1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

27.07.2011 - Alman basınından özetler

Norveç'teki katliamın ardından Avrupa'da aşırı sağ tartışmaları, Afrika Boynuzu'ndaki açlık felaketi ve Almanya'nın en büyük bankası Deutsche Bank'taki yönetim değişikliği, bugünün Alman basınında öne çıkan konular…

default

Berliner Zeitung, Norveç’teki katliamın ardından Almanya’da Hrıstiyan Birlik Partilerinin ortaya attığı güvenlik tartışmasını eleştiriyor:

“Hrıstiyan Birlik Partilerinin en dar kafalı politikacıları, Norveç’teki saldırıları, internette yasaklar ve veri depolamanın artırılması taleplerini yeniden gündeme getirmek için kullanıyor. Bu önlemlerden hiçbiri, Anders Behring Breivik’in Norveç’te işlediği suçun önüne geçemezdi. Aşırı sağ ve toplumun içine işlemiş düşünce tarzına karşı siyasî mücadeleyi şimdiye kadarkinden daha kararlı bir şekilde yürütmek gerekiyor. Bu bir gerçek. Ama gözetim ne kadar artarsa, demokrasi o kadar azalacaktır.”

Berlin’de yayımlanan ‘tageszeitung' ise Norveç'teki iç siyasî durumu irdeliyor.

“Teröre verilecek yanıt gerçekten de daha açık olmak ve daha fazla demokrasiyse, o zaman Norveç’in kendisine nahoş bazı sorular da yöneltmesi gerek. Bu sorulardan ilki, gelecekte aşırı sağcı İlerleme Partisi’ne karşı nasıl bir tutum takınılacağı olmalı. Terörist Behring Breivik’in yıllar boyunca bu partiyi siyasî yuvası olarak görmesi tesadüf değil. Bu partinin lideri şimdi kalkıp masum edayla katliamı ‘korkunç bir kabus’ olarak nitelendiriyorsa, ‘Norveç’in sinsice İslamlaşması’ gibi kendi sarfettiği ifadelerin unutulduğunu umuyor demektir. Ya da partisinin diğer önde gelen yetkililerinin, ‘İslam’ın dünyada nihaî egemenlik kurmayı hedefleyen şiddet içeren bir din olduğu’ gibi ifadeleri.”

Süddeutsche Zeitung ise, Afrika’nın doğusundaki açlık felaketiyle ilgili Roma’da düzenlenen BM konferansını değerlendiriyor:

“Uluslararası toplumun söz ve eylemlerinden panik okunuyor. Çünkü Afrika Boynuzu’ndaki durum hiç bu kadar tehditkâr olmamıştı. Şimdi paniği, acil yardımların izlemesi gerekiyor. Ama bunun için de Roma’daki konferansta vaat edilen yardımların akması gerek. Bu ise garantide değil. Şimdiye kadar zirvelerde verilen yardım sözlerinin kamuoyu baskısı azaldığında geri alındığını sıkça gördük. Uluslararası topluluk Somali’yi çoktan gözden çıkardı. Özellikle de BM mavi berelileri ve Amerikan askerlerinin Somalili milislerle çatıştığı ve 18 Amerikan askerinin öldüğü ‘Mogadişu Muharebesi'nden beri her tür siyasî girişim felce uğradı. Ama bu, yardım görevini ihmal etmektir.”

Dortmund kentinden Westfaelische Rundschau gazetesinin yorumunda ise şu satırlar yer alıyor:

“Sanayi ülkelerinin doymak bilmeyen yaşam tarzı ve diğerlerini hesaba katmayan ekonomi yönetimleri, güney ülkelerinin hayatta kalabilmek için gerekli temel ihtiyaçlarını ellerinden alıyor. Zenginlikleri kuzey tarafından sömürülüyor, ekmekleri benzin depolarımızı dolduruyor. Yabancı yatırımcılar güneyde verimli arazileri ele geçiriyor, uluslararası şirketler küçük çiftçiyi kendine bağımlı hale getiriyor, spekülatörler gıda maddelerinin fiyatlarıyla utanmaz bir oyun oynuyor, adaletsiz gümrük vergileri ve sübvansiyonlar bölgedeki her tür ekonomik girişimi harap ediyor. Etiyopya, Somali ve Kenya'da 11 milyon insan akut bir şekilde kurban durumunda. Zengin sanayi ülkeleri sorumluluklarının farkında. Ama yerine getirmiyorlar.”

Almanya’nın en büyük bankası Deutsche Bank yönetimindeki değişiklik de bugünün Alman basınında geniş yer alıyor:

Reutlinger General Anzeiger gazetesi, yönetim kurulu başkanı Josef Ackermann'ın görevi bıraktıktan sonra aynı işletmenin denetim kurulu başkanlığına geçmesinin iyi bir yönetim anlayışı olmadığını belirtiyor ve ekliyor:

“Peki önceki kararların, hataların düzeltilmesi nasıl mümkün olacak? Politikacılar şimdi bu durumla ilgili hoşnutsuzluk dile getiriyorsa, kendi kendileriyle hesaplaşmalı. Yasada istisnalara yer bırakan, bu boşluklardan yararlanılmasına hayret etmemeli.”

Dresden kentinden Saechsische Zeitung ise, Hint asıllı İngiliz yatırım bankacısı Anşu Jain'in eşbaşkanlığa getirilmesi ile ilgili çekinceleri eleştiriyor:

“Almanya’nın en eski bankasını bir Hintli yönetebilir mi? Neden olmasın? Deutsche Bank uzun süredir zaten Alman değil artık. Yüzde 53’ü yabancı hissedarlara ait. Kârın yüzde 80’i dünya çapındaki yatırım bankacılığından elde ediliyor. Anşu Jain’e haksızlık yapılmamalı. Almanca bilmediği ve bu nedenle Alman siyaset ve ekonomi çevreleriyle bağlantı kuramayacağı suçlaması dile getiriliyor. Bu dar kafalı, küflenmiş bir düşünce.”

© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ahmet Günaltay

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız