1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

21.09.2011 - Alman basınından özetler

Bugünkü Alman gazetlerinin ağırlık verdiği konu, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Almanya ziyareti ve Almanya'ya verdiği mesajlar.

default

Münih merkezli Süddeutsche Zeitung, Türkiye-İsrail ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi, Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramak için sondaj çalışmalarına başlamasına Başbakan Erdoğan’ın sert çıkması ve Başbakan’ın üç Arap ülkesini ziyaret etmesi bağlamında, Türkiye-AB ilişkilerini masaya yatırıyor:

“Eğer Türkiye Dışişleri Bakanı ülkesi ile Mısır arasındaki yeni bir güç ekseninden bahsediyor ve ülkesinin Arap dünyası için örnek teşkil etmesine hayranlık duyduğunu ifade ediyorsa, işte o zaman bundan sadece şu sonuç çıkar: Türkiye Ortadoğu’da hakim güç olmayı istiyor. Bu azimli amaca ulaşsın ya da ulaşmasın kesin olan bunun, Türkiye’nin AB üyeliği hedefiyle uyuşmadığı. Türkiye ya bağımsız bir bölgesel güç olacak, ya da ortak Avrupa polikasına uyacak. Her ikisi, aynı anda mümkün değil. Bunu Ankara da biliyor. Kıbrıs’a yönelik tutum, İsrail’le ilişkilerin bozulması, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kahire’deki başarılı çıkışı ve Dışişleri Bakanı’nın geleceğe dönük hayalleri ile Türkiye somut önceliklerini belirlemiş oluyor. Türkiye bunu yaparak AB üyeliğini, stratejik alternatiflerin altına indirgiyor. Avrupa buna seyirci kalmamalı. Tam tersine Türkiye politikasını şimdi tamamen gözden geçirmeli.”

Bielefeld’de yayımlanan Westfalen-Blatt ise Türkiye'nin AB'ye tam üyelik talebinden vazgeçmesi gerektiğini savunuyor:

“Türkiye mutlaka AB üyesi olmak zorunda değil. İmtiyazlı ortaklığın Türkiye’ye daha fazla avantajı var: Türkiye bu sayede zor AB üyelik kriterlerinden kaçabilir, en iyi ticarî  koşullara sahip olmanın tadını çıkarır, dış politikada da kendinden emin biçimde hareket edebilir ve AB’nin Türkiye’yi reddettiği yönündeki aşağılamalara da maruz kalmaz. Çünkü Fransa, Almanya ve Avusturya Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkıyor. Bunun nedenleri yıllardır biliniyor: Jeografik ve etnik itirazlar, ekonomik şüpheler, dinî çekinceler ve AB’nin genişlemesinden duyulan korku. Bu eleştiriler tartışmalı ya da bir kısmı haksız olabilir, ama birçok Avrupalı’ya gerçekçi geliyor. Türkiye’nin kendine güveni giderek artıyor, daha etkili ve güçlü bir ülke haline geliyor ve dış politikası bölgenin tamamını şekillendiriyor. Umut veren, gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, AB’ye tam üye olmaksızın da iyi yaşayabilir. Bunu Cumhurbaşkanı Gül de biliyor. Sadece bunu kabul etmesi gerekiyor. İşte o zaman Türkiye’nin AB üyeliği için verdiği sert ve sancılı mücadele, imtiyazlı ortaklıkla onurlu biçimde sonlandırılmış olur.”

Essen merkezli Westdeutsche Allgemeine Zeitung ise yorumunda, Gül’ün Berlin’deki açıklamalarının, 'Türkiye’nin özgüveninin ne kadar arttığının bir göstergesi olduğuna' dikkat çekiyor:
 
“Cumhurbaşkanı Gül’ün Berlin’deki açıklamalarını ve tavrını sadece ‘kendinden emin’ şeklinde nitelendirmek, küçümsemek olur. Humboldt Üniversitesi’ndeki konuşması, bir güç gösterisiydi. Verdiği mesajsa şuydu: Siz eğer bizi AB’ye istemiyorsanız, bizim için o kadar da önemli değil. Türkiye’nin AB’ye çok uzun süreden beri zaten ihtiyacı yok!’ Türkiye’de ekonominin gelişerek, iki haneli büyüme rakamlarına ulaşması ve Arap-Müslüman bölgesinde öncü güç olarak kendini kabul ettirebilmesiyle, Türkiye'nin keyfi yerine geliyor. Cumhurbaşkanı Gül Berlin’de güç gösterisi yaptı. Bundan önce de Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Arap Baharı’nın etkisinde kalan ülkelerdeki İsrail karşıtı çizgisi nedeniyle alkışlanmıştı. AB’ye yönelik mesaj açık: Türkiye artık üyelik için yalvaran bir ülke değil, tam tersine artık kendisini aynı seviyede görüyor ve böyle takdim ediyor. Türkiye’nin Avrupa’nın kenarında, yeni şekillenen dünya sisteminde orta seviyede bir güç statüsüne yükselmek istediği kesin. Gerçekten de Türkiye ekonomi kulvarında AB üyesi İtalya ya da Fransa’yı geçmek üzere. Avrupa, Ankara ile yeni bir ilişkiye hazırlanmalı. Çünkü Türkiye sözde ‘imtiyazlı ortak’tan, didişmeye hazır bir rakip ülke haline geldi.”

Konuyla ilgili aktaracağımız son yorum, Münster'de yayımlanan Westfälische Nachrichten'den:

“Gül, neredeyse şimdiden imtiyazlı ortak olmanın tadını çıkarıyor. Merkel'e, AB'nin özlemini çektiği, temenni ettiği ekonomik büyümenin yaşandığı bir ülkeden geldiğini hissettirdi. Hiç şüphesiz Ankara, dünya piyasalarında potansiyelini daha iyi kullanabilmek için Euro'ya da geçebilir. Politik açıdan bakıldığında ise Arap dünyasındaki değişimin yolu, kesinlikle Türkiye'den geçiyor. Türkiye'nin Doğu‘ya kurduğu köprü, hiç şimdiki kadar anlamlı olmamıştı. Almanya Başbakanı'nın tam tersine bütün kozlar Türkiye'nin elinde.”

 © Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topcu

Editör: Ahmet Günaltay

 

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız