1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

20.02.2009 - Alman basınından özetler

Rus gazeteci Politkovskaya cinayeti sanıklarının beraat etmesi, İsrail'deki hükümet kurma süreci ve Afganistan'daki durum, 20.02.2009 tarihli Alman basınının başlıca yorum konularını oluşturuyor.

default

2006 yılının Ekim ayında bir cinayete kurban giden rejim muhalifi Rus gazeteci Anna Politkovskaya davasında yargılanan üç sanığın da beraat etmesini yorumlayan ulusal gazetelerden Frankfurter Allgemeine Zeitung, cinayetin aydınlatılmayacağına ilişkin iki buçuk yıldır varolan şüphelerin, son mahkeme kararıyla da tasdik edildiğinin altını çiziyor:

"Çeçenistan'daki insan hakları ihlalleriyle ilgili yaptığı cesur haberler, Anna Politkovskaya'ya büyük şöhret kazandırmıştı. 7 Ekim 2006 tarihinde bir cinayete kurban gitmesinin ardındansa Putin döneminde ülkede hakim olan koşulların adeta bir simgesi haline geldi. Daha o zamanlar, bu cinayetin aydınlatılıp aydınlatılamayacağına dair ciddi şüpheler mevcuttu. Nihayetinde cinayete karıştıkları iddia edilen iki Çeçen kardeş ve bir Moskovalı polis mahkeme karşısına çıkarıldı. İki Çeçen sanığın kardeşi olduğu belirtilen cinayetin faili ise hâla firarda. Bu dava baştan aşağı göz boyamaya yönelikti. Jürinin, sanıkları 'suçsuz' bulması da bu zinciri tamamlayan son halka oldu."

Sırada İsrail iç politikasını konu alan bir yorum var... Yine önemli ulusal gazetelerden olan Münih merkezli Süddeutsche Zeitung, sağ partilerin liderlerini eleştirdiği yorumunda, özetle şu görüşlere yer veriyor:

"Netanyahu ve Lieberman, Ortadoğu barış sürecinin ruhuna rahmet okumaya can atan iki lider. Ne Yahudi yerleşim birimlerini dağıtmak, ne de bağımsız bir Filistin devleti kurulması sürecine eşlik etmek istiyorlar. İkisi de -Filistinlilerin kontrol altında tutulmasını kolaylaştırdığı gerekçesiyle- mevcut 'işgal' statüsünün devamından yana. Uzun vadede bakıldığında, Netanyahu'nun 'birbuçuk devlet' stratejisi İsrail devletinin de varlığını tehdit ediyor. Filistin bölgelerindeki doğum oranları, İsrail'dekinden çok daha fazla. Birkaç yıl sonra hem İsrail'deki hem de Batı Şeria'daki Filistinlilerin sayısı, İsraillileri geçecek. Bu durumda İsrail, 'ırk ayrımı benzeri' bir rejim haline dönüşecek. Zira azınlıkta olan bir zümrenin, çoğunluk toplumun temel insan haklarını kısıtladığı rejimleri başka türlü nitelendirmek mümkün değildir."

Polonya'daki NATO Savunma Bakanları buluşmasının da ana gündem maddesini oluşturan Afganistan konusunda bir yorumla devam ediyoruz basın turumuza... Stuttgarter Nachrichten gazetesinden bir alıntı:

"Afganistan tartışmalarında iki zıt kutup oluşmaya başladı. Bir grup, Batı'nın Afganistan'daki angajmanının derhal sona erdirilmesinden yana. Böylece ülkede bir türlü sona gelmek bilmeyen kargaşadan uzak durulmuş olur. Diğer grupsa tam tersine daha fazla kararlılık ve sabır talebinde bulunarak 'aynen devam' felsefesini benimsiyor. Her iki fikrin en iyi taraflarını alıp birbirine bağladığımızda ortaya aslında güzel bir Afganistan stratejisi çıkıyor. Batı, eğer hedeflerini küçültür, sorumluluğu makul şekilde yerel idarelerle bölüşür, aynı zamanda da en azılı düşmanlara karşı askeri mücadeleyi kararlılıkla sürdürürse, o zaman sağlam temellere dayanan, huzura kavuşmuş ve kendi kendini yönetebilen bir Afgan toplumu oluşturmak mümkün olur. Bu açıdan bakıldığında, bölgeye ek birliklerin gönderilmesi kararı da mantıklıdır."

Son olarak İsviçre bankası UBS ile ABD arasında yaşanan vergi kaçakçılığı ihtilafını konu bir yoruma yer veriyoruz. Zengin Amerikalıların vergi kaçırmasında yardım etmekle suçlanan banka, kovuşturma açılmaması karşılığında ABD'ye 780 milyon dolar ceza ödemeyi kabul etti. UBS ayrıca 20 milyar dolar tutarında vergi kaçırdığı belirtilen zengin Amerikalıların listesini vermeye hazır olduğunu da duyurdu. Freiburg merkezli Badische Zeitung, bu konudaki gelişmeleri şöyle yorumluyor:

"UBS'in önceden hiç bir hukuki kontrole tabi tutulmadan, müşterilerine ait özel verileri ABD'ye verecek olması, İsviçre'de şiddetli bir sarsıntıya neden oldu. Aynı zamanda Avrupalı komşuları da pür dikkat kesildi. UBS ve Bankacılık Denetleme Kurulu'nun 'bir defaya mahsus' diye açıklamaya çalıştığı bu uygulama, belki AB için de 'örnek olay' niteliğinde olabilir. İsviçre'nin sadece 'vergi kaçakçılığı' ile 'vergi sahtekârlığı' arasında yaptığı ayrımı kaldırması gerektiğine dair talepler ise mâkul değil. Çünkü böyle bir ayrım olmazsa, o zaman İsviçre sıradan bir finans merkezine dönüşebilir."