1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

2005 yılında AB

Avrupa Birliği, zorlu geçen 2005 yılını geride bıraktı. Birlik açısından tam anlamıyla “kabus yılı” olan 2005’te, bütçeden anayasaya dek en temel konularda krize sürüklenen Brüksel, orta yollu çözümlerle toparlanmaya çalıştı. Brüksel’in 2005 yılını nasıl geçirdiğini DW’den Bernd Riegert derledi...

AB Anayasası tartışmaları, 2005'te birliği ağır bir krize sürükledi

AB Anayasası tartışmaları, 2005'te birliği ağır bir krize sürükledi

2005 yılına Lüksemburg’un Dönem Başkanlığı'nda başlayan Avrupa Birliği, yıl içinde mücadele edeceği derin krizlerden kuşkusuz habersizdi. Lüksemburg, 25’ler Avrupası’nın mali krizlerini çözmek için kolları sıvamıştı ve Avrupa da ülkenin aynı zamanda Maliye Bakanı olan Lüksemburg Başbakanı Jean Claude Juncker’in engin tecrübesi sayesinde bu işi çözeceğine inancındaydı.

Mali sorunlara çözüm

Ancak AB’nin yedi yıllık bütçesiyle ilgili tartışmalar alevlenmeden, AB’nin diğer mali sorunlarına çözüm arandı. İlk olarak 20 Mart’ta, dönemin Alman Maliye Bakanı Hans Eichel’in üzerinde uzun yıllardan beri çalıştığı öneriyle, AB ülkelerine sınırlamalar getiren Euro İstikrar Paktı esnekleştirildi ve bütçe açığı sınırlamalarına ististalar eklendi.

Birlik, mali sorunların yanı sıra genişleme politikasını da sürdürüyordu. 5 Nisan günü Bulgaristan ve Romanya’nın Birlik’e katılım sözleşmeleri kutlamalar eşliğinde Lüksemburg’da imzalandı. Romanya Devlet Başkanı Trayan Basescu, tarihi bir an olarak nitelendirdiği bu gelişmeden duyduğu memnuniyeti şu sözlerle ifade ediyordu:

“Kimsenin aslında ne istediğimizi sormadığı Yalta Konferansı Kararları'ndan sonra, bugün bizi yeniden Avrupa’ya kabul eden bir anlaşma imzalıyoruz. Teşekkürler Avrupa!”

Bulgaristan ve Romanya'nın AB'ye üyeliği

Bulgaristan ve Romanya’nın 2007 ya da en geç 2008 yılında, tam üye olması planlanıyor. Ancak, AB’nin istediği gibi, ülkelerinde yolsuzluk ve adam kayırma olaylarının önünü bir an önce alabilirlerse... Aksi halde her iki ülkenin üyelikleri ertelenebilir.

Anayasa referandumları

Ancak Avrupa Birliği, önceden pek tahmin etmediği, asıl darbeyi yaklaşık bir ay sonra, 29 Mayıs’ta, Fransa’da aldı. Üzerinde yıllarca çalışılan ve çetin pazarlıklar sonrası oluşturulan Avrupa Anayasası’nın metni, Fransa halkı tarafından reddedilmişti ve bu, Avrupa Birliği’nin ilk anayasasına ve dolayısıyla Birlik’e duyulmaya başlanan güvensizliği işaret ediyordu.

Fransa ve Hollanda'dan veto

Birliğin mimarlarından Fransa’nın Cumhurbaşkanı Jacques Chirac bile alınan bu yenilgiyi kabullenmekte güçlük çekiyordu. Fransız halkının vetosunu “kaza” diye adlandıranlar, Hollanda seçmeninin de 1 Haziran’da Birlik’in anayasasını reddetmesiyle soğuk bir duş aldılar. Ancak Lüksemburg’da yapılan 3. referandumda halkın, başbakanları Jean-Claude Juncker’in gayretleriyle de olsa, anayasaya onay vermesi, Birlik’e küçük bir nefes aldırdı.

17 Haziran Zirvesi

Yapılan kamuoyu yoklamalarında Avrupa halkının Birlik’e olan güvenlerinin azaldığı sonucu çıkarılmaya başlanır olmuş ve Birlik eski ihtişamlı günlerini arar hale gelmişti. Sonuçta gerginlik, 17 Haziran’daki liderler zirvesine de yansıdı ve zirve, anayasa krizi ve bütçe anlaşmazlığı nedeniyle fiyaskoyla sonuçlandı. Liderler, Anayasa konusunu rafa kaldırmayı kararlaştırırken, bütçe krizine takılmışlardı.

İngiltere'ye tepki

Lüksemburg’dan AB Dönem Dönem Başkanlığı’nı devralmaya hazırlanan İngiltere, 2007 -2013 yıllarını kapsayan AB bütçesinde kendisine uygulanan ayrıcalıklardan vazgeçmeyince, diğer ülkelerce “oyun bozan” ve “iş birliğinden uzak” olarak adledilmişti. Dönemin Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in de aralarında bulunduğu zirvede ne anayasayla ilgili sorunun ne de Birlik bütçesi belirsizliğinin üstesinden gelinebildi.

Londra'daki terör saldırıları

İngiltere’nin 1 Temmuz’de AB Dönem Başkanlığı’nı devralması, tam da tıkanan bütçe görüşmelerinin yaşandığı döneme denk geldi. Ancak bu sırada Londra’daki terör saldırıları İngiltere’nin gündemini değiştirdi. 7 ve 21 Temmuz tarihlerinde, Londra’da düzenlenen terör saldırıları İngiltere’nin bu soruna odaklanmasına neden olmuştu.

Bütçe görüşmeleri de hem bu yüzden hem de Margaret Thatcher’in başbakanlığı döneminde İngiltere’nin, diğer AB üyeleri gibi tarım teşviklerinden yararlanmadığı gerekçesiyle kazandığı vergi indirimlerinden vazgeçmek istememesi sebebiyle krize dönüştü. Birlik, ancak Dönem Başkanlığı’nın bitmesine sayılı günler kala İngiltere’nin kısmi tavize yanaşması sayesinde ortak bir bütçe üzerinde görüş birliğine varacaktı.

Türkiye'nin AB üyeliği

Ve Avrupa Birliği’nin en önemli gündem maddelerinden biri de Türkiye idi. 2004 yılının 17 Aralık gününde Türkiye’ye verilen 3 Ekim randevusu yaklaşıyordu. Avrupa Birliği’nde derin görüş ayrılıklarına neden olan Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusu, Birlik’i tam anlamıyla ikiye bölmüştü ve 3 Ekim’de Türkiye ile müzakerelere başlanıp başlanmayacağı hala belirsizdi. Tarih yaklaştıkça, Türkiye’nin önüne yeni koşullar öne sürülüyordu. Ankara, 3 Ekim öncesi Kıbrıs, Ermeni meselesi gibi konularla mücadele etmek zorunda kaldı ve Türkiye, yılın, hatta belki de tarihinin en uzun gecesini yaşamaya hazırlanıyordu.

Karar kesinleşinceye kadar Lüksemburg’daki toplantıya gitmeyeceğini bildiren Ankara, dediğini yaptı ve 3 Ekim’i 4 Ekim’e bağlayan gece, İngiltere Başbakanı Jack Straw’ın yoğun girişimleri sonuç verdi. Kıbrıs Rum Kesimi ve Avusturya ikna edilerek Türkiye ile tam üyelik müzakereleri, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Lüksemburg’a ulaşmasıyla başlatıldı.

Merkel'ın 'imtiyazlı ortaklık' ısrarı

Almanya’nın yeni Başbakanı Angela Merkel de Türkiye’ye sadece imtiyazlı ortaklık verilmesinden yanaydı, ama Birlik tarafından alınan kararların bağlayıcılığı vardı ve Almanya Başbakanı’nın açıklamaları da bu yönde oldu. Genişleme sürecinin yeni taraflarından biri de Hırvatistan’dı. Türkiye ile birlikte Hırvatistan ile de tam üyelik müzakereleri başlatıldı.

AB-ABD ilişkileri

Yılın sonlarına doğru, AB’nin başını ağrıtan bir diğer konu ise ABD ile ilişkilerdi. 2005’in başında ABD ile AB arasındaki uyumlu başlayan ilişkiler, yılın sonlarına doğru değişmeye başladı. Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’in terör zanlılarını insan haklarını ihlal edecek şekilde bazı Avrupa kentlerindeki gizli cezaevlerinde alıkoyduğunun öne sürülmesi ve Avrupa’daki bazı havaalanlarını bu kişilerin nakledilmesi için kullandığı iddiaları hafife alınacak türden değildi. Konuya açıklık getirmek için Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice, 8 Aralık günü Brüksel’e bir ziyaret gerçekleştirdi.

Yılın son zirvesi

Ve 2005 yılının başlangıcında başgösteren bütçe krizine çözüm zamanı gelmişti. 15 - 16 Aralık tarihlerinde Avrupa liderlerinin ve Angela Merkel’in Almanya Başbakanı sıfatıyla ilk kez katıldığı yılın son zirvesinde, bütçe görüşmelerinden kimse ümitli değildi. Ancak üye ülkeler, yaklaşık 20 saat süren zorlu pazarlıkların ardından Dönem Başkanı İngiltere'nin getirdiği ilk öneri ile geçen Haziran ayında Lüksemburg'un ortaya attığı önerisi arasında orta yolu buldular ve bütçe konusunda anlaşma sağladılar. Zirvede, karar alınan bir başka konu ise Makedonya’ya Avrupa Birliği üye adaylığı statüsü tanınması oldu.

Avrupa Anayasası yine gündeme gelecek

2005 yılını zor geçen günlerin ardından atlatan Avrupa Birliği’ni şimdi geçen yıldan miras kalan Avrupa Anayasası sorunu bekliyor. Dönem Başkanlığı’nı 2006 yılının başında İngiltere’den devralmaya hazırlanan Avusturya, bunun için kolları sıvadığını açıkladı bile...

  • Tarih 31.12.2005
  • Hazırlayan Bernd Riegert
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaH8
  • Tarih 31.12.2005
  • Hazırlayan Bernd Riegert
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaH8

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN