1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

29.12.2009 - Avrupa basınından özetler

İran’daki rejimi hedef alan kanlı protesto gösterileri ve ABD’deki bir yolcu uçağını düşürme teşebbüsü bugünkü Avrupa basınının öncelikle ele aldığı yorum konuları.

default

İngiliz The Times gazetesi İran’daki gelişmelerin sadece İran’ın meselesi olmadığı görüşünü savunuyor:

“Protesto etmek, oy pusulası dikkate alınmayanların hakkıdır. Ama onlara yapılan muamele sadece İran’ı ilgilendiren bir iç mesele değildir. Batılı hükümetler Mollaları bypass edip, rejim muhalifleriyle diyalog kurmalıdır. Almanya Başbakanı Angela Merkel güvenlik güçlerinin müdahalesini kınarken basiretli ve açık konuştu. Bütün batı’nın ona arka çıkması gerekir.”

Stockholm’de yayımlanan İsveç gazetesi Dagens Nyheter İran’daki gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:

“Hiçbir emaresi yok iken İran’da iktidar değişikliğinden söz etmek riskli davranmak olur. Muhalefet her ne kadar Tahran’daki rejim karşısında desteği hak ediyorsa da, iktidar el değiştirdiği takdirde nasıl bir yol izleneceğini de bilmek gerekir. Bir iç savaş, ya da başka bir dikta rejimi, sokaklarda canını tehlikeye atanlara ihanet olur. Batılı demokrasiler İran’daki muhalefeti daha açık desteklemeli. Ama bu desteğin demokrasi ve insan haklarına verildiği de aynı açıklıkla dile getirilmelidir.”

Madrid’de yayımlanan El Pais adlı İspanyol gazetesinin ‘İran bumerangı’ başlığıyla yayınladığı yorumda, Ahmedinejad yönetiminin dış politikada da sertleşmesi ihtimalinden söz ediliyor:

“İran’daki rejimin muhalefeti susturmak için uyguladığı baskı, iktidar sahiplerinin bumerangı oldu. Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın çevresindeki gerici mihraklar İslam Cumhuriyeti’nin mukadderatını da belirleyebilir. Artan baskı ılımlı reformcularla demokratik rejim taraftarlarını aynı kampta birleşmeye zorlayabilir.

Protestoların bir de uluslararası boyutu var. Ahmedinejad’ın, ülkeyi dış düşmana karşı birleştirme bahanesiyle İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmazlığı tırmandırmaya teşebbüs etmesi de mümkündür. Ama bu hamlenin ona her zaman başarı kazandıracağı sanılmamalı.”

Fransız gazetesi La Croix, İran’daki siyasi zümrenin yekpare bir blok olmayıp, rejimin liberalleştirilmesini isteyenlerin de bulunduğu çeşitli akımları bünyesinde topladığını dile getirdiği yorumunda devamla şu görüşlere yer veriyor:

“Direnişin metanetini kaybetmemesi muhalefetin, seçimi kaybeden devlet başkanı adayı Mir Hüseyin Musevi gibi inandırıcı bir öndere kavuşmasıyla da ilgilidir. İranlı politikacıların hepsinin aynı kampta yer almadığı, daha liberal bir rejime geçilmesinden yana olanların da bulunduğu unutulmamalı. Ama belirleyici olan İran’ın nüfus yapısıdır. İran nüfusunun yarıdan fazlası 25 yaşın altında. Genç ve iyi eğitilmiş bir çoğunluk. Gençler için modern iletişim teknolojilerinden yararlanmak son derece doğal bir şey. İran’daki rejim bu kitleleri uzun süre baskı altında tutamayacaktır.”

ABD’ndeki bir yolcu uçağını hedef alan ve son anda başarısızlığa uğratılan terör saldırısı teşebbüsünden çıkarılabilecek derslerle ilgili olarak Danimarka’nın Berlingske Tidende gazetesinde şu satırları okuyoruz:

“Son derece kapsamlı güvenlik tedbirlerine ve yolcuların kalkışa kadar bin bir sıkıntıya katlanmak zorunda bırakılmasına rağmen, Detroit uçağına bir yolcunun bombayla binmesi önlenemedi. Şimdi ABD’ye giden uçaklar için arttırılmış güvenlik önlemleri uygulanıyor. Kontroller tabii ki titizlikle yapılmalı. Ama terör tehdidi uçak yolcusunu paranoyaya ve paniğe de sürüklememeli. Yüzde yüz güvenlik hayalinin unutulmasını istemek ihmalkarlık ya da saflık değildir. Uçak yolculuğunun seyahat serbestisine kazandırdığı avantajların kısıtlanmasının da bir sınırı olmalı.”

Basın özetlerine Viyana’da yayımlanan Die Presse adlı Avusturya gazetesinin aynı konudaki yorumuyla son veriyoruz:

“Terör, bu kelimenin kökündeki ‘korkuyu’ tam anlamıyla yaşatıyor. ABD Başkanı, olay daha tam olarak aydınlatılmadan, adeta refleks gösterir gibi terör zanlısı hakkında konuştu ve daha iyi güvenlik önlemleri alınacağını duyurdu. Anlaşılan önleyici darbe doktrini Amerikan iç politikasında da işletiliyor. Hürriyete tapan Amerikalılar, kolektif korku gerektirdiği zaman hürriyetin feda edilebileceğine de inanıyor olmalılar. Ama sonunda kazançlı çıkanlar teröristler olmuyor mu?”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Ahmet Günaltay

Editör: Baha Güngör

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız