1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

26.04.2011 - Avrupa basınından özetler

Suriye ve Libya'daki halk ayaklanması ile 25'inci yıldönümünde Çernobil faciası, bugünün Avrupa basınında öne çıkan yorum konuları arasında...

default

Avusturya'dan Der Standard gazetesi Suriye ve Libya'daki karmaşayla ilgili şu yorumda bulunuyor:

“Özgürlük savaşının şu sıralar en kanlı şekilde sürdüğü Libya ve Suriye'nin tek ortak yanı sadece bölgenin en baskıcı rejimleri olmaları değil, benzerleri arasında en sevilmeyenleri olmaları da. Aksi örnek mesela Suudi Arabistan. İslamî bir dikta rejimi olan Suudi Arabistan bölgede büyük saygı görüyor, Batıda da dost ve ‘ılımlı' ülke olarak nitelendiriliyor. Libya ve Suriye'de konu aynı zamanda iktidardaki kişiler. Uzun iktidar süresince Kaddafi'nin bozuşmadığı Arap ülkesi yoktur herhalde. Ama en azından Kaddafi, rejimi babasından devralan Suriye lideri Beşar Esad'dan farklı olarak, devrimini kendisi yaptı.”

Luxemburger Wort gazetesi ise Suriye'deki durumu ele alıyor:

“Suriye'de “Armut dibine düşer” sözü acı bir gerçek haline geliyor. Babası ve selefi Hafız Esad'ın 1982'de ayaklanan Hama kentini haftalarca bombalatması gibi, oğul Beşar Esad da kendi halkına karşı tüm sertliğini gösteriyor. Pekçok muhalif, askerlerin kurşunlarıyla öldü ve Esad yumuşamaya da niyetli görünmüyor. Bu durum kaçınılmaz olarak, ‘uluslararası topluluk şimdi Libya'nın yanında Suriye'ye de müdahale etmeli mi?' sorusunu gündeme getiriyor. Bu noktada Suriye'nin şanssızlığı, kayda değer petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olmaması. Dolayısıyla hammadde açı Batı Suriye'ye öncelikler listesinin üst sıralarında yer vermiyor. Ayrıca kimse Suriye'ye müdahale ederek elini yakmak da istemiyor. Esad devrilirse yerine kim gelecek ki?”

İspanyol El Mundo gazetesi, Batı'nın Suriye'deki gelişmelere yönelik tutumunu çifte standart olarak eleştiriyor.

“Suriye'deki rejimin kendi halkını katlettiğini ve Libya'daki zulümle paralellikler olduğunu kimse inkar edemez. Uluslararası topluluksa sessiz. Tek bir parmağını bile kıpırdatacak ülke yok. Bu da Batı'nın çifte standart uyguladığını gösteriyor. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, rejiminin Ortadoğu keşmekeşinde anahtar rol oynadığını çok iyi biliyor. İsrail ve Batılı ülkeler gözlerini yumup Şam yönetiminin durumu kontrol altına almasını umuyor. Ama Suriye halkı korkusunu yendi. Batı onları yüzüstü bırakmamalı.”

Polonya'nın başkenti Varşova'da yayımlanan Gazeta Wyborcza ise “Libya Vietnam mı olacak?” başlıklı yorumunda şu satırlara yer veriyor:

“İtalya, Fransa ve İngiltere BM yetkisi olmadan Libya'ya danışman ve askerî eğitmenler gönderiyor. Danışmanlar ve silahlar BM'nin 1973 sayılı kararını tehlikeye atıyor. NATO'nun yaptıklarını pür dikkat izleyen Ruslar ve Çinliler bunu farkettiler ve böyle bir adımın BM kararını ihlal edip silah ambargosunu deleceğini yüksek sesle dile getirip karşı çıkıyorlar. Sivillerin askerî eğitimi uzun süre alacaktır. Giderek daha fazla teçhizat gerekecek, her nevi danışman oraya gidecek, ikiyüzlülük artacak ve savaş kızışacak, gerilim tırmanacak, koalisyon içindeki kavga büyüyecek. En haklı savaşta bile askerî bir stratejiye, net siyasî bir mantığa ve halkla içten diyaloğa ihtiyaç vardır. Libya ‘operasyonunda' bunların hiçbiri yok. Bu arada, ABD'nin yaklaşık yarım yüzyıl önceki Vietnam müdahalesi de danışman göndererek başlamıştı.”

Çernobil faciasının 25'inci yıldönümünde nükleer enerjinin geleceği hararetle tartışılmaya devam ediyor. Japonya'da geçtiğimiz ay meydana gelen deprem ve tsunami felaketinin ardından Fukuşima nükleer santralinde yaşanan facia korkuları daha da artırdı.

Avusturya'dan Salzburger Nachrichten gazetesi, Fukuşima'nın ardından patlak veren, nükleer enerjiden vazgeçilmesi tartışmalarını konu alıyor:

“Yenilenebilir enerjiler için yol Çernobil'in hemen ardından açılsaydı bugün çok daha ileride olurduk. Nükleer enerji santralleri olmadan yapabilir miyiz, yapamaz mıyız, sorusu da kafaları bu kadar meşgul etmezdi. İnsanlar bugün ve yarın nükleer enerjiye karşı ne kadar güçlü direniş gösterirse, eski hataların tekrarlanması o kadar zor olur.”

Fransız DNA gazetesinin yorumu ise şöyle:

“Çernobil faciası 25 yıl önce dünyayı sarstı ama nükleer enerji sorgulanmadı. Patlamadan çeyrek yüzyıl sonra girişe yasaklı bölgenin görüntüleri sanki gerçek değilmiş gibi ve hüzünlendirici. Fukuşima'daki felaket, nükleer enerjiye sahip olmak isteyenler arasına bile şüphe tohumları ekerek, dünyanın algılayış gücünü daha derinden etkileyecek. Nükleer enerji neredeyse dünyanın her yerinde puan kaybetti. Uluslararası atom lobisinin sabırla kafalara yaydığı güven duygusu bu sefer sarsıldı.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ahmet Günaltay