1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

16.10.2012- Avrupa basınından özetler

Türkiye-Suriye anlaşmazlığı ile ABD’de başkanlık seçimleri öne çıkan yorum konuları.

 Sağ liberel Danimarka gazetesi Jyllands-Posten, “Türkiye ile Suriye arasındaki krizin, aynı 20 yıl öncesinde Balkan savaşlarında olduğu gibi, birkaç saat içerisinde kanlı bir hesaplaşmaya dönüşebileceği” görüşünü savunuyor. Yorumun devamında şu satırları okuyoruz:  

“Bu tehlike, ABD tam başkanlık seçimlerinin ortasında bulunurken, AB’de ekonomik krize ilişkin görüş ayrılıkları yaşanırken ve BM de güçsüz bir durumdayken belirmiş durumda. BM’nin Bosna’da üç yıldan fazla süren pasif tutumu bir insanlık trajedisine yol açmıştı; nitekim BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon son bir ziyareti sırasında bu tutumdan dolayı özür dilemişti. Suriye ile Türkiye, tırmanışa geçmiş olan krize diplomatik yoldan çözüm bulamazlarsa, sonuç aynı olabilir.” 

Hollanda gazetesi De Telegraaf, ABD’de hız kazanan başkanlık seçim yarışına ilişkin yorumunda, Başkan Barack Obama’nın, cumhuriyetçi aday Mitt Romney ile yapacağı ikinci televizyon düellosunda eski başkan Reagan’ı kendine örnek alacağını belirtiyor:

“Obama’nın Reagan’ı kendine örnek alması, ilk bakışta olduğu kadar alışılmamış bir durum değil. Demokratlar, Reagan’ın merkezdeki seçmene odaklanmış o dönemki politikalarının, onlara göre şimdilerde iyice sağa kaymış olan Cumhuriyetçi Parti’de bugün kendine yer bulamayacağını bıkıp usanmadan tekrarlıyorlar. Eski sinema oyuncusu Reagan, 1984 yılında siyasi hasmına karşı ilk söz düellosunu kaybetmişti. Tıpkı Obama gibi onun da Beyaz Saray'da paslandığı söyleniyordu. Ama ikinci düelloda Reagan mega boyutta dönüş yaptı. Ne var ki Obama Reagan değil! Obama’nın, tıpkı bir profesör gibi ayrıntılara fazla takılma eğilimi var; Reagan ise böyle şeylerden nefret ederdi.”

Liberal İspanyol gazetesi La Vanguardia'dan seçtiğimiz yorum, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma konusunda planladığı halk oylamasına ilişkin:

“İskoçya’nın bağımsızlığı konusunda yapılacak bir referandumun sonucunun ne olacağı çok belirgin değil. Düzenlenen son anket sonuçlarına göre, şu an itibarıyla İskoçyalıların üçte bir ilâ dörtte birlik kesimi İngiltere’den ayrılma yanlısı. İskoçya Başbakanı Alex Salmond, 2014 yılına kadar İngiltere’den bağımsızlık isteyen daha fazla sayıda seçmeni kazanmak istiyor. Ama bunda başarılı olunsa bile, İskoçya hemen bağımsız bir devlet olamaz. Çünkü önce bazı önemli sorunların açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bunlar arasında, ülkenin ham petrol ve doğal gaz rezervlerinin denetimi, İngiliz nükleer denizaltı üslerinin geleceğinin ne olacağı ve İngiltere’nin devlet borçlarının bağımsız bir İskoçya devleti tarafından devralınacak olması bulunuyor.”

Avusturya gazetesi Kurier ise yorumunda Avrupa’nın ‘barış projesinin’ başlıca hedefinin sınırları yıkmak olduğunu belirtiyor, ancak bugün birçok Avrupalının ülkeler arasına yeni sınırlar çekme eğiliminde olduğuna dikkat çekiyor:

“Avrupa’nın her yerinde şu sıralarda ayrılıkçılar ve milliyetçiler söz sahibi ve bunlar, ya 14. yüzyıldaki savaşlara atıfta bulunuyorlar, ya da kıtanın başka ülkelerinin kendilerine adaletsizlik yaptığını ileri sürüyorlar. Temel düşünce aşağı yukarı hep aynı: Birçok Avrupalı, mümkün olduğca kalın ve aşılmaz bir sınıra sahip olunursa, o zaman insanların haklarını, refahlarını ve de kimliklerini koruyabileceklerini düşünüyor. Bu tür argümanlar, yüzyıllar boyunca bölük pörçük olmuş bu kıtanın tarihinde hep sınırların çekilmesine ve tabii bunun arkasından da ister istemez anlaşmazlıkların baş göstermesine aracı olmuştur.”     

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Çelik Akpınar

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız