1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

27.11.2003 - Alman basınından özetler...

ABD’nin, Filistinliler’e yönelik izlediği politika nedeniyle İsrail’e verdiği krediyi kırpması ve terör örgütü El Tevhid hakkında Almanya’da açılan ilk davanın sonuçlanması, bu sabahki Alman basınının yorum sütunlarında göze çarpan konu başlıkları.

Hamburg’da çıkan Financial Times gazetesi, Washington’ın kredi kırpma kararını şu satırlarla değerlendiriyor:

”ABD, nihayet uyarılarını sözde bırakmadı ve harekete geçti. Washington yönetimi, bu yıl İsrail’e verdiği 3 milyar dolarlık kredi garantisinde 290 milyon dolarlık bir kesintiye gidileceğini açıkladı. Gerekçe olarak ise, Filistin özerk bölgelerindeki Yahudi yerleşim birimlerinin inşasına devam edilmesi gösterildi. Bu uyarı ateşi, Başbakan Şaron’u yolundan döndürmeyecektir. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar gözönünde bulundurulduğu zaman, Washington’ın bu kararı, İsrail’in canını yakacaktır. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, sol liberal İsrailliler ve ılımlı Filistinliler tarafından hazırlanan alternatif barış planı ‘Cenevre Anlaşması’nı övmesi de, İsrail hükümeti’ni kızdıran bir diğer nokta.”

Neue Osnabrücker Zeitung adlı gazete de aynı konuya eğilmiş yorum sütununda:

”Muhafazakarlar ve aşırı sağcılardan oluşan Şaron yönetimi, dikkafalılıkta üzerine olmadığını kanıtladı. İsrail’in en yakın dostu olan ABD, Filistinliler’e karşı izlenen politikaları protesto etmek için, İsrail’e verdiği kredide milyonlarca dolarlık kesinti yapıyor. Ya Kudüs’ün buna tepkisi nasıl? Sıfır. Şaron hükümeti, olayın büyütülmemesi gerektiğini söylüyor, yani kısaca Washington’dan gelen uyarılara pek kulak asılmadığı sinyali veriliyor. Şaron, ne kadar tehlikeli ve akılsızca olursa olsun çizgisinden sapmaya yanaşmıyor....İsrail’in, terör ile mücadelesinde ABD ve AB’nin desteğini yanında bilmesi gerek. Ancak işte bu yüzden de Şaron’un hükümeti içindeki aşırı sağcı akımların durdurulması lazım. Görünüşe bakılırsa Washington’dan gelen uyarı pek işe yaramadı. Ama Bush, Şaron üzerindeki baskıyı arttırmaya niyetli olduğu işaretini veriyor."

Dresdner Neueste Nachrichten ise, terör örgütü El Tevhid hakkında Almanya’da sonuçlanan ilk davaya yönelik şu satırlara yer vermiş:

”Almanya’daki vatandaşların çoğunluğu, burada da terör saldırıları olabileceği korkusu içinde. Ve ne yazıkki, bu korkular yersiz değil. Düsseldorf’da 27 yaşındaki Filistinli Abdullah’a karşı görülen dava bunun bir kanıtı. Afganistan’daki terör kamplarında eğitim görmüş olan Abdullah, mümkün olduğu kadar çok kişinin ölümüne yolaçaçak saldırılar düzenlemek üzere programlanmış...Ne yazıkki Almanya da, teröristlerin olası hedeflerinden birisi.”

Avrupa basınında ise AB Anayasası ve İstikrar Paktı konusunda yorumlar göze çarpıyor. Planlanan AB anayasası hakkında İngiliz The Times gazetesinde şu yorumu okuyoruz:

”İngiliz kamuoyunun tetikte olması ve bakanlarının, korkakça ödün vermeye yanaşmamasına dikkat etmesi gerekiyor. Ancak bundan endişe duymak için de, pek fazla gerekçe kalmıyor. İtalyanlar, daha içinde bulunduğumuz yıl bitmeden anayasanın Roma’da imzalanması için epey heveslendiler, ancak bu heves de onları fazlasıyla iyimser yaptı. Avrupalı liderler arasında, AB Dönem Başkanı İtalya’nın Başbakanı Silvio Berlusconi’yi, bu hedefine ulaşmasında canı gönülde destekleyecek ve böylece politikacının tarih kitaplarına geçmesine yardım edecek pek fazla isim bulunmuyor. Bütün bu gelişmeler sırasında, vatandaşlar için en sinir bozucu durum, tartışmalara katılamamak. Anayasa vatandaşlar için hazırlanıyor, ancak taslağın bir nüshasını ele geçirmek bile, hiç de sanıldığı kadar kolay değil. Öte yandan birçok bilgi, dipnotlara kaydırılmış, önünüzde bir nüsha olsa bile, ne olup bittiğini anlamak epey zor. Bu durum absürd ve hiç de demokratik değil.”

Fransız gazetelerinden Le Monde , AB’nin büyük ve küçük üyeleri arasında, istikrar paktından kaynaklanan sorunları şöyle değerlendiriyor:

”Küçük” olarak nitelendirilen ülkelerin, ”büyüklerin” kendini beğenmişliğini eleştirmeleri kolaylaştı. Küçük ülkelerin bir bölümü, ünlü Maastricht kriterlerini yerine getirebilmek ve AB’ye alınabilmek için büyük fedakarlıklara katlandı. Üstelik bu ülkeler, bir zamanlar maliye alanındaki örnek ülke olarak hakemlik yapan Almanya’ya kendilerini ispat etmek zorundaydılar.

AB’nin şu anda içinde bulunduğu bunalımın baş sorumlusu olan Paris ve Berlin, her alanda alelacele uzlaşma aranırken, en azından alternatifler sunabilseydi, huzursuzluk bu kadar büyük olmazdı. Örneğin Euro’yu uyumlu bir ekonomi ve bütçe politikasına dayandırmak, ya da gerçek bir Avrupa ekonomi bakanlığı oluşturmak konusunda anlaşabilirlerdi.”

Danimarka’da çıkan ekonomi gazetesi Børsen ise, bu sabahki yorum sütununda, Almanya ve Fransa tarafından çiğnenen AB İstikrar Paktı’nın geleceğine eğilmiş:

”AB Büyüme ve İstikrar Paktı, en önemli iki üye, Almanya ve Fransa’ya, ek borçlanma hadlerinin, gelecek yıllarda da yüzde 3’ü aşmasına yeşil ışık yakılması ile fiilen tarihe karışmıştır. Aslında AB Komisyonu, kuralları çiğnedikleri gerekçesiyle bütün Maliye Bakanları Konseyi’ni Avrupa Adalet Divanı’na verebilir. Ancak bu adım da batırılan Büyüme ve İstikrar paktı’nın yolaçtığı krize, sadece hukuki bir kriz ekler, o kadar. Komisyon’un yapacağı şey, ekonomik büyümeyi ön planda tutan, reformdan geçirilmiş yeni bir pakt için insiyatifi ele almak olacaktır. Şimdiki paktın, dibe vurmasının nedeni, Avrupa’daki ekonomik büyümenin zayıflığıdır. Yeni bir paktın, kıtanın gerçeklerinden yola çıkması ve Almanya ile Fransa’nın bütçe açığını gözönünde bulundurarak, bu ülkeleri en geç 2005 yılından sonra eski yükümlülüklerini yerine getirmeye zorunlu tutması gerekiyor.”