1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Alman iç siyaseti kaynıyor

Uta Thofern5 Mart 2005

Alman siyaset sahnesi cadı kazanına döndü. Hükümet ve muhalefet partileri arasında hemen her gün bir konuda kavga patlak veriyor, siyasi gündeme karşılıklı suçlama ve hakaretler damgasını vuruyor. Seçmenler ise görev başına getirdikleri siyasetçilerden anlamsız ağız dalaşları değil, siyasi sorunlara çözüm bulmalarını bekliyor. Almanya’daki mevcut siyasi ortamla ilgili Uta Thofern’in yorumu:

https://p.dw.com/p/AZxy

“Alman siyasi partileri arasında abartma ve gerginliği tırmandırma yaklaşımı öne çıkarken, Alman federal meclisinde artık gerçek tartışmalara rastlamak imkansız hale geldi. Uzun süredir gerçek politika sadece meclis komisyonlarında yapılıyor. Parti merkezleri içinde ya da önünde yapılan basın toplantıları ya da televizyonlardaki tartışma programları, siyasi sahne olarak Meclis’in yerini aldı. Önemli olan, çarpıcı sözler söylemek. Bu sözlerin demokratlar arasındaki bütünlüğe yıkıcı etkilerde bulunabileceği düşünülmüyor bile. Düşüncesizce karşılıklı sürdürülen karalama çabaları demokratların birliğini zayıflatıyor.

Bir sonraki eyalet parlamento seçimlerini düşünerek ne pahasına olursa olsun kamuoyunun ilgisini çekme adına, siyasi aktörler asıl hedeflerini unutmaya başladılar. Alman seçmen, siyasetçilerin gerçek bir hedefi olduğundan bile şüpheli ve bu şüphe giderek artıyor. Hristiyan Sosyal Birlik partisi Genel Başkanı birden çıkıp hükümeti, artan işsizlik nedeniyle Almanya’da aşırı sağın güçlenmesinden sorumlu tutuyor.

İktidardaki Sosyal Demokratlar, muhalefetin işsizliğe karşı ittifak önerisini yalancılık ve perişanlık diye niteleyerek geri çeviriyor, muhalefeti, işverenin değil işçinin haklarını kırpmak istemekle suçluyor. Hristiyan Demokrat Birlik’in sıradaki eyalet parlamentosu seçimlerindeki baş adayı, Dışişleri Bakanı Joschka Fischer etrafında dönen vize skandalını, ’1945 yılından bu yana işlenen en ağır insanlık suçu’ olarak kınıyor, Dışişleri Bakanı ise kendisini eleştirenleri dolaylı olarak ırkçılıkla suçluyor.

Bunların ardından Hristiyan Sosyal Birlik Genel Sekreteri, cinsel suçlara karşı yasaları sertleştirmediği için son çocuk cinayeti olayında Başbakan Gerhard Schröder’in de sorumluluk taşıdığını söylemekten çekinmiyor. Konu ne olursa olsun, sanki mücadele edilecek şey sorunun kendisi değilmiş de sadece siyasi rakipmiş gibi bir izlenim yaratılıyor. Seçim sonuçlarını kılpayı farkların belirlediği bir dönemde siyasi cephelerin giderek keskinleştiği ve savaşın sertleştiği teorisi ağırlık kazanıyor. Birlikte oturup sorunlara çözüm arama, ortak yönleri saptama modeli tarihe karışmış görünüyor.

5 milyon 200 bin kişinin işsiz olduğu, çocukların koşullarının giderek kötüleştiği bir ülkede insanlar siyasetten çözümler bekliyor. Siyasi rakibi karalama, suçlama kampanyaları ya da skandallar yaratmayı değil. Siyaset çözümler bulmadaki bu isteksizliğini sürdürürse bunun tek sonucu seçimlere katılımın düşmesi ya da siyasetten soğuma olmaz. Aynı zamanda aşırı partilerin basit sloganlarla parsayı toplamasına da yol açılmış olur. Yeşiller Partisi lideri Reinhard Bütikofer’in dediği gibi: ’Karalamayı siyasetinin merkezine taşıyan, demokrasiye karşı suç işlemiş olur.’

Doğru bir söz ve herkes için geçerli.“