1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

18.01.2010 - Alman basınından özetler

Haiti'deki deprem felaketi, Almanya'nın Afganistan politikası, Almanya-İsrail ilişkileri ve kriz döneminde borç politikası, bugünkü Alman gazetelerinden seçtiğimiz yorum konularını oluşturuyor.

default

18 Ocak 2010 Pazartesi gününün basın özetlerine, Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin Haiti’deki deprem felaketine ayırdığı satırlarla başlıyoruz. Yorumda afetin büyük can ve mal kaybına yol açmasında, zayıf devletlerin ihmal edilmesinin de rol oynadığı belirtiliyor:

“Diğer yardım ekipleri ne kadar cansiperane çalışırsa çalışsın, Amerika’nın kararlı angajmanı olmadan olmuyor. Haiti’nin geleceğini kurtarması da ABD’nin uzun vadeli angajmanına bağlıdır. Hayatta kalan Haitililer Dışişleri Bakanı Clinton’un buna hazır oldukları şeklindeki sözlerini tehdit değil, sefaletten kurtulma yolu, belki de geçmişteki umursamazlığın telafisi olarak değerlendirmelidirler. Arka bahçesindeki zayıf devletleri ihmal edenler için çıkarılacak ders, bu devletlerin ayakta kalmasının zor olduğudur. Tahayyül sınırlarını zorlayan doğal afet, çöküşü hızlandırmıştır.”

Würzburg’da yayımlanan Main-Post gazetesinde ise Haiti depremiyle ilgili olarak şu satırları okuyoruz:

“Siyasi gangsterlik, yolsuzluk ve suçun damgasını vurduğu bu devlette uluslararası yardımlar bile para etmiyor. 2004 yılında BM’in yedi bin mavi bereliyle Haiti’de göreve başlayıp şiddet olaylarını bir nebze dindirmesi umut kaynağı olmuş ama 9 milyon nüfuslu ada devletinin, kötü talihini yenmesine yetmemişti. Bütün dünyanın yardım için seferber olması, övülmeye değerdir. Ama afetten önce Haiti’ye yapılan yardımlar yetersiz kalmıştı. Bu gerçeği idrak etmek için artık çok geç.”

Basın özetlerine Neue Osnabrücker Zeitung'un, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Afganistan politikasında sosyal demokrat ana muhalefet partisi ile mutabakat aramasını konu alan yorumla devam ediyoruz:

“Başbakan Merkel’in Afganistan politikasında Sosyal Demokrat Parti ile dayanışma ortamı yaratmaya çalışması, akıllıca bir davranıştır. Afganistan’daki Alman birliklerinin, trajedi ve çaresizliklerle dolu bu görevde geniş siyasi ve moral desteğine ihtiyacı var. Bunun son örneğini, Alman askerî kontrol noktasında cereyan eden olayda gördük. Terörist olduğu şüphesiyle Alman askerleri tarafından vurularak öldürülen Afgan’ın, ikaz işaretini görmeyen masum bir sivil olduğu ortaya çıktı. Bu olay da akla, Afganistan misyonunun anlamının ne olduğu, sorusunu getiriyor.”

Basın özetlerine, Münih’te yayımlanan Süddeutsche Zeitung'un, Berlin'deki hükümetler arası Alman-İsrail istişarelerini konu alan yorumuyla devam ediyoruz:

“İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bugün Berlin’de Angela Merkel’den, atom silahı geliştirmeye çalışan İran ile ticaretin sınırlandırılacağına dair bir işaret bekleyecek. İsrail, öncelikle Filistin toprağında Yahudi yerleşim birimleri kurulmasından dolayı Almanya açısından da eleştirilmeyi hak ediyor. Gerçi Almanya bu eleştiriyi, Avrupa Birliği’ndeki çoğu ortağına nazaran daha alçak sesle ve daha seyrek dile getiriyor. Oysa Almanya hükümetinin, İsrail ile ilişkilerin niteliğine zarar vermeden, uluslararası standartların ve insan haklarının ihlalini eleştirebilmesi gerekir. Almanya ile İsrail arasındaki özel ilişkiler sürecek olsa da, iyi ortaklıkların aynı zamanda eleştiriye açık olmayı gerektirdiği de unutulmamalı.”

Basın özetlerine, Düsseldorf’ta yayımlanan Financial Times Deutschland gazetesinin ‘Borç Tuzağı’ başlıklı yorumuyla son veriyoruz:

“Son yıllarda dünyanın başına bela olan çekirge fonların 2008 sonbaharındaki mali depremde Lehman Brothers’in enkazı altında kaldığı sanılmaktaydı. Bu özel yatırım fonları, yüksek yabancı sermaye ile şirketleri satın almakta, borçlarını onların sırtına yüklemekte, para eden dilimlerini kârla elden çıkardıktan sonra bu şirketleri kaderlerine terk etmekteydi. Mali kriz yüzünden çekirgeler şirket satın alacak sermaye bulamamaktaydı. Özel yatırım fonları yeniden piyasada boy göstermelerini, merkez bankalarının düşük faiz politikasına ve likidite fazlasına borçlular. Krizin sarstığı bir çok büyük şirketi ucuza kapatabilecek durumdalar. Halbuki, yüksek borçlanmanın, hem parasını özel fonlara yatıranlar hem de kredi yükü sırtına bindirilen şirketler açısından ne kadar riskli olduğu mali kriz sırasında kendini göstermişti.”


© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Ahmet Günaltay


Editör: Murat Çelikkafa

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız