1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

28.02.2011 - Avrupa basınından özetler

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti kapsamında Türkiye’nin AB üyelik süreci ve Ortadoğu’daki rolüyle, Libya’daki halk ayaklanması bugünün Avrupa basınında yer alan konular arasında.

default

Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin hemen öncesinde Hrıstiyan Birlik Partileri’nden gelen, Türkiye’nin AB üyeliğini reddeden açıklamalar dikkat çekti. Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi, daha Erdoğan Almanya’ya gelip konuşmasını yapma imkânı bulmadan Hrıstiyan Birlik partilerinde eski reflekslerin canlandığı eleştirisinde bulunuyor:

“Hrıstiyan Birlik Partileri Meclis Grubu Başkanvekili Kauder, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin derhal durdurulmasını talep ediyor. Sanki müzakereler zaten çıkmaz ayın son çarşambasına itilip kakılmıyormuş gibi. Almanya Uyum Bakanı, Erdoğan’dan Türklerin Almanca öğrenmesiyle ilgili birşeyler duymak istiyor. Sanki Erdoğan bir önceki konuşmasında bu konuya değinmemiş gibi. Refleksten çok düşünerek hareket etmek daha iyi olur. Çünkü konuk, evsahibini utandırmak üzere. Erdoğan, Türk vatandaşlık yasasında, Almanya’daki Türklerin Türk vatandaşlığını bırakmalarını kolaylaştıracak reformlara gitme imasında bulundu. Bu, Kemalist devlet anlayışından ve Atatürk’ten beri var olan, yabancıların Türkiye’de bir karış toprak satın almasının bile Cumhuriyet’i tehdit ettiği paranoyasından bir adım daha uzaklaşmak anlamına geliyor. Bu, Almanya için de bir kalkınma yardımı olur. Bizde ülkede yaşayan nüfusla Alman halkının birbirinden uzaklaşmasını muhafazakarlar bile artık demokrasiye karşı tehlike olarak görüyor. Berlin ise müteşekkir olacağına eski anlayışa göre tepki veriyor. Yazık. Bu anlayışa elveda deme zamanı geldi!”

Tageszeitung gazetesi ise Ortadoğu’da birbiri ardına gelen halk ayaklanmaları ışığında Türkiye’nin model ülke olup olmadığı sorusuna yanıt arıyor. Jürgen Gottschlich imzalı yorumda şu satırları okuyoruz:

“Şu an Ortadoğu halklarına Türkiye’yi örnek almaları salık veriliyor. İlk bakışta mantıklı görünüyor. Ortadoğu koşullarına göre bakıldığında Türkiye bir demokrasi ve hukuk devleti. Laik bir anayasaya, oturmuş kurumlara sahip ve en azından geçtiğimiz on yılda karnesinde başarılı bir ekonomik gelişme var. Ve, nüfusunun yüzde 98’i Müslüman. Bunun dışında, Türkiye İslamî bir hükümet tarafından yönetiliyor. Tayyip Erdoğan’ın AKP’si, ülkeyi AB yolunda ilerletmeye çalıştı ve bu hedefinden en azından resmi olarak vazgeçmiş değil. Ayrıca, orduyu da kışlalarına sokmayı başardı. Ama buna rağmen Mısır ve Tunus’taki demokratları, Türkiye örneğini izlememeleri için uyarmak gerek. Çünkü gerçekten de onlar, Türkiye ile karşılaştırıldığında çok daha ilerideler. Arap ülkelerinde ayaklanan halklar, Türkler’in şimdiye kadar yapmadıkları birşeyi başardı: Bir diktatör ve despot rejime karşı başarılı bir isyan gerçekleştirdiler. Demokrasiye geçiş için Türkiye’nin yolunu izlemeleri gerekmiyor. Çünkü demokrasi, hukuk devleti, düşünce özgürlüğü ve sosyal haklar, evrensel değerlerdir ve hangi dinden olunduğuyla ilgisi yoktur. AKP, Mısır halkına demokratik, özgürlükçü değerler düşünülerek örnek gösterilmiyor zaten. Örnek gösterilmesinin nedeni, ABD ve AB’deki bazı stratejistlerin gözünde AKP’nin köktendinci akımlarla karşılaştırıldığında ‘kötünün iyisi’ olmasıdır. ABD artık kendini örnek gösterebilecek durumda olmadığından dış poliitka stratejistleri, Humeyni modeline karşı Erdoğan modelinin propagandasını yapıyor. Peki Arap dünyasındaki bu değerli dönemi ‘kötünün iyisi' için boşa harcamaya ne gerek var? Tahrir Meydanı’nı dolduran Mısırlı demokratlar, İslamî Müslüman Kardeşler örgütünün yumuşatılmış versiyonundan daha iyisini hak etti.”

İtalya’dan Corriere della Sera gazetesi, Libya’daki halk ayaklanmasını konu aldığı yorumunda, Kaddafi’nin kahraman konumuna getirilmemesi uyarısında bulunuyor:

“Muammer Kaddafi’nin Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılnaması, onu kahraman haline getirebilir. Eğer Kaddafi çadırını sökecek olursa dünyanın ona kahraman olma şansından ziyade, bir emeklilik imkânı sunması gerekir. Kaddafi, Libya halkına zarar veremeyeceği uzak bir adaya sürülebilir. Adaletin lafta bir kavrama dönüştüğü, meşruiyeti tartışılacak bir mahkemenin göndereceği bir hücreye değil. Bu, ‘galibin elindeki mazlum' etiketiyle Kaddafi'ye sempati ve hatta karizma kazandıracaktır.”

Fransız DNA gazetesi, Batı’nın Libya’daki olaylar karşısında çaresizliğini ele alıyor:

“Amerikalılar ve Avrupalılar yıllarca Kaddafi’ye sokulduktan sonra şu an Libya’da yaşanan dramı şok ve çaresizlik içinde seyrediyor. Askerî bir müdahale, Libya’da milliyetçiliği yeniden canlandırabileceği için yıkıcı sonuçlar getirebilir. Askerî bir müdahaleye ancak Kaddafi’nin ülkedeki yabancıların tahliyesini yasaklaması durumunda gerekçe gösterilebilir, ki Kaddafi de bunu yapmaktan kaçınıyor. Ayrıca uluslararası hukuk, askerî bir müdahale için BM Güvenlik Konseyi’nin onayını gerektiriyor. Bu onayı almak ise imkansız. Peki NATO? Kuzey Atlantik İttifakı zaten Afganistan batağına saplanmış durumda. Ya AB? Avrupalılar sadece çokuluslu iki tümene sahip. Ve bu birlikler göreve gönderilecek aşamaya gelene kadar, siyasilerin çene yarışı ve lojistik sorunlar gözönüne alındığında haftalar geçer.”

© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ahmet Günaltay