1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

ABD'de şahinler dönemi ve Türkiye

31 Mart 2018

ABD'nin şahinlerinden Mike Pompeo, yakında resmen Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturuyor. John Bolton da Ulusal Güvenlik Danışmanı olacak. Şahinlerin göreve gelmesi, Türkiye ile ilişkilerde zor bir dönemin habercisi.

https://p.dw.com/p/2vFxT
ABD'nin müstakbel Dışişleri Bakanı Mike Pompeo
ABD'nin müstakbel Dışişleri Bakanı Mike PompeoFotoğraf: Getty Images/AFP/S. Loeb

ABD'de Rex Tillerson'ın 31 Mart'ta Dışişleri Bakanlığı görevini resmen ayrılmasının ardından eski CIA başkanı Mike Pompeo'nun Senato'daki onay sürecinin ardından yakında ABD Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturması bekleniyor. 9 Nisan'da da Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak göreve başlayacak deneyimli büyükelçi John Bolton geçmişte Türkiye'nin politikaları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konularında eleştirel görüşler ifade etmişti.

ABD Başkanı Donald Trump'ın dış politikada kritik görevlere şahin görüşleriyle bilinen isimleri getirmesi, Washington-Ankara hattında zor bir dönemin başlangıcı olarak görülüyor.

"Türkiye için çetin muhataplar"

Düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu'nun (GMF) Başkan Yardımcısı ve Dış Politika Direktörü Ian Lesser, DW Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede "Trump, kendisinin ‘Önce Amerika' stratejisini uygulamaya hazır isimleri seçti. Önümüzdeki süreç ABD'nin bazı müttefikleri için çok da rahat geçmeyebilir" diye konuştu. Geçmişte ABD Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan ve Türkiye konularında uzmanlığıyla bilinen Lesser, Trump'ın yeni dış ve güvenlik politikaları ekibinin, Ankara ile ihtilaflı pek çok konuda daha sert bir tavır takınabileceğini söyledi.

John Bolton, ABD'nin yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olacak
John Bolton, ABD'nin yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olacak Fotoğraf: picture-alliance/AP/A. Brandon

Brookings Enstitüsü uzmanlarından Amanda Sloat ise gerek müstakbel Dışişleri Bakanı Pompeo'nun, gerekse yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton'ın, Türkiye ile NATO müttefiki olarak ilişkilerin muhafaza edilmesinin önemini anlayacakları görüşünde. İlişkilerde Suriye konusunun kritik bir eşik olduğunu vurgulayan Sloat, "Trump'ın ilk yılında Beyaz Saray, dışişleri ve savunma bakanlıklarından Suriye'ye yönelik politik yaklaşımlarında farklı mesajlar verildiğine tanık olduk. Pompeo ve Bolton ilk iş olarak Suriye konusunda net bir yaklaşım ortaya koymak durumunda kalacak" değerlendirmesi yaptı.

Suriye'de uzlaşı sağlanır mı?

Deneyimli bir diplomat olan Bolton, bir televizyon programında Türkiye'nin Afrin harekatını değerlendirirken ABD yönetiminin IŞİD'le mücadelede PYD ile işbirliği yapmasını eleştirmiş, "Marksist Leninist bir milis gücü ile ittifaka girişmenin yanlış olduğunu" savunmuştu. Bolton, ABD yönetiminin Türkiye'nin hassasiyetlerini gözetmesi gerektiğini, Batı yönelimli bir Türkiye'ye NATO müttefiki olarak ihtiyaç duyduklarını vurgulamakla birlikte Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sert eleştirilerle hedef almıştı. Bolton "Çok tehlikeli bir oyun oynuyor" dediği Erdoğan'ın Türkiye'yi Batı'dan koparmaya çalıştığını iddia etmişti.

Bu görüşleri dile getiren Trump'ın yeni dış politika ekibinin, Suriye politikasında nasıl bir tavır takınacağı merak edilen konuların başında geliyor.

Ian Lesser, Suriye'de istikrarın sağlanması için asgari düzeyde de olsa bir mutabakat zemini oluşturulmasının, Türkiye için olduğu kadar ABD'nin de çıkarına olduğu görüşünde. Ancak Lesser, Ankara'nın sınır ötesi operasyonları konusunda yaygın endişelere "Türkiye'nin Suriye'deki operasyonlarının IŞİD ile mücadele hedefini zayıflattığı kanaati var. Bu görüş ayrılığını aşmak, özellikle de ABD yönetimine katılan yeni isimlerle, oldukça zor görünüyor" sözleriyle dikkat çekti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın eski müsteşar yardımcısı Amanda Sloat ise Türkiye'nin ABD'den YPG'nin Menbiç'ten çıkarılması talebi için müzakerelerin beklenmesi gerektiğini söyledi. Amerikan ordusunun bugüne kadar özellikle IŞİD'le mücadele hedefine odaklandığını hatırlatan Sloat, "Ancak bu mücadelede sona yaklaşılıyor. Bu nedenle ABD'nin daha geniş kapsamlı bir strateji geliştirmek zorunda olduğu açık" değerlendirmesini aktardı, Türkiye ile görüşmelerin de bunun üzerine inşa edilebileceğine işaret etti.

Ankara-Moskova ilişkileri

Türkiye-ABD hattında Suriye konusu kadar önem taşıyan bir diğer gündem maddesi de Rusya ile ilişkiler. ABD'nin son günlerde Batılı müttefikleriyle birlikte Rusya'ya karşı sertleşen tavrına dikkat çeken Lesser, "Rusya ile gerilimin artmasıyla Türkiye daha zor tercihler yapmak durumunda kalacaktır" öngörüsünü dile getirdi. Lesser, Türkiye'nin Rusya'dan hava savunma sistemi S-400'ü almakta ısrar etmesi halinde ABD Kongresi'nde Türkiye'ye karşı adımlar atılabileceğine işaret etti.

"Washington'da Türkiye'nin İngiltere'deki Skripal saldırısı konusunda NATO müttefikleriyle birlikte hareket etmemiş olmasından dolayı hayal kırıklığı var" diyen Amanda Sloat da Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sisteminin alması halinde sıkıntılı bir sürece girileceğine dikkat çekti. ABD Kongresi'nde Rusya konusunda kabul edilen yaptırımlarda, başka ülkelerin Rusya ile savunma alanında önemli boyutta alım satım yapmasını yasaklayan bir hüküm olduğuna dikkat çeken Sloat, bu nedenle Türkiye'nin yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğini ifade etti.

İran nükleer programı

Ankara-Washington hattında bir diğer önemli gündem maddesini de İran ile ilişkiler oluşturuyor. Trump'ın yeni dış politika ekibi, İran'la nükleer krize çözüm getiren anlaşmayı eleştirirken askeri seçeneklerin masada tutulmasını savunuyor. Trump yönetimi, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması konusunda yeni taleplerde bulunmuş, bu adımların atılmaması durumunda ABD'nin anlaşmadan çekileceği uyarısında bulunmuştu. Türkiye ise AB ülkeleri gibi anlaşmanın muhafaza edilmesini, bölgede yeni askeri çatışmalara yol açabilecek gerginliklerin önlenmesi gerektiğini savunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump
ABD Başkanı Donald Trump Fotoğraf: Getty Images/J. Swensen

ABD ile İran arasında gerilimin askeri bir çatışmaya doğru tırmanması durumunda Ankara - Washington hattında savunma alanında işbirliği, bölgesel güvenlik, üslere erişim gibi konularda çetin süreçler yaşanabileceğine dikkat çeken Ian Lesser, 2003 yılında Irak işgali sürecinde Türkiye ile yaşanan tezkere krizini de anımsatarak "Türkiye yeniden çok, çok zor seçimler yapmak zorunda kalabilir" dedi.

Lesser ayrıca Trump'ın yeni danışmanı Bolton'ın ABD'nin 2003 yılındaki Irak işgali sırasında Amerikan Dışişleri Bakanlığı müsteşar yardımcısı olduğunu, bu nedenle o dönemde Washington ile Ankara arasında yaşanan gerilimi en iyi bilen isimlerden biri olduğunu hatırlattı.

Bolton yakın geçmişte katıldığı bir televizyon programında Irak tezkeresinin TBMM'de reddedilmesinden Erdoğan'ı sorumlu tutmuş, Erdoğan'ı ABD'nin Irak planlarını sabote etmekle suçlamış, "Bence o ABD'nin dostu değil" demişti.

Erdoğan'a baskı artacak mı?

ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Pompeo da 15 Temmuz darbe girişiminin ardından attığı bir tweette, Erdoğan liderliğindeki Türkiye'yi "totaliter İslamcı diktatörlük" olarak nitelendirmiş, ancak daha sonra bu tweetini silmişti. Bolton ise 15 Temmuz gecesi katıldığı bir televizyon programında, "Erdoğan'ın yıkmaya çalıştığı Türk Anayasası'nı koruma görevinin Türk ordusunda olduğunu" savunmuş, "Erdoğan devrilirse gözyaşı dökmem" sözleriyle dikkatleri üzerine çekmişti. Son olarak Ocak ayında katıldığı bir televizyon programında Bolton, "Asıl endişe kaynağı Erdoğan'dır. Erdoğan, Kemal Atatürk'ün seküler anayasasını devirip İslami bir Türkiye inşa etmek istiyor" ifadelerini kullanmıştı.

GMF Başkan Yardımcısı Lesser, ABD Başkanı Trump'ın yeni ekibinin, radikal İslam ve İslamcı hükümetlerin oluşturması muhtemel tehditler konusunda son derece hassas olduklarının altını çizdi, "Pompeo da Bolton da bu konuda Türkiye'yi de muhatap alacak şekilde daha keskin bir tavır takınacaklardır. Özellikle Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta desteklediği gruplar ve bunların radikal İslam ile bağlantıları hassasiyet oluşturuyor" şeklinde konuştu.

Brookings Enstitüsü uzmanı Amanda Sloat ise ABD yönetiminin, 15 Temmuz darbe girişimini izleyen süreçte Türkiye'deki kitlesel gözaltı ve tasfiyelerden, basın özgürlüğü alanının daraltılmasından, iki konsolosluk çalışanının tutuklanması ve papaz Bronson'un hapsedilmesinden büyük rahatsızlık duyduğuna işaret etti ve ilişkilerde zor bir sürece girildiğine, geçtiğimiz günlerde ABD Kongresi'nde Türkiye'ye yaptırım uygulanmasını öngören girişimi hatırlatarak dikkat çekti.

Al Monitor'da yayınlanan habere göre bazı kongre üyeleri ABD vatandaşlarının Türkiye'de haksız ve yasadışı olarak tutuklanmasından sorumlu olan üst düzey Türk hükümet yetkililerinin ABD'ye girişinin engellenmesini yönünde yaptırım uygulanması için harekete geçmiş, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Ankara-Washington hattındaki müzakerelere fırsat tanınması talebi üzerine bu girişimi askıya almıştı.

Değer Akal

© Deutsche Welle Türkçe