1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Alman dış polikası 2003'te zorlu geçti

2003 yılında Berlin’de Sosyal Demokrat - Yeşil koalisyonun dış politikasına ABD‘ye ilişkileri zedeleyecek şekilde Irak Savaşı’nın reddedilmesi ve AB’yi güçlendirme çabaları damgasını vurdu. Ve Fransa – Almanya ilişkileri niç olmadığı kadar yakınlaştı...

Almanya Başbakanı Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac işbirliğini geliştirdi

Almanya Başbakanı Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac işbirliğini geliştirdi

Bu yılın ilk haftlarında Almanya Başbakan Gerhard Schröder bir yıl önceki seçim kampanyasında başarılı olduğu denenen bir uygulamaya geri döndü. Seçim kampanyalarında yaklaşmakta olan Irak Savaşı’na karşı tavır aldı. Schröder, ”Almanya’nın savaşı meşru kılacak bir karara onay vermesini beklemeyin. Bunu beklemeyin” şeklindeki tavrını değirtirmedi. Başbakan, Sosyal Demokratlar‘ın o sırada devam eden BM denetçilerinin çalışması başarısız kalsa bile, Almanya’nın Irak’a karşı savaşa kesinlikle destek vermeyeceğini kamuoyuna açıkladı.

O güne kadar sadece ülkesinin savaşa katılmayacağını söyleyen Başbakan, bundan sonra, sorunu barışçı yoldan çözebileceğine inanılan tek kuruluş olan Birleşmiş Milletler’i de kendi savlarına dahil etti. İlk kez, yıl başından beri Almanya’nın da üyesi olduğu Güvenlik Konseyi’nde nasıl oy kullanılacağı tartışılmaya başlandı. Bunu izleyen haftalarda Schröder, savaş karşıtı Fransa’yla yakınlaşmaya çalıştı.

Schröder’in zaman tanınmasını talep ettiği silah denetçileri, o dönemde Irak’ta o güne kadar giremedikleri binalara sadece Amerikan ve İngiliz birlikleri Körfez’e yığıldığı için girebiliyordu. Bu tehdidin anlamı üzerinde Irak Savaşı başlayana kadar çok tartışıldı. Almanya’daki muhalefet adına Hristiyan Demokrat Birlik Partisi Genel Başkanı Angela Merkel, hükümetin askeri seçeneklere karşı kesin tavır alarak, dış politik manevra yeteneğini kısıtladığını savunuyordu.

ABD – Almanya ilişkileri gerildi

Alman hükümetinin savaşa karşı tutumu, ABD‘yle olan ilişkileri donma noktasına getirdi. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, duyduğu öfkeyi en açık şekilde dile getirdi. Almanya’nın tutumunu, Libya ve Küba’yla aynı kefeye koydu ve ”Hiç birşey yapmayacaklarını söyleyen üç veya dört ülke var. Sanırım bunlar Libya, Küba ve Almanya” nitelemesini yaptı.

Berlin’de muhalefet ise hükümeti, ülkeyi izolasyona sürüklemekle suçluyordu. Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ise bunlardan etkilenmeden, devamlı Irak’ta çıkabilecek bir savaşın olası sonuçları karşısında uyarılarda bulunuyordu. Tüm bölgenin istikrarının bozulabileceğini ve ABD‘nin tek başına hareket etmesinin, dünyadaki dengeleri nasıl etkileyebileceğini vurguluyordu.

Amerikan ve İngiliz birliklerinin ilk saldırısının ardından 19 Mart’ta bir televizyon konuşmasıyla halka seslenen Başbakan Gerhard Schröder, savaşı engellemeye çalıştıklarını ve Saddam Hüseyin’in silahsızlandırılmasında BM yolunu olduğuna işaret ediyordu. Ancak Schröder buna rağmen Amerikan birliklerinin ülkeden geçiş haklarına izin verdi. Hatta Amerikan garnizonlarının korunmasıyla Alman ordusunu görevlendirdi. Ana muhalefet lideri Merkel ise ABD‘nin yanında tavır aldı.

Fransa’ya işbirliğini geliştirdi

Başbakan‘ın, Washington’la yeniden görüşmeye başlamak için, savaşın bitmesini beklemekten başka çaresi kalmamıştı. Bu arada Berlin hükümeti, Fransa’yla işbirliğini daha da geliştirmeye başladı. Yıl, Elysee Anlaşması’nın 40. yıldönümü kutlamalarıyla başlamıştı, Irak konusundaki güç birliği, AB Konvansiyonu’nda ve savunma politikasındaki ortak girişimlerle devam etti. Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac sık sık Berlin’de buluştu.

Schröder, aynı şeyi Alman - İtalyan ilişkileri hakkında söyleyemiyordu. İtalyan hükümeti, Irak konusunda açıkça Amerika’nın yanında yer almıştı. Üstelik, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı görevini devralır almaz İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin bir müsteşarının Almanları rencide eden sözler sarfetmesi üzerine Başbakan Schröder İtalya tatilini iptal ediyordu.

Alman - Amerikan ilişkileri de hala buz gibiydi. Schröder’in sürekli, dostlar arasında arada bir görüş ayrılıkları olabileceğini söylemesi de durumu değiştirmiyordu. Önce Savunma Bakanı Peter Struck, Washington’a giderek, meslektaşı Donald Rumsfeld’le gergin bir görüşme yaptı.

Washington’la ilişkilerde yumuşama

Ardından Mayıs ayı ortasında Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell Berlin’e gelerek, Schröder ve Fischer’le görüştü. Powell, Balkanlar’daki ve Afganistan’daki Alman desteği için teşekkür etti. O tarihlerde bu destek, 2500 Alman askeri için giderek güçleşiyordu. 2003 yılı Haziran ayı başında dört Alman askeri bir saldırıda öldü. Fakat Savunma Bakanı Struck, bu göreve son verilmesini reddediyordu.

Saldırının ardından ABD Başkanı George Bush da bizzat telefona sarılarak, Başbakan Gerhard Schröder’e taziyetlerini bildirdi. Birkaç hafta sonra da gazetecilere, Alman ordusunun Afganistan’daki çalışmasını övdü. Bu sözlü yumuşama, iki politikacının yeniden biraraya gelmesinin yolunu da açıyordu. Bu buluşma, New York’ta, BM Genel Kurulu sırasında gerçekleşti. Bush’un konuşması, 16 ay sonra uzlaşma yolunda olunduğunu gösteriyordu.

Almanya BM’nin rol alması isteğini sürdürdü

Fakat Irak politikasında ayrılıklar sürdü. Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, o günden bugüne Almanya’nın, Birleşmiş Milletler’in Irak’ta güçlü bir rol oynamasını ve egemenliğin Irak halkına devredilmesi için bir takvim yapılmasını istediğini söylüyordu.

Almanya, BM’nin yapılarında reform yapılmasını savunuyor. Avrupa’da da Almanya kendisini itici bir güç olarak algılıyor. Avrupa Anayasa tasarısını değişiklik yapılmadan kabul ettirmek ve Avrupa Savunma Politikası’nı güçlendirmek istiyor. Amerika ve İngiltere’nin bu konudaki kuşkularıysa Almanya’da anlaşılmıyor.

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN