1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

24.08.2011 - Avrupa basınından özetler

Bugünkü Avrupa basını, Libya'daki son gelişmeler, Uluslararası Para Fonu'nun eski Başkanı Dominique Strauss-Kahn hakkındaki davanın düşmesi ve Euro Bölgesi'ndeki borç kriziyle ilgili yorumlara ağırlık veriyor.

default

İtalya'dan sağ liberal Corriere della Sera gazetesinde yer alan yorumda, Libya'da Kaddafi rejiminin sona erişine dikkat çekilerek ülkenin kötü sürprizlerden korunması gerektiği savunuluyor:

"Kaddafi rejimi fiili olarak öldü. Ancak bazı sürprizler de olabilir. Ancak Kaddafi'nin hiçbir zaman sevilmediğini düşünerek, hata yapmıyor muyuz? Zira Kaddafi'nin milliyetçi ve Batı karşıtı açıklamalar ve saldırıları, Libya toplumunda ve Afrika kamuoyunda bir kesimin hoşuna gidiyordu. Dindar olmayanlar ve ılımlı Müslümanlar, radikal İslâmcılık yangınına karşı mücadele ettiğine ve onlara nefes aldırmadığına inandıkları bu katı ve sert tavrı, tasvip ediyordu. Zorbalığın sona ermesi, halkın zafer kazanması ve demokrasinin elde ettiği bu büyük başarıdan duyulan memnuniyeti dile getirmek, yeterli değil. Libyalılara güvenilir bir hükümet kazandırmak, ayrıca ülkenin ekonomik ve siyasi açısından mümkün olduğunca hızlı bir biçimde yeniden inşa edilmesi için yardım edilmeli."

Avusturya'dan Die Presse, Libya'da Kaddafi döneminin sona ermesini Avrupalı ülkeler ya da Avrupalı firmaların Libya ile olan ilişkileri açısından irdeliyor. Muhafazakâr gazetenin yorumu şöyle:

"Libya'daki siyasi devrime, Avrupa'da neşeli bir memnuniyetle sinirli bir gerginliğin karışımından oluşan bir tavır eşlik etti. Sonuç olarak hiç kimse yeni Libya yönetiminin nasıl olacağını, ne düşüneceğini bilmiyor. Ancak özellikle şu nokta önemli: Taraflar arasında uzun yıllar süren ticari ilişkilerin bundan sonra ne olacağı? İktidara gelecek olanlar, eski rejime sadık bir dostlukla bağlı olan firmaları ülkeden kovacak mı? Buna karşılık, başlangıçta kendisinden çok daha güçlü olan Kaddafi Ailesinin güvenlik güçlerine karşı, hiç de eşit olmayan koşullarda mücadele eden isyancıları azimle destekleyenler maddi açıdan ödüllendirilecek mi? Öte yandan özellikle dikkat çeken bir nokta ise Avrupa'da birçok devlet kuruluşu ve firmanın, çok uzun süre hiç de kötü bir ortak olarak görmediği, bu acımasız kötü adamla olan bağlarını mümkün olduğunca hızlı bir şekilde koparmak için telaşlı bir çaba göstermesi."

Bugünkü gazetelerin yer verdiği bir başka önemli konu ise Uluslararası Para Fonu'nun eski Başkanı Dominique Strauss-Kahn hakkında açılan tecavüz davasının düşmesi. Dün serbest kalan Strauss-Kahn'la ilgili olarak Le Monde gazetesinin yorumu şöyle:

"Bu dava Strauss-Kahn'a acımasız bir ders olacak. Onu görev süresi dolmadan ve yüz kızartıcı koşullar altında Uluslararası Para Fonu Başkanlığı'ndan ayrılmaya zorlayan bu skandal, ayrıca Strauss - Kahn'ın Fransa'da 2012 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine aday olmasına da mani oldu. Ve üstelik onun kişiliğinin farklı yönlerini, kadınlar ve para ile olan ilişkisini de ortaya çıkardı. Birçok Fransız politikacıya göre, Strauss-Kahn, Fransa'daki özel hayata saygı geleneğinin güvenilir ve sağlam oluşunun, kendisini koruyacağını düşündü. Hiç şüphesiz medyanın bu skandalda sergilediği heyecanlı tavır da Strauss-Kahn'ın düşüşünde çok önemli bir rol oynadı. Atlantik'in her iki yakasında, ayağı böylesine kayanların sayısı ne yazık ki hiç de az değil. Ancak sonuç olarak bu olayın asıl sorumlusu Strauss-Kahn'ın ta kendisi. Başkanlığı Monica Lewinsky skandalı yüzünden kararan Bill Clinton gibi Strauss-Kahn da, kendi tedbirsizliğinin ve düşüncesizliğinin kurbanı oldu."

İspanya'dan El Periodico bugünkü sayısında, Euro Bölgesi'ndeki borç krizini ve krizin üstesinden gelmek için ortaya atılan önerileri ele alıyor. Yorumda, Almanya'nın bu konuda iyi bir örnek teşkil ettiği görüşüne yer veriliyor:

"İspanya Başbakanı Jose Luis Rodruguez Zapatero, borç sorununun çözülmesi yönünde Almanya ve Fransa'nın yaptığı öneriyi benimseyen ilk politikacı. Bu durum, 2005 yılında diğer birçok ülkede kabul görmeyen AB Anayasası'nı, düzenlenen referandumla onaylayan ilk ülkenin İspanya olduğunu hatırlatıyor. Avrupa'nın lokomotifi Almanya, krizin başlangıcında, AB üyesi ülkelere yaptığı ödemeleri sıkı kurallara bağlama kararı vermişti. Almanlar iyi bir örnek teşkil ederek ilerliyor. Kamu borçlarının frenlenmesini anayasa ile güvence altına aldılar. Şimdi AB üyesi diğer ülkelere, borçların sınırlandırılması ve tasarruf politikasına rağmen, ekonomik büyümenin canlandırılması inisiyatifini kavramayı başarıp başarmayacakları yönündeki, önemli soru soruluyor."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topcu

Editör: Hülya Köylü

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız