1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

1976'dan 24 Temmuz 2010'a

Coen Kardeşler'in yarışma dışı gösterilen “True Grit” adlı filmiyle açılan 61. Berlinale'de Altın Ayı adayları teker teker sinemaseverlerin beğenisine sunulurken, El Premio ve küresel YouTube filmleri büyük ilgi gördü.

default

Yönetmenin tesadüfen keşfettiği yetenek Paula Galinelli Hertzog

2008'de Berlinale'nin kurucusu adına verilen Alfred Bauer Ödülü'nü kazanan “Lake Tahoe” adlı filmin senaristi Paula Markovitch, bu yıl ilk yönetmenlik denemesi olan “El Premio” (Ödül) ile yarışma bölümüne kabul edilmiş. Film, Arjantin'de askeri cuntanın başladığı 1976 yılında geçiyor. Yasadışı tutuklamaların, işkencenin ve siyasi gerekçelerle işlenen cinayetlerin ülkeye damgasını vurduğu bu dönemi yansıtan film, in cinin top oynadığı bir sahilde, terk edilmiş bir evde saklanan rejim muhalifi bir anne ve yedi yaşındaki kızının ekseninde dönüyor. Kızın ortalıktan kaybolan babasının kaderi ise film boyunca belirsizliğini koruyor. Anne, dikkatleri üzerlerine çekmemek için kızını yakındaki köyün ilkokuluna gönderiyor. Bu okulda açılan bir yarışmada, öğrencilerden ordu hakkında bir kompozisyon yazmaları istenince, küçük kız, evde annesinden duyduğu ve orduyu aşağılayan ifadeleri kâğıda döküyor ve böylece ailesinin varlığını tehlikeye atıyor.

Eli yüzü düzgün

Flash-Galerie Filmstill El Premio The Prize Berlinale 2011

Arjantin'de doğan, ancak 12 yaşından bu yana Meksika'da yaşayan yönetmen Markovitch, “El Premio”nun otobiyografik öğeler taşıdığını, kendi çocukluğunun da benzeri şartlar altında geçtiğini, hatta çekimleri o yıllarda yaşadığı San Clemente del Tuyú kasabasında ve okula gittiği sınıfta yaptıklarını anlatıyor. Filmi taşıyan küçük kız Ceci'yi canlandıracak oyuncu bulunması ise neredeyse bir mucize olmuş. Çekimlerden bir yıl önce oyuncu aramaya başladıklarını, ancak kimsenin içlerine sinmediğini belirten Markovitch, ilk çekimden tam üç gün önce, komşu kasabadaki bir ilkokulda Paula Galinelli Hertzog'u keşfettiklerini, daha önce bir oyunculuk deneyimi olmayan küçük kızı görür görmez Ceci'yi bulduklarını hissettiğini kaydediyor. Hertzog gerçekten de etkileyici ve doğal bir performans sergilemiş filmde. Okulda kurduğu arkadaşlıklar, karşı karşıya kaldığı ilk ihanet, karşı cinsle ilk yakınlaşması, annesinin içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışması, tüm bunların altından inandırıcı bir şekilde kalkıyor genç oyuncu. Ancak yönetmen, duru bir anlatım seçse de, o dönemin Arjantin'indeki baskı atmosferini ağdalı bir dile kaçmadan aktarmayı başarsa da, film yer yer fazla uzun, ve biraz sık ve sallantılı kullanılan el kamerası izleyiciyi gereksiz yere yoruyor. Akustik düzlemde “El Premio” çok başarılı. Tasarruflu bir şekilde filme serpiştirilen ancak melodik olma amacı gütmeyen müzikler ve okyanusun dalgaları ile sahildeki kum tepelerini gün be gün döven sert rüzgârın sesi, her an foyalarının ortaya çıkması korkusuyla yaşayan anne-kızın ruh hallerine uygun bir çerçeve çiziyor. Kısacası “El Premio”, bir başyapıt olmasa bile, festivalin yarışma bölümünde eli yüzü düzgün bir yapım denebilir.

Dünyan ı n bir günü

Screenshot Life in a Day

Aynı gün zarfında, dünyanın dört bir köşesinden insanlar hayatlarından birer kesidi filme çekse ve bu filmlerden bir kolaj yapılsa, ortaya gezegenimizdeki yaşam hakkında nasıl bir tablo çıkar? İşte 61. Uluslararası Berlin Film Festivali'nin Panorama bölümünde gösterilen „Life In A Day“ adlı yapımın amacı bu soruya yanıt aramaktı. İngiliz yönetmen Ridley Scott'ın yapımcı şirketi ile video paylaşım sitesi YouTube'un ortak projesi olan film, 24 Temmuz 2010 tarihinde tam 197 ülkede çekilen toplam 80 bine yakın filmden damıtılmış. YouTube'a yerleştirilen yaklaşık 5 bin saatlik bu malzemenin 95 dakikalık bir filme dönüştürülmesi görevini ise İskoç yönetmen Kevin MacDonald üstlenmiş. Daha önce „One Day in September“ (1999) En İyi Belgesel dalında Oscar alan, 2006 yılında sinemalara gelen ve Uganda diktatörü rolünde Forest Whitaker'a En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran „The Last King Of Scotland“ ile de belgeselden kurgu film alanına geçen MacDonald, YouTube'a yüklenen filmlerin sayısının ve kalitesinin kendisini şaşırttığını söylüyor.

ABD'den Nepal'e

Szene vom Film Life in a Day FLASH Galerie

Life in a Day filminden nefes kesen bir sahne

“Life In A Day”, adından da anlaşılacağı üzere, seyircilere hayattan bir günü gösteriyor. Sabahtan akşama uzanan bu yolculukta, yemek yiyenlerden doğum yapanlara, ABD'den Nepal'e kadar küresel bir yelpaze sergileniyor. Projeye katılmak isteyenlere hayatta neyi sevdikleri ve neden korktukları sorulmuştu. Çekilen filmlerin çoğunda kamera karşısına geçenler, hayatı sevdiklerini anlatıyorlar. Dünya prömiyeri ABD'deki Sundance Film Festivali'nde yapılan ve Berlinale'de de seyirciler ile buluşan “Life In A Day”, genelde ümit veren ve seyircilerin içini ısıtan görüntülerden oluşuyor. Örneğin Peru'dan bir ayakkabı boyacısı çocuk, önce işini nasıl yaptığını, sonra da babasını neden sevdiğini anlatıyor. Bir zürafanın yavrusunu dünyaya getirmesini seyrediyorsunuz, bir kadının çocuğunu dünyaya getirişi ise, kocasının baygınlık geçirmesi ile kısa bir kesintiye uğruyor. Ancak film sadece hoş görüntülerden oluşmuyor, sonlara doğru proje için belirlenen 24 Temmuz'a denk gelen ve çıkan izdihamda 21 kişinin hayatını kaybettiği, Almanya'nın Duisburg kentindeki tekno şenliği Love Parade'den enstantaneler de karşınıza çıkıyor. “Life In A Day” adlı bu sıradışı yapımın sene sonunda sinemalara gelmesi planlanıyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Aydın Üstünel / Berlin (DW)

Editör: Ayhan Şimşek