1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

AB yolu Ege’den geçiyor

Mülteci krizine çözüm için işbirliğini derinleştiren Almanya ve Türkiye’yi çetin sınavlar bekliyor. DW Türkçe'ye konuşan uzmanlar başarısızlığın faturasının ağır olacağını belirtiyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Berlin’de gerçekleştirilen ilk Türk-Alman Hükümetlerararası İstişareler toplantısıyla ilişkilerde yeni bir işbirliği döneminin başlatıldığını duyurdu. En önemli gündem maddesini mülteci krizinin oluşturduğu istişarelerde taraflar, barış ve istikrarın korunması, terörle mücadele, güvenlik ve dış politikada işbirliği, Suriye ve Irak’ta çözüm için çabalara destek ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi konularında mutabakata vardı.

'Al-ver süreci'

Düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu'nun (GMF) Ankara Ofisi Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı’ya göre Almanya ile Türkiye arasındaki büyük yakınlaşma, yeni stratejik arayışlardan çok, Avrupa ve Türkiye'nin karşı karşıya olduğu mülteci krizini yönetme amaçlı bir al-ver süreci.

Toplantıyı DW Türkçe’ye değerlendiren Ünlühisarcıklı, “Şansölye Merkel seçmeninin mülteciler konusunda üzerinde kurduğu baskıyı azaltmak için bir çıkış yolu aradı ve çözümü bu konuda Türkiye ile çalışmakta gördü. İki milyondan fazla mülteci için bugüne kadar 8 milyar dolardan fazla maddi kaynak harcamış olan Türk hükümetinin ise hem bu finansal yükü paylaşmaya hem de halkına dış politikada pozitif bir hikaye bir başarı hikayesi sunmaya ihtiyacı vardı” şeklinde konuştu.

Türkiye'den büyük beklentiler

Son istatistikler, sığınmacıların Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçişlerinde, önceki aylara göre bir miktar azalma olduğunu, ancak günde binlerce sığınmacının kaçak yollarla Yunanistan’a geçmeye devam ettiğini gösteriyor. Yılbaşından bu yana Yunanistan’a gelen sığınmacıların sayısı 36 bine ulaştı.

Başbakan Davutoğlu Berlin’de Türk Hükümeti’nin kontrolsüz göçü önemli bir ölçüde sınırlamak için imkânlar dâhilindeki her türlü çabayı gösterme taahhüdünü yineledi.

Türkiye’den beklentiler büyük. Hatta Türkiye’nin, ‘tek bir düğmeye basmasıyla’ mülteci akınını durdurabileceğini düşünenler var. Düşünce kuruluşu Avrupa İstikrar İnisyatifi (ESI) Başkanı Gerald Knaus’a göre bu düşünce anlamsız, gerçekçi olmaktan uzak. “Türk Hükümeti’nin insanların Türkiye’ye girişini ve çıkışını tümüyle engellemesi mümkün değil” diyen Knaus’a göre kısa vadede sonuç alınabilecek seçenek Türkiye, Yunanistan ve AB içindeki diğer bazı ülkelerin katılacağı üç ayaklı bir işbirliği.

Yunanistan-Türkiye işbirliği

Kuzey Afrika ve Orta Asya ülkelerinden gelen, sınırların açık olduğunu, kolayca Avrupa’ya ulaşılabileceğini düşünen, ancak mülteci statüsü alamayacağı kesin olanların böyle bir işbirliği sayesinde engellenebileceğini söyleyen Knaus, bunun için öncelikle Türkiye ile Yunanistan arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanması gerektiğini vurguladı. Knaus şöyle devam etti:

“Çünkü bu durumda Yunanistan, adalara ulaşanları Türkiye’ye iade edecek. Bu da birçok insanın Fas’tan veya başka ülkelerden gelerek kendi hayatlarını tehlikeye atmalarının önüne geçecektir. Çünkü Avrupa’ya ulaşsalar bile Türkiye’ye geri gönderileceklerini görmüş olacaklar.”

AB de adım atmalı

Türk Hükümeti için böyle bir adım atmanın kamuoyunda tepkilere yol açabileceği düşünülüyor. ‘Zengin Avrupalılar kapılarını kapatıyor, niye biz herkesi alıyoruz’ şeklindeki bir algının oluşabileceğini belirten ESI Başkanı Knaus, buna karşın AB ülkelerinin de adım atabileceğini ifade etti:

“Türkiye’nin Yunanistan’dan sığınmacıları geri kabul etmesi halinde, aynı gün Almanya ve diğer bazı AB ülkeleri Türkiye’den Suriyeli mültecileri doğrudan alabilir. Bu işbirliği hem iltica hukukunun muhafazasını hem de Merkel’ın vurguladığı gibi gerçek mültecilere yardım edilmesini sağlayabilir.”

Vize için önkoşullar

Berlin’deki hükümetlerarası istişarelerde Türkiye, AB müzakere sürecinde başlıkların açılması ve vize serbestisi konusunda beklentilerini yineledi.

Mülteci sayılarında ciddi bir azalma olması halinde Türkiye’nin vize serbestisi yol haritasında önemli bir önkoşulu yerine getirmiş olacağını belirten Knaus, diğer bir önkoşulun da insan hakları ihlalleri nedeniyle Türkiye’den AB’ye iltica başvurularında sayının azalmasının olduğunu ifade etti. Alman uzman, “Önümüzdeki süreçte AB ile Türkiye arasında bir diğer gündem maddesini işte bu kilit konu oluşturacak” diye konuştu.

Güven bunalımı

Almanya ve Türkiye yakın işbirliğine vurgu yapsa da uzmanlar kısa vadede bir sonuç alınmaması halinde ilişkilerdeki güven bunalımının derinleşmesinden endişe ediyor.

AB tarafında Türkiye’nin yeterli adım atmadığı, Türk tarafındaysa AB’nin sözlerini tutmadığı algısının olduğuna dikkat çeken Knaus, “Karşılıklı güven sıfırın altında ve her iki tarafı güvensizlik sarmalından kurtaracak tek yol işbirliğinde ölçülebilir sonuçlar elde edilmesi” diye konuştu.

AB yol ayrımında

AB’de liberallerle mülteci, yabancı ve İslam karşıtları arasında büyük bir güç mücadelesi yaşandığına dikkat çeken Knaus, şu uyarıda bulundu:

“Sınırlarda denetimin kaybı algısının terör korkusu ile birleşmesi Avrupa’da yeni bir aşırı sağcılığın artışını tetikliyor. Avrupa’yı İslam’a, mültecilere ve Merkel’in liberalizmine karşı bir proje olarak tanımlayan aşırı sağcıların güçlenmesine tanık oluyoruz. Mülteci krizi çözümlenmezse ve aşırı sağcılara propagandaları için argüman sunmaya devam edilirse işte o zaman 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye karşı en düşmanca olan Avrupa ile karşı karşıya kalınır.”

Berlin’de yapılan hükümetlerarası istişarelerde Almanya AB-Türkiye ortak eylem planı kapsamında Türkiye ile yeni müzakere başlıklarının açılmasına destek açıkladı.

En güçlü cevap tam üyelik

Alman Marshall Fonu Ankara Ofisi Direktörü Ünlühisarcıklı, planın bazı kesimler tarafından, genişleme sürecinin normatif yapısına ve bu nedenle de Türkiye’nin üyelik sürecine zarar verdiği yönünde eleştirildiğini kaydetti. Ünlühisarcıklı bu eleştirilere katılmakla birlikte, uzlaşının ilişkilerde yeni bir döneme kapı aralayabileceğini ifade etti:

“AB ve Türkiye arasındaki mülteci krizini yönetmeye yönelik bu anlaşmanın daha büyük ve gerçek anlamda stratejik anlaşmaların önünü açma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. AB ve Türkiye'nin birbirlerine duydukları karşılıklı ihtiyaç kesinlikle mülteci sorunu ile sınırlı değil. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği iki tarafın da karşı karşıya olduğu meydan okumalara verilecek en güçlü cevap olacak.''

©Deutsche Welle Türkçe

Değer Akal

Önerdiğimiz linkler