1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

23.02.2011 - Alman basınından özetler

Libya’da yaşanan halk ayaklanması ve Batı’nın ülkedeki gelişmelere karşı sergilediği tavır, bugünkü Alman gazetelerinin başlıca konusunu oluşturuyor.

default

Süddeutsche Zeitung'un yorumu şöyle:

“Uzlaşma şansı pek iyi görünmüyor. Devrim lideri Kaddafi, kendisine sadık aşiretleri ordusuna katmaya çalışacaktır. Diğer yanda sadece askerler ve yurtdışındaki diplomatlar değil, dinî liderler ve bakanlar da hükümet cephesinden kopuyor. Devlet çöküyor. Kaddafi’nin hemencecik devrilebileceğini bir hafta önce tahmin edebildiğini iddia edenler, palavracıdır. Uzmanlar, Tunus’ta Bin Ali ve Mısır’da Mübarek’in devrilmesinin ardından bile Libya’da aynı Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi yavaş bir çöküş süreci bekliyordu. Şimdi ise ani bir çöküş ve kanlı bir kaosla karşı karşıyayız.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung ise Libya’da yaşananlar karşısında AB’nin tutumunu irdeliyor yorumunda:

“AB, Libya’nın ‘devrim lideri’ Kaddafi ile ilişkileri açısından pek de iyi bir üne sahip değil. Eli kanlı çöl delisinin ülkesi hammadde zengini. Ayrıca Kaddafi eski sömürgeci güç İtalya’ya Afrika’dan kaçak göçü engelleme sözü vermişti. Bunun karşılığını da cömertçe aldı. Şimdi Roma hükümeti, halkını yaylım ateşine tutan (sözde) ‘halk önderi'ne yaptırım tehdidinde bulunulmasını önlüyor. Bu, AB’nin bırakın dış politikayı, Akdeniz politikalarında bile tek ses olmaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Ama Berlusconi bile dostunun günlerinin sayılı olduğu gerçeğini değiştiremez.”

Berlin’de yayımlanan Tageszeitung da Libya’daki olaylara Batı’nın yaklaşımını ele alıyor:

“Arap baharının başarısı bugünlerde Libya sokaklarında belli olacak. Devrimciler, kimin yanlarında olduğunu, kimin kendilerine sırt çevirdiğini unutmayacaklar. Ve gelecekteki politikalarını buna göre belirleyecekler. Aynı İsrail, Güney Afrika ya da Ruanda örneğinde olduğu gibi. Özgür Mısır şimdi yaralı Libyalı mültecilere kucak açıyor, Avrupa ise onlardan korkuyor. BM’nin bir karar çıkararak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni devreye sokması, Kaddafi’nin yurtdışındaki varlıklarına el koyulması ve Avrupa’nın Libya’dan petrol alımını derhal durdurması, şu an yapılabilecek en acil şey. Bunu yapamayan, katillere yardım ve yataklık etmiş olur.”


Dresdner Neueste Nachrichten gazetesi ise mülteci sorununa dikkat çekiyor:

“Libya ve sınırlarında, Avrupa’ya iltica etmek isteyen bir ila iki milyon insan bulunuyor. Lampedusa adası Kuzey Afrika’dan sadece 100 kilometre uzaklıkta olduğundan ilk hedef ise İtalya. Bu Avrupa’nın da sorunu. Roma ve Trablus hükümetleri arasında kararlaştırılan Libya liman ve kıyılarındaki ortak devriyeler de bu günlerde yaşanan karmaşa nedeniyle durduruldu. İtalyan medyasına göre onlarca tekne Avrupa’ya doğru yola çıkmak için hava koşullarının iyileşmesini bekliyor. İtalya, beklenen bu iltica akınının üstesinden tek başına gelemez. AB’nin dayanışmasına bel bağlanıyor. Haklı olarak…”

Westdeutsche Zeitung’un yorumunda ise şu satırları okuyoruz:

“Şark dünyası, şimdiye kadar diktatörlerin bölgesi olarak görülür, sözkonusu diktatörlerin Batı ile ittifak içinde olması, onlara petrol satması umut edilirdi. Bu diktatörler ayrıca ateşli halklarını demir bir yumrukla kontrol altında tutarlardı. Şimdi de Kaddafi halkını savaş uçaklarıyla bombalatıyor, Batı hükümetleri, neredeyse on yıl boyunca içlerine attıkları bir gerçeği görmek zorunda kalıyor. Mısır’ın eski devlet başkanlarından Enver Sedat’ın daha 1982 yılında uyardığı gibi, müttefikleri Kaddafi’nin yüzde yüz ruh hastası olduğu gerçeğini.”

Berliner Zeitung da Batı’nın Bin Ali ve Kaddafi gibi liderlerle işbirliği yapmasının yeterince kötü olduğunu, üzerine Avrupalılar'ın geçtiğimiz haftalarda sergiledikleri temkinli tutumun tuz biber ektiğini belirtiyor ve ekliyor:

“Arap dünyası üzerinde esen değişim rüzgarı, esnek davranmaz ve hemen tepki vermezlerse Kuzey'deki komşular için bir fırtınaya dönüşebilir. Ortadoğu'da demokrasi demek, aynı zamanda buradaki ülkelerin muhatap olarak ciddiye alınması, ilticacı ve teröristlere karşı bir koruma duvarı gibi görmekten vazgeçilmesi demektir. AB, rotasında gerekli değişikliğe gitmelidir. Aslında geç, ama çok geç değil.”


© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Murat Çelikkafa