1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

26.11.2004 - Alman basınından özetler...

Hollanda’nın Lahey kentinde dün yapılan AB – Rusya Zirvesi’nde ağırlıklı olarak Ukrayna’daki gerginlik gündeme geldi. Ukrayna’daki tartışmalı seçim sonuçlarına Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tavrına ilişkin olarak Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde şu satırlar yer alıyor:

”Putin, Ukraynalılar‘ın özgürce başkanlarını seçmelerinden yana olsaydı, Almanya Dışişleri Bakanı Fischer’in önerdiği gibi, seçimlerin uluslararası kuruluşların gözleminde yeniden yapılmasına olanak sağlardı. Ama Putin, seçimlerin de ötesinde Ukrayna üzerindeki nüfuzunu kaybetmek istemiyor. Avrupalı ve bu arada Alman hükümet başkanları ise Putin’in hala arzu edilen siyasi çözümlere yanaşmamasını anlamakta güçlük çekiyorlar.”

Handelsblatt gazetesi

ise aynı konuda şu yorumu yapıyor:

”AB, Rusya konusunda bundan böyle Kremlin yönetimine ve ABD’ye karşı geri adım atmak istemiyor. Çeçenistan’daki olaylar, Yukos skandalı ve demokratik hakların kısıtlanması hep istikrar gerekçesiyle açıklanmaya çalışıldı. Şimdi durum farklı. Ukrayna, Avrupa’nın bir parçası. O yüzden Ukrayna konusu Avrupa’yı doğrudan ilgilendiriyor.”

Türkiye’ye müzakere tarihi konusunda yanıt verileceği 17 Aralık zirvesi yaklaştıkça Avrupa’daki tartışmalar da yoğunlaşıyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde bugün yarım sayfayı kaplayan Fransa’nın eski cumhurbaşkanlarından Valery Giscard d’Estaing’nin ”Aklı Selime Dönüş” başlıklı yazısı dikkat çekiyor. Giscard d’Estaing, Türkiye AB‘ye ne zaman girerse girsin, anında AB’nin ilk karar merciine dönüşeceğini ve böylelikle Avrupa projesinin tabiatını değiştireceğini vurguluyor. Makaleden özetle bazı alıntıları aktarıyoruz:

”Türkiye halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olması, Birliğe üye olması ya da olmaması için gerekçe oluşturmaz. Kim, Türkiye’nin AB’ye üye olduktan sonra köktendinciliğe kaymayacağının garantisini verebilir ki? Türkiye’nin sadece çok küçük bir bölümü Avrupa’dadır, bu yüzden Türkiye daha çok Asyalı bir ülkedir. Dili ve kültürü de farklıdır. Dili, Avrupa diller ailesinden gelmemektedir. Ayrıca, bugün 73 milyonluk nüfusuyla Almanya dışında Avrupa’daki her ülkeden daha yoğun nüfusa sahiptir ve Orta Asya’daki Türki cumhuriyetlerle de bağlantıları bulunmaktadır. Öte yandan, Türkiye’deki yaşam standartları, Avrupa ortalamalarının çok altında seyretmekte. Sadece tarım sektöründe bile Türkiye’nin üyeliği AB’ye büyük masrafa yol açacaktır. Türkiye’nin, Avrupa ile tarihten gelen aydınlanma devri yaşamış ortak bir geçmişi de yoktur. Avrupa ülkelerinde nüfusun gerilediği ve Türkiye’nin nüfusunun sürekli artacağı da düşünülecek olursa, Türkiye’nin üyeliği durumunda, nüfusuna oranla anında Avrupa kurumlarında, parlamentoda, Bakanlar Konseyi‘nde en fazla üyeliğe sahip olacaktır. AB’nin böyle büyük bir gücü kaldırması mümkün değildir. Bu gerekçelerle Türkiye’ye -kendisinin de benimseyeceği- imtiyazlı ortaklık önerisi yapılmalıdır. Ekonomik alanda her türlü ilişkinin mümkün olacağı, siyasi alanda ise Avrupalılar ile Türkiye’nin karşılıklı çıkar sağlayacakları işbirliğine gidilecek bir ortaklık. AB, önümüzdeki zirvede Türkiye’ye sunacağı bu tür bir imtiyazlı ortaklık, kanımca AB’nin yapısal ve mali dengelerini altüst etmeyecek, en yapıcı, en gerçekçi, Türkiye’nin de beklentilerine yanıt verecek bir çözüm olacaktır.”

Almanya’nın eski başbakanlarından Sosyal Demokrat Helmut Schmidt’in "Almanya‘ya yabancı işçi getirtmek hataydı" şeklindeki görüşleri ise tepki çekmeye devam ediyor. Süddeusche Zeitung gazetesinde, "Helmut Schmidt’e öfkeli tepkiler” başlığıyla yayımlanan makalede, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Schmidt’in eski görüşlerden yola çıktığını, Almanya’da şu an üç milyondan fazla Müslüman‘ın bulunduğunu kabul etmesi gerektiğini belirterek, bu gerçeğe uygun politikalar geliştirilmesi yönünde görüş ifade ediyor. Türk kökenli politikacılar ile hükümetin Yabancılar Sorumlusu Marieluise Beck ve ekonomi çevrelerinden temsilciler de Helmut Schmidt‘in görüşlerini eleştiriyorlar. Pforzheimer Zeitung gazetesinin aynı konudaki yorumunda şu satırları okuyoruz:

"Schmidt, Almanya’ya getirtilen misafir işçilerin ve onların sonraki kuşaklarının Almanya için ekonomik ve kültürel açıdan, nasıl bir anlam taşıdığını unutmuş görünüyor. Bu demek değildir ki, yabancılarla hiç sorun yaşanmamıştır. Burada yaşayan, buranın dilini öğrenmeli ve topluma uyum sağlamalıdır. Bu nokta, Almanya‘nın geçmişinde olduğu gibi geleceğinde de göç konusu önemli rol oynamaya devam edeceği için güncelliğini koruyor.”

Berliner Tagesspiegel

gazetesi ise Helmut Schmidt’in açtığı tartışmanın gerçekle ilgisi olmadığına işaret ederek, Schmidt’e şu soruyu yöneltiyor: "Berlin ya da Frankfurt’ta doğan altı yaşındaki bir kız çocuğunun Almancası‘nın kötü düzeyde olması nedeniyle, baştan eğitim fırsatını kaçırmış olmasından acaba kim sorumludur?"

Reutlinger Generalanzeiger

gazetesi, misafir işçi olarak çağrılanların bir süre sonra ülkelerine dönmediklerini ve topluma yabancı kalmaya devam ettiklerini, çünkü onların topluma uyum sağlamaları için hiçbir şey yapılmadığı görüşünü savunuyor ve ekliyor:

"Ancak entegrasyonun önşartının dil öğrenmek olduğu, ayrıca Almanya’da toplumdan kopuk paralel gruplar oluşmasının engellenmesi gerektiği de artık bilinen ve bugün de hayata geçirilmesi güncel olan bir konu. Fakat son 40 yıl içerisindeki bu olumsuz gelişmelerden, o dönemdeki tüm hükümetlerin sorumluluğu bulunmaktadır.”

  • Tarih 26.11.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Çelik Akpınar
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AbsW
  • Tarih 26.11.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Çelik Akpınar
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AbsW