AB ve ABD arasındaki ticaret pazarlığı | EKONOMİ | DW | 14.07.2014
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

EKONOMİ

AB ve ABD arasındaki ticaret pazarlığı

ABD ve AB arasında Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) için beş günlük müzakere trafiği Brüksel'de başladı. Ancak anlaşma aylardır tartışmalara neden oluyor.

ABD ve AB arasında Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) için beş günlük müzakere trafiği Brüksel'de başladı. Ancak anlaşma aylardır tartışmalara neden oluyor. Çünkü bu anlaşmadan kimin kârlı, kimin zararlı çıkacağı şimdiden belli.

Kısa adı ACTA olan Ticarette Sahtecilikle Mücadele Anlaşması deyince akla ilk gelen bu anlaşmayı protesto edenlerin taşıdıkları, İrlandalı direnişçi Guy Fawkes'in siyah-beyaz maskesi. Bu maske uluslararası bir sembol haline geldi. Bankaların sahip olduğu güce, ekonomideki liberalleşmeye karşı olanlar, Ticarette Sahtecilikle Mücadele Anlaşması'nı da protesto etti. AB Komisyonu kendisini hedef alan bir kampanya yürütüldüğünü iddia ederken, anlaşmaya karşı olanlar ise AB'nin bilgilendirme politikasını sert bir dille eleştiriyordu.

ABD ve Avrupa arasında 2013 yazından bu yana, yeni bir anlaşma, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) için müzakereler yürütülüyor. Bunun yanı sıra Hizmet Ticareti Genel Anlaşması'nın (GATS) yerini alacak, Dünya Ticaret Örgütü üyesi ülkelerin içinde olduğu bir dizi görüşmeyi içeren Hizmetlerin Ticareti Anlaşması (TiSa) için de müzakereler yapılıyor. Her iki anlaşmaya da karşı olanlar bunların sosyal standartları kaldıracağı suçlamasını dile getiriyor.

'Görüşmeler gizli mi yapılıyor'

Uluslararası küreselleşme karşıtı Attac örgütünden ticaret uzmanı Roland Süß, bu anlaşmaların ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ve anlaşmaların uyumlu hale getirilmesi kisvesi altında, çevrenin korunması ve sosyal alanda bazı standartları kaldıracağını savunuyor: "Genel olarak bu anlaşmanın çıkış noktası ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ya da anlaşmaların uyumlu hale getirilmesi. Ancak 'ticaretin önündeki engeller' kavramı aslında birçok çevrenin korunması standardı, sosyal standart ya da diğer alanları içinde saklıyor. Somut olarak tanımlayamasak da prensipte bunların tehlikede olduğunu görüyoruz. Tanımlayamıyoruz çünkü anlaşma ile ilgili müzakereler gizli yürütüldüğü için tam olarak metnin hangi bölümünün sakınca oluşturduğunu belgeleyemiyoruz."

ACTA ile benzerlik

Süß bu konuda ACTA, yani Ticarette Sahtecilikle Mücadele Anlaşması'nı örnek vererek, bu anlaşma ile ilgili müzakerelerin de başlarda gizli yürütüldüğünü hatırlatıyor: "Bu konu sorunlu, bunu ACTA örneğinde de gördük. Orada da başta müzakereler gizli yürütüldü. Bu bilgiler kamuoyuna yansıdıktan sonra birçok insan belgelere baktı ve müzakerelerde tartışılmayan birçok sorunlu konu tespit edildi. Farklı alanları çok yakından tanıyan toplumsal grupların, hangi noktalarda riskler oluşabileceğini tespit edebilmeleri için bu müzakerelerin içeriğine bakıp incelemeleri gerekir."

AB Komisyonu görüşmelerin gizli yürütüldüğü suçlamalarını geri çeviriyor. AB Komisyonu'nun Berlin'deki temsilcisi Reinhard Hönighaus: "Müzakereler gizli yürütülmüyor. Müzakereler hiçbir ticaret anlaşmasında olmadığı kadar şeffaf yürütülüyor. Avrupalılar olarak müzakere yürütülen birçok alanda nasıl bir tavır takındığımızı gösteren bilgilendirici belgelerle bu anlaşmada neye ulaşmak istediğimizi gösteriyoruz. Kimya, tekstil, ilaç ya da otomobil sektörlerinde örneğin. Elbette her müzakere metnini tek tek kamuoyuna açıklamıyoruz ya da müzakereler kameralar önünde yapılmıyor çünkü ta en başta kırmızı çizgi çizilir ve gösterilirse o zaman müzakere yürütülemez, müzakereye son verilir."

Ticarette dengeler değişecek

Ancak hem Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP), hem de Hizmetlerin Ticareti Anlaşması'yla (TiSa) dünyanın ticaretteki ağırlığının değişeceği kesin. Bertelsmann Vakfı'ndan küreselleşme uzmanı Thieß Peterson, bunu şöyle açıklıyor: "Transatlantik Ticaret anlaşmasından ABD ve AB'nin 27 üyesi yararlanacak. Biz bu konuda bir araştırma yaptık, gerçi o zaman Hırvatistan yoktu. Anlaşmaya imza koyan taraflar daha fazla istihdamdan ve vatandaşlarının gayri safi yurtiçi hasılasının artmasından yararlanacak. Dünyanın geri kalanı içinse anlaşmaların dezavantajları olacak."

Kimler yararlanacak?

Peterson bu konudan en fazla ABD ve İngiltere'nin yararlanacağını vurguluyor. Uzman, anlaşmalar sayesinde ABD'de gayri safi yurtiçi hasılasının kişi başına yüzde 14 artacağını belirtiyor. Peterson aynı şekilde İngiltere'nin de kazançlı çıkacağını söylüyor. Anlaşmaların en fazla kayba yolaçacağı ülkelerin başında Kanada'nın geldiğini söyleyen Peterson, uzun vadede gayri safi yurtiçi hasılanın kişi başına yüzde 9.5 gerileyeceği görüşünde. Diğer zarara uğrayacak ülkelerin ise Avustralya, Meksika ve diğer Latin Amerika ülkeleri olacağını kaydediyor. Aynı durumun Kuzey ve Batı Afrika için de geçerli olduğunu vurguluyor. Buradaki ülkelerin ticaret anlaşmalarının ardından AB'ye daha az ihracatta bulunacaklarına dikkat çeken Peterson, ABD ve AB'nin bu dengesizliği gidermek için gönüllü olarak harekete geçip geçmeyceğinin ise bilinmediğini belirtiyor.

©Deutsche Welle Türkçe

Johanna Schmeller