1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

23.03.2011- Alman basınından özetler

Libya operasyonu kapsamında müttefik güçler arasındaki bölünme ve Japonya'daki nükleer felaket, bugünün Alman basınında öne çıkan yorum konuları arasında.

default

Frankfurter Allgemeine Zeitung, ‘Koalisyon güçlerinin bombardımanının sona ermesinin ardından ne olacak’ sorusuna yanıt arıyor:

“Müttefiklerin kendi aralarında konuştukları hedef, Kaddafi’yi devirmek. Bu siyasî açıdan meşru bir hedef. Ancak bu hedefin yerine getirilmesi, BM Güvenlik Konseyi’nin 17 Mart tarihli kararının kapsamına girmiyor. Tunus ve Mısır’da ayaklananlar, iktidarı güçlü bir direnişle yerinden etti. Kendi güçleriyle. Bu devrimler, güç ve saygınlığını bundan alıyor. Bu ülkelere, dışarıdan belirli bir demokrasi modeli dayatmadan, ekonomik olarak yardım etme isteği her fırsatta vurgulanıyor. Hiçkimse George Bush’un Ortadoğu’ya demokrasi ithalatı hatasına düşmek istemiyor. Bu politikanın Irak ve Afganistan’daki sonuçları hala gözler önünde. Libya’da Kaddafi yandaşları ve taraftarlarının ne ölçüde bölünmüş olduğunu kimse bilmiyor. Kulağa ne kadar sert gelse de, diktatörün askerî kanadının dışarıdan budanmasının ardından devrimi sonuca ulaştırmak Libyalıların işi. Ve bununla bağlantılı tüm zorluklara rağmen ülkelerinin nasıl yönetileceğine kendilerinin karar vermesi gerekiyor.”

Süddeutsche Zeitung ise koalisyonda komuta ve hedef konusundaki belirsizliklere dikkat çekiyor ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu NATO ülkelerini sert dille eleştiriyor:

“Bu ahenk bozukluğunda üç ülke, örnek gösterilebilecek berbat bir tutum içinde: Fransa, Türkiye ve Almanya. Bu ülkelerin tüylerini ürperten, ABD’nin öncü ülke olarak devredışı kalması. ABD’nin çekimserliği bir boşluk oluşturdu. Batılı müttefikler arasında rekabet başladı. BM kararının çıkarılması ve hemen uygulamaya geçirilmesinde başrolü oynayan Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, NATO’yu kumandadan uzak tutmak istiyor. Türkiye diğer uçta yine yüzkarası bir rolde. Başbakan Erdoğan haftalardır bir, dalgaların üstüne çıkmış coşku içinde, bir dalgaların altında boğulan konumunda dalgakırana doğru sürükleniyor. Milliyetçi politikalarıyla, son anlarını yaşayan hükümdarların müttefiki konumuna geldi. Onlarla iş yapmak, aynı zamanda da ayaklanan kitlelere demokrasi örneği olmak istiyor. Bunu yaparken, katı bir Avrupa karşıtı tutum izliyor ve Türkiye’nin Avrupa’ya öfkesini körüklemeye bayılan Sarkozy’yi düşman imajı yapıyor. Tüm bu cepheler arasında Almanya ise devredışı kalıyor. Daha da kötüsü Alman hükümeti açıklanması güç bir izolasyonun içine atıyor kendini. Bir yanda askerî operasyonu, hesaplanamayacak sonuçları olabileceği gerekçesiyle desteklemiyor, ama diğer yanda NATO içinde bu konuda bir karara da karşı çıkmayacak gibi görünüyor. Böyle bir kulübe üye olanın, başka düşmana ihtiyacı yoktur. Fransa, gurur ve kibir; Türkiye milliyetçilik, Almanya izolasyonculuk ve ABD de ürkek bir temkinlilik içinde.”

Neue Osnabrücker Zeitung ise Japonya’da yaşanan nükleer felaketin ardından Almanya’da Merkel hükümetinin nükleer enerji konusunda izlediği politikayı irdeliyor.

“Berlin'de çaresizlik hakim. Japonya’daki nükleer felaketten dolayı afallayan Alman hükümeti çalışma grupları oluşturuyor. Bu pek de kararlılık hissi uyandırmıyor. Sanki Başbakan eyalet meclis seçimlerini gözeterek zamana oynuyor. Belirleyici konu, nükleer enerji kullanımındaki öngörülemeyen risklerdir. Biblis B tipi reaktörde kaza riski 33 bin yılda bir. Ama bir hafta sonra da bir kaza olabilir. Reaktörler uçak düşmesi ya da terör saldırılarına karşı güvenceye alınsa bile risk yok olmayacaktır. Alman hükümeti ve iktidardaki politikacılar da bunu biliyor. Sadece şimdiye kadar bunu bastırmayı başardılar. Şimdi ise uzman gruplarının arkasına saklanacaklarına, rota değişikliği için gerekli cesareti gösterebilmeliler.”



© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ahmet Günaltay