. Daha sonra da “gurbetçi” ve “göçmen“, “göçmen kökenli kişiler“ ya da “göçmenlik geçmişi olanlar“ şeklinde. Bunun dil ve tanımlama bakımından değiştirilmesine çalışılıyor ama ardında hâla “biz“ ve “onlar“düşüncesi yatıyor."


Kersten Knipp / Çeviri: Başak Sezen

Editör: Ahmet Günaltay