1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

EKONOMİ

2003'te terör ve savaş dünya ekonomini zorladı

2003’te ABD ekonomik canlanmanın öncülüğünü yaparken, Asya ülkeleri büyüme hızlarıyla göz doldurdurdular. Avrupa Birliği durgunluğu atlatammadı, en fakir kalkınma halindeki ülkelerin yüzü yine gülmedi. Almanya ise, ekonomik bakımdan iki yarısı birbirinden oldukça farklı bir yılı geride bıraktı.

Dünya ekonomisi iniş ve çıkışlarla dolu bir yılı geride bıraktı

Dünya ekonomisi iniş ve çıkışlarla dolu bir yılı geride bıraktı

"Wallstreet hapşırsa, dünya borsaları nezle olur". Bu sözün doğruluğu 2003 başlarında bir kez daha kanıtlandı. Başkan Bush’un Irak konulu konuşmasıyla daha da artan savaş korkusu, New York’tan Tokyo ve Frankfurt’a kadar bütün borsa endekslerinin hızlı düşüşüne yol açtı. Japon Nikkei enddeksi son yirmi yılın en düşük puan seviyesine indi. Alman birleşik borsa endeksi DAX yedi yıldır böylesine erimemişti. Konjonktür lokomotifi ABD göz kamaştırıcı büyüme oranlarını yakalıyordu ama bu savaş korkusu ile ekonomik canlanma arasında bocalayan sıhhatsiz bir büyümeydi.

2003 ABD’nde borsa skandallarının, zayıflayan doların, artan işsizliğin ve bütçe açığı rekorunun kırıldığı yıl oldu. Başkan Bush’un ekonomik reçetesi son derece basitti ve bütün gelir dilimlerini kapsayan kapsamlı vergi indiriminden oluşuyordu.

Savaşın getirdiği masraflar

”Vergi indirimi, vergi ödeyen herkese yarayacak ve ekonomik toparlanmamıza yardımcı olacaktır.” Bush yılbaşı mesajında Amerikan halkına böyle sesleniyordu. Ama vergi reformunun konjonktürü tetiklemesi için zamana ihtiyaç vardı. Savaş tehlikesi yatırımcıyı ve tüketiciyi adeta felç etmişti. Irak’ta kazanılan yıldırım zafer bile piyasaların kaygılarını dağıtmaya yetmedi. Savaş harcamalarının da eklenmesiyle ABD’nin bütçe açığı 460 milyar dolarla yeni bir rekor kırdı. İşsizlik de artıyordu. Başkan George W. Bush askeri başarılarına rağmen ekonomik cephedeki aleyhtarlarının sert eleştirilerine hedef oluyordu.

Yılın üçüncü çeyreğinde başlayan ekonomik canlanmaya patlama demek daha doğru olur. Üç aylık büyüme hızının yüzde 8,2’yi bulmasında, kamu harcamalarının artması önemli rol oynamıştı. Savaş ve Irak’ın yeniden imarı için harcanan 150 milyar dolar Amerikan şirketlerine büyük siparişler sağlamış, vergi indiriminin de yardımıyla Amerikan ekonomisi muazzam bir sıçrama yapmıştı. Doların değer kaybetmesi de ihracat artışı üzerinden doping etkisi yapmıştı.

Amerikan istihdam piyasası

İstihdam piyasası ise canlanmadan nasibini geç aldı. Ekim ayında ilk düzelme sinyalleri gelmeye başladı. Canlanma sayesinde yüzbinlik ek istihdam yaratılmış, işsizlik oranı yüzde 6’da frenlenebilmişti. Yılın ikinci yarısındaki canlanma borsalarda da kendini gösterdi. Kasım ayındaki yatırım fonnu skandalına rağmen Dow Jonnes endeksi bir yıl zarfında bin puan arttı. Son yıllarda yatırımcıyı hayal kırıklığına uğratan Yeni Ekonomi hisseleri bile değer kazandı ve Nasdaq endeksinin puanı yüzde 30 oranında arttı. Ama ABD’nin cari ödemeler açığı yurtiçi gayrı safi hasılanın yüzde 5’ine yükselmişti. Doların zaafı 2004’te dünya ekonomisinin başına iş açabilirdi. ABD hiç olmazsa Dünya Ticaret Teşkilatı’nın kararına uyup çelik ürünlerinden aldığı ek gümrüğü kaldırarak AB ile ticaret savaşına sürüklenmme tehlikesini savuşturdu.

Euro bölgesi

ABD bütçe açığını milli gelirinin yüzde 5’ine çıkartırken euro bölgesi ülkeleri Maastricht antlaşmasının istikrar kriterlerine göre borçlanma oranının yüzde üç ile sınırlamak zorundaydılar. Euro projesi hazırlanırken, borçlanmanın bu oranı aşması halinde Avrupa ortak para biriminin enflasyon ve dış değer erozyonuna uğrayacağı düşünülmüştü. Disiplinli para ve mali politikalarıyla ortaklarına örnek olmak isteyen Almanya ile Fransa aşırı borçlanma yüzünden bu kriteri ihlal ettiler, ancak borçlanma üst sınırını aşmanın cezai müeyyidelerini vetolarıyla bloke ettiler.

Altı milyarlık dünya nüfusunun bir milyarlık bölümü global brüt ekonomik hasılanının yüzde 80’ine sahipken, bir milyar insan günde bir dolarla geçinmek zorunda. Bu dünyanın bozulan dengelerine karşı önlem olarak uzmanlar kalkınma yardımlarının somut projelere bağlanmasının da yarar sağlamayacağını ve zengin ülkelerin fakirlere çok daha fazla yardımda bulunmaları gerektiğini söylüyor

Kalkınma halindaki ülkeler ve büyüyen Çin

Ancak aşırı savunma bütçeleri kalkınma halindeki ülkelerde de, eğitim, altyapı ve halk sağlığına gerekli miktarda yatırım yapılmasına imkan tanımıyor. Kriz ve çatışmalardan kurtulamayan Afrika, ekonomik gelişme kervanının en son halkasını oluşturmaya devam ediyor. Başta AIDS olmak üzere salgın hastalıklar, çoğu fakir Afrika ülkesinin ekonomik kalkınma potansiyelini eritiyor.

Asya kıtası ise hızla gelişti. Uyanan dev Çin, Avrupa ve Amerika’nın hayal bile edemeyecekleri büyüme oranlarıyla Asya’nın konjonktür lokomotifliğini yapıyor. Yılın ikinci yarısı Latin Amerika açısından pek sevindirici olmadı. Ama uzmanlar, tünelin ucunda ışık göründüğü görüşünde birleşirken, Latin Amerika’nın ekonomik dinamikleri tatmin edici olmasa da, iyimser yorumlarda bulunuyorlar.

Alman ekonomisi

Almanya'da ise ilkbaharda Irak savaşının getirdiği durgunluk, savaştan sonra ve yılın ikinci yarısında çabuk atlatılamadı. Ancak düzelme işaretleri her geçen gün artıyor. En azından borsalar, herkesin iple çektiği ekonomik canlanmayı öne almışçasına tırmanışa geçti. Ancak dünya ekonomisini aylar boyunca felce uğratan gelişmeler ilkbaharda Almanya’yı da etkisi altına almış ve Irak savaşının kesinleşmesinden sonra ekonomik belirsizlik yüzünden yatırımlar durma noktasına gelmişti.

Öncelikle artan işsizliğin getirdiği ek yük kamu bütçelerinin rayından çıkmasına yol açtı. Ekonomik faaliyetlerin daralması yüzünden devletin vergi gelirleri de azalmaya başladı. Ek borçlanma kriterlerini tutturamadığı için euro istikrar paktı kuralları dışına çıkan Almanya’nın daha da borçlanması söz konusuydu.

Avrupa büyüme ve istikrar paktının tehlikeye sürüklendiği öne sürülüyordu. Almanya Maliye Bakanı Hans Eichel, ekonomik düzelme fırsatını heba etmektense daha fazla borç yükü altına girmeyi göze almıştı: ”Büyüme oranı bu kadar düşükken tasarruf edilmez. Bütçe giderlerini dondurmakla ilk planda yatırımcıya zarar vermiş olursunuz. Bu, yapabileceğiniz en büyük hata olur.”

Yapısal açıklarını kapatabilmesi için Almanya’nın reformlara acilen el atması şarttı. Aradan aylar geçti, Irak savaşı sona erdi, ekonomik ufku daraltan bulutlar dağılmaya başladı. Yatırım tıkanıklığı ve atalet dönemi geride kaldı. Yılın ikinci yarısıyla birlikte canlanma sinyalleri artmaya başladı. Özel sektör durgunluk döneminde uyumayıp, safra atıp kendini kriz sonrasına hazırladı. Almanya’nın dış ticaret hacmi yılın ikinci yarısında hissedilir oranda genişledi.

Büyük ölçüde iç piyasaya yönelik faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmeler ise umduklarını bulamadılar. Alman ekonomisinin en önemli payandası sayılan ve ekonomik bakımdan faal nüfusun yüzde 70’ini istihdam eden orta ölçekli teşekküller istihdam düzeylerini koruyamadılar. 100 şirketten sadece 12’si işçi alırken, bu şirketlerin yüzde 34’ü işçi çıkarmak zorunda kaldı.