1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

28.06.2004 - Avrupa basınından özetler...

Alman ve Avrupa basınında bugün İstanbul’daki NATO Zirvesi ve bu bağlamda Türkiye’nin AB üyeliğine ABD’nin verdiği destek, ön plana çıkan başlıca yorum konusunu oluşturuyor. AB Komisyonu’nun müstakbel başkanı Barroso ile ilgili değerlendirmeler de gazetelerin işlediği diğer bir yorum konusu.

”Beceriksiz dostlarınız varken, düşmana ne hacet?” Düsseldorf’ta yayımlanan Handelsblatt adlı gazete, ABD Başkanı Bush’un İrlanda ve Türkiye’deki temaslarına atıfla bu soruyu soruyor ve ekliyor:

”Tam da atlantikaşırı ilişkiler ve Avrupa ülkeleri arasında Irak konusunda yaşanan görüş ayrılıkları bertaraf edilmişken, şimdi de ABD Başkanı Bush, Ankara ziyareti sırasında Türkiye’nin AB üyeliği konusuna müdahil olarak, oldukça hassas bir konuya el atmış oldu. Gerçi Bush, bu Müslüman ülkenin Avrupa ile entegrasyonunu savunan ilk Amerikan Başkanı değil. Ancak, Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi çağrısı yapan George Bush, zaten vatandaşlarını bu konuda ikna etmekte zorlanan Avrupalı liderlerin işini daha da zorlaştırdı. Avrupa’da pek sevilmeyen Bush’un Türkiye’ye verdiği bu açık destek, yarardan çok zarar getirecektir.”

Darmstädter Echo adlı gazete ise Türkiye’nin ABD ile AB arasında bir tercih yapma durumunda olduğunu belirttiği yorumda şu görüşlere yer veriyor:

"Daha bundan birkaç sene önce, Washington’dan gelebilecek her türlü yardım, Türk hükümetini memnun ediyordu. Ancak zamanla Türkiye, bu büyük müttefikinden gelecek desteğin, Avrupa konusunda pek bir işe yaramayacağının farkına vardı. Bu sonucu, Türk dış politikasındaki önceliklerin değişmesinden çıkarmak mümkün. İster Irak konusunda olsun, ister İsrail-Filistin anlaşmazlığında. Bugün uluslararası politikayı ilgilendiren pekçok konuda, Ankara, ABD’den ziyade ‘eski Avrupa’nın görüşlerine daha yakın bir çizgi izliyor."

Türkiye’nin AB üyeliğine ABD’nin verdiği desteğe atıfta bulunan bir başka gazete ise Düsseldorf’ta çıkan Rheinische Post . ”İmtiyazlı ortaklık” konusunu yeniden gündeme getiren gazetenin yorum sütununda şu satırları okuyoruz:

"Sam Amca, bir süredir unuttuğumuz ‘iyi bir amca’ rolüyle karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin AB üyeliğine açıkça destek veren Bush, küçük bir ayrıntıyı ise gözardı ediyor. Bu işin faturasını ABD değil, AB ödeyecek. Bu stratejik hamle, Bush’un hakimiyet kurma politikasının bir parçası ve pekçok kez de bir araç olarak kullanıldı. Bu Almanya için de geçerli aslında. Örneğin, Adenauer ve Kohl, yıllarca üyelik konusunda Türkiye’ye umut verdi. Ama iş ciddiye binince Birlik Partileri, birden tavır değişikliğine gitti. Bugünse, buradaki Türk kökenlilerin oylarına göz diken Schröder, AB’nin ekonomik imkanlarının ötesine geçerek, Ankara’ya destek konusunda başı çekiyor. Her ne kadar Türkiye’deki yenilenme hareketi, eşine az rastlanır türden olsa da Birlik Partileri tarafından önerilen ‘imtiyazlı ortaklık’ Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonu bakımından daha uygun bir yol gibi görünüyor. Ancak asıl trajik olan da bu nokta: Almanya’nın Türkiye konusunda bugüne kadar sergilediği dürüstlükten uzak politika, imtiyazlı ortaklık önerisinin, ucuz bir teselli ödülü gibi görünmesinin de asıl nedeni.”

NATO zirvesi bağlamında Irak konusunu ele alan Leipziger Zeitung ’un yorumu ise özetle şöyle:

”Irak’taki mevcut gergin durum nedeniyle, NATO’nun burada askeri bir görev üstlenmesi şu aşamada sözkonusu değil. ABD Başkanı Bush da bu durumu artık kabullendi. AB’nin de isteği doğrultusunda NATO, sadece Iraklı güvenlik güçlerinin eğitimine katkıda bulunacak. Bu doğru yönde atılan bir adım ancak ülkede giderek artan şiddet eylemleri karşısında sadece Iraklılar’dan oluşan bir güvenlik mekanizmasının, istikrarı ne kadar sağlayabileceği ise meçhul görünüyor.”

Avrupa basınında NATO zirvesi ile ilgili yorumlar ağırlıkta. Başkent Paris’te yayımlanan sol liberal Fransız gazetesi Liberation , NATO’nun zor bir dönemeçte olduğunu vurguladığı yorumunda şu değerlendirmeyi yapıyor:

”Washington’dan bakıldığından, NATO ancak Amerikan askeri harekatlarına siyasi destek sağladığı ve Avrupa’nın savunma konusunda kendi politikalarını oluşturmasına engel olduğu sürece makul bir işlev görüyor. Bu gerçeğin de etkisiyle, NATO’ya bir barış misyonu yüklenerek, organizasyona yeni bir gelecek çizilmeye çalışılıyor. Ancak bunu yaparken de NATO’nun, Irak benezeri bir savaşın içine çekilmesine de izin verilmemesi gerek.”

Rusya’nın başkenti Moskova’da çıkan Nesavissimaya Gaseta ’ya göre ise NATO, bir yol ayrımında:

”NATO’da köklü bir değişimin arefesindeyiz. İttifak ya sorumluluk alanını Asya’ya kadar genişletecek, ya da ABD açısından NATO tümüyle önemini yitirecek.”

Bugünkü Avrupa basınında, müstakbel AB Komisyonu Başkanı Barroso ile ilgili yorumlar da geniş bir şekilde yer alıyor. Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı yürüten İrlanda Başbakanı Bertie Ahern’ün, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığı’na Portekiz Başbakanı Jose Manuel Durao Barroso’nun resmen aday gösterileceği şeklindeki açıklamasını , Frankfurter Rundschau şöyle değerlendiriyor:

”Barosso’nun bu üst düzey göreve getirilecek olmasının üç nedeni var: Birincisi, hükümet başkanı olması; ikinci, muhafazakar çizgisi; üçünsü, bugüne kadar AB içinde kimseyle ters düşmemiş oluşu. Ancak, yalnızca asgari müştereklerde uzlaşmak suretiyle, Avrupa’nın ilerlemesi mümkün değil. Şimdi Barosso, bu ilerlemeyi ne kadar yapabileceğini ispatlamaya çalışacak. Kendi içinde daha çok entegre olmuş güçlü bir Avrupa’dan söz edenler, bu güç ve yetkiyi, gerekli kişiye de vermek zorundalar. Bunun için de diğerleriyle en az sorunu olan birinden ziyade, gerçekten de en iyi olan kişinin seçilmesi gerekiyor.”

Londra’da yayımlanan İngiliz The Times, "Herhangi bir Lüksemburglu’dan daha iyi olduğu muhakkak” görüşünü savunduğu yorumunda, Prodi ile mukayese edildiğinde, halef olarak Barosso’nun da fena bir seçim olmadığını dile getiriyor.

Lahey’de çıkan Hollanda gazetesi Algemeen Dagblad, Portekizli Barosso’nun müstakbel AB Komisyonu olarak belirlenmesini ”Seçmenlere vurulmuş bir tokat” olarak nitelendiriyor. Gazete, Barosso’nun kendi ülkesinde tarihi bir seçim hezimeti yaşadığını, kendi ülkesindeki insanları memnut edemeyen bir birinden, Avrupa’ya pek hayır gelmeyeceğini savunuyor.

  • Tarih 28.06.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Murat Çelikkafa
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AbuF
  • Tarih 28.06.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Murat Çelikkafa
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AbuF