1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Almanca'yı sevelim sevdirelim

AB'nin üç tane çalışma dili var. Ancak bunlar arasında daha çok İngilizce ve Fransızca tercih ediliyor. Alman politikacılar Almanca'nın da yaygınlık kazanması için çaba veriyor.

default

Almanca, AB ülkeleri içerisinde en fazla konuşulan ana dil. Almanya ise AB’nin ekonomik açıdan şüphesiz en önemli ülkesi. Bu nedenle Almancanın, Fransızca ve İngilizcenin yanı sıra AB’nin üç çalışma dilinden biri olması şaşırtıcı değil. Ancak pratikte, Almanca, sadece ikincil bir role sahip. Örneğin açıklamalar sıklıkla İngilizce yapılıyor. Toplantılarda İngilizce ya da Fransızca tercih ediliyor. Alman tarafının buna tepki göstermesinde, Alman politikacıların iyi derecede İngilizce ya da Fransızca bilmemeleri rol oynuyor olabilir.

İngilizce yaygınlaşıyor

AB'nin 2004 yılında doğuya doğru genişlemesinden bu yana İngilizce'nin önemi daha da arttı. Hatta Fransızcayı da zorlamaya başladı. Avusturya’nın Avrupa Parlamentosu milletvekili Andreas Mölzer, bu yılın başında Avrupa’nın diplomasi dillerinin hangileri olacağı sorusu ortaya çıktığında, Avrupa Birliği'nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton'dan Almancaya daha fazla yer verilmesini talep etmişti.

Mölzer, “Yeni dışişleri bakanının Birlik’in üç çalışma dili arasında yer alan Almancanın da Avrupa dış politika biriminde kullanılması için duyarlı bir şekilde harekete geçmesinin zamanı gelmiştir" şeklinde konuştu.

Ashton’un tepkisi gecikmedi. Üstelik bu talebe Almanca konuşarak yanıt verdi: “Ben okulda iki yıl Almanca öğrendim ama şimdi unuttum. Ben de bu dili konuşuyorum ve gittikçe daha iyi olacağım. Sizinle bugünkünden daha iyi şekilde Almanca konuşabileceğim anı sabırsızlıkla bekliyorum.“

Barroso'dan Wulff'a Almanca jesti

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle de AB’nin dışişleri bakanlığı hizmeti verecek olan yeni biriminde İngilizce ve Fransızcanın yanında Almancanın da eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtmişti. Ashton bu konu da güvence verdi. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ise belki nezaketten belki de siyasi dengeleri gözettiğinden, Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un Brüksel ziyareti sırasında Almanca konuşmayı tercih etmişti. Barroso, “Yeni Cumhurbaşkanı’nın ilk yurtdışı seyahatini AB kurumlarına yapmış olmasından dolayı çok memnunum" ifadelerini Almanca olarak dile getirmişti.

Politikacıların zor anları

Komisyon görevlileri, normal olarak birden fazla yabancı dil bilenlerden seçiliyor. Bu da 27 ülkenin üye olduğu ve farklı dillerin konuşulduğu bir kurumda çalışmayı kolaylaştırıyor. Eski Komisyon Sözcüsü Johannes Laitenberger de bir açıklamasında Almanca'nın tam anlamıyla uluslararası nitelik taşımadığını belirtmişti.

Laitenberger, “Ben burada Almanya’nın temsilcisi olarak görev yapmıyorum ancak tabii ki Avrupa Komisyonu’nda çalışıyorum diye Almanlıktan da vazgeçmiş değilim" dedi.

Laitenberger, çalışma dili olmasına rağmen, basın toplantılarında Almanca konuşmaktan kaçınıyordu. Bir Alman gazeteci, Almanca soru sorduğunda, “söylenenleri mümkün olduğunca çok sayıda kişinin anlayabilmesi için“ İngilizce yanıt vermişti. Ancak bazen politikacılar, yabancı bir dili konuştuklarında zor durumda da kalabiliyorlar. Tıpkı AB Komisyonu'nun Enerjiden Sorumlu Üyesi Günther Öttinger’in bu yılın başında düzenlediği ilk basın toplantısında olduğu gibi. İngilizce konuşmayı tercih eden Öttinger, İngilizce “enerji“ kelimesini, ”anarşi“ olarak telaffuz etmişti.


© Deutsche Welle Türkçe


Christoph Hasselbach / Çeviri: Başak Sezen

Editör: Ahmet Günaltay