1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

27.05.2004 - Avrupa basınından özetler...

Almanya basınında bugün ağırlıkla ele alınan konular arasında, hükümetin muhalefetle üzerine uzlaşmaya vardığı Göç Yasası ile aşırı dinci İslami Cemaat ve Cemiyetleri Birliği örgütünün lideri Metin Kaplan’ın sınırdışı edilip edilmeyeceği konusu da bulunuyor.

Göç Yasası'na ilişkin yorumları kaleme alan yazarların birçoğu, bu uzlaşmada kaybeden tarafın koalisyonun küçük ortağı Yeşiller Partisi olduğunda birleşiyorlar. Hannoversche Allgemeine Zeitung gazetesi de aynı konudaki yorumunda, Başbakan Gerhard Schröder’in, Göç Yasası görüşmelerinde koalisyonun küçük ortağı Yeşiller’i atlattığı görüşünde. Gazete, başbakanın görüşmelerinde hareketlilik sağlamak amacıyla bu çözüme başvurduğunu, -eğer isteseydiler- Yeşiller’in bu görüşmelere katılma olanaklarının da bulunduğunu belirterek, yorumuna şöyle devam ediyor:

”Buna rağmen güvensizlik gerektiren bir durum yok. Sosyal Demokrat ve Hristiyan Demokrat üst düzey politikacılarından oluşan üçlü çalışma grubu, tasarıya son şeklini vermeden önce Yeşiller ile Hür Demokratlar’ın onayını almaya çalışacaklar. Kendi başlarına hareket edecek olurlarsa, bu, siyasi olarak intihar yapmak anlamına gelecek, ayrıca sonuçta yasanın çıkmasını da önleyecektir.”

"Göç Yasası, adına yakışır bir yasa değil” başlığını kullanan Rhein Zeitung, yorumunda konuya son derece eleştirel yaklaşıyor. Ele geçen fırsatın yitirildiğinin vurgulandığı yorumda şu satırları okuyoruz:

”Başbakanın Hristiyan Birlik partileri ile uzlaşmaya vardığı tasarı, Sosyal Demokrat - Yeşil koalisyon hükümetinin önceleri hazırladığı modern ve iddialı göç yasası tasarısından vazgeçme anlamı taşıyor. Bu girişimle Sosyal Demokrat Parti, Göç Yasası'nın cenazesini kaldırmış oldu. Bedelinin ne olacağına bakılmadan varılan bu uzlaşma, -kimi politik hüsranlardan sonra- İçişleri Bakanı Otto Schily’nin kalıcı bir zafer kazanmak amacıyla başlattığı bir girişim niteliğinde.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, aşırı dinci İslami Cemaat ve Cemiyetleri Birliği’nin lideri Metin Kaplan’ın Türkiye’ye sınırdışı edilmesinin önündeki hukuki engelleri kaldırmasının doğru bir karar olduğu görüşünü savunuyor ve Metin Kaplan’ın Türkiye’de korkacağı bir durum olmadığını da belirtiyor. Yorum şöyle devam ediyor:

”Türkiye’de işkencenin artık hiç yapılmadığı gibi bir sonuç çıkmasa da, Erdoğan hükümetinin uygulamaya koyduğu reform politikaları, bu türden endişeleri giderecek nitelikte. Kaldı ki, Erdoğan hükümetinin Kaplan ve yandaşları hakkında açılacak bir davada onlara fazlaca kırıcı davranmayacağı da beklenir. Sadece Türkiye’nin AB’ne girme planları açısından bakılacak olsa bile, Ankara’nın Kaplan’a eziyet çektirmektense, kendisine henüz olgunlaşmamış bir lider olarak yaklaşması olasıdır.”

Neue Westfaelische gazetesi, ideolojisi itibarıyla demokratik değerlere tamamen aykırı düşen, Metin Kaplan gibi istenmeyen bir yabancının bile adil bir yargılanmaya, hukuki himayeye ve idari mercilerin kendisiyle ilgili kararlarının kontrol edilmesini talep etmeye hakkı olduğunu anımsatırken, şu dikkat çekici görüşlere yer veriyor:

”Ne var ki, eğer hukuk devleti ciddiye alınmak istiyorsa, iki yıldan fazla bir süreden beri devam eden hukuki zikzaklardan sonra artık nihayet uygulamaya geçmek zorundadır.”

İtalyan Corriere della Sera gazetesi, ”BM’nin Irak’ta yardımcı olması mümkün mü?” başlıklı yorumunda, Irak’ta Amerikan işgalinin devam etmesinin gün geçtikçe güçleştiğini belirtiyor, ancak süper gücün bölgeden çekilmesinin, cihad için stratejik öneme sahip bir bölgeye açık davet, ya da içsavaş anlamına geleceğini vurguluyor. Gazete, bu iç savaş ortamına komşu İran, Suriye ve Türkiye’nin de dahil olması tehlikesinin bulunduğuna da dikkat çekiyor ve yorumunu şöyle noktalıyor:

”Bu çelişkili durumdan çıkmak üzere BM çözüm sunabilecek mi? Bu, Kofi Annan ve Lakdar Brahimi için çetin bir sınav... belki de içinden çıkılması mümkün olmayan bir durum.”

İngiliz sol liberal The Guardian gazetesi ise, İngilitere Başbakanı Tony Blair ile Amerikan Başkanı George Bush arasında ortaya çıktığı iddia edilen görüş ayrılığına ilişkin şu yorumu yayımlamış:

”Powell gibi hiçbir Amerikalı asker kökenli kişi, hiç kimsenin, ABD’nin emir komuta tekeline ve ve askeri operasyon düzenleme özgürlüğüne karışmasına izin vermez. İngiltere bu konuda daha az muhafazakar konumdadır. İki ülke yönetimleri arasındaki görüş ayrılığı, -ilk bakışta görüldüğü gibi belki çok büyütülecek cinsten değil. Ancak, Tony Blair gibi en üst düzeydeki bir İngiliz politikacısından, uzun zamandan beri beklenilen sarih, bağımsız ve doğru sözler dinlemek, insana yeni enerji kazandıran bir gelişme."

  • Tarih 27.05.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Çelik Akpınar
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Abua
  • Tarih 27.05.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Çelik Akpınar
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Abua