1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

14.10.2010 - Alman basınından özetler

Bugünkü Alman gazeteleri Şili'deki madencilerin kurtarılması ile Almanya'da İslam, Müslümanlar ve yabancı düşmalığıyla ilgili yapılan bir araştırmanın sonuçlarıyla ilgili yorumlara ağırlık veriyor.

default

Münih'te yayımlanan Süddeutsche Zeitung, 33 Şilili madencinin mutlu sonla noktalanan kurtarılma hikâyelerini yorum sütunlarına taşıyor:

"Feryat edercesine çalan sirenler, dans eden insanlar, ulusal dayanışma içine giren bir ülke ve bütün bunların ortasında elinde ülke bayrağını taşıyan Şili Devlet Başkanı Pinera... Kurtarılan her madenciyi kucaklamasıyla, popülaritesi de giderek artıyor. San Jose'deki kurtarma operasyonu, 'Şili mucizesi' olarak tarihe geçecektir. Ancak önümüzdeki aylarda yine madenciler yeraltında mahsur kalır ve hükümet de o zamana kadar güvenlik önlemlerini, yönetmelikleri sertleştirmezse, işte o zaman Şilililerin mutluluğu, coşkusu birden bire öfkeye dönüşebilir."

Saarbrücker Zeitung ise madencilerin kurtarılmasının 'mucize' diye nitelendirilmesini eleştiriyor. Yorum şöyle:

"Farklı uluslardan uzmanların dayanışma içinde Şili'de sergiledikleri çaba, belki küreselleşmenin başarılı bir örneği sayılabilir. Peki bu bir mucize mi? Hayır, mucizeler başka türlü olur. Kurtarma operasyonunu ekranlarında izleyen milyonların en azından bu felaketin neden olduğuna ilgi duymaları, küçük bir mucize olurdu. Şilili madenciler ve onların binlerce arkadaşı, gelişmekte ve kalkınma olan ülkelerde yeraltında köle gibi çalışıyorlar."

Bugünkü gazetelerin geniş yer verdiği bir başka konu ise Sosyal Demokrat Parti'ye (SPD) yakınlığıyla bilinen Friedrich Ebert Vakfı'nın yaptırdığı, İslam, Müslümanlar ve yabancı düşmanı eğilimlerle ilgili araştırmanın sonuçları. Araştırma, Almanlar arasında özellikle Müslümanları hedef alan 'modern ırkçılığın' hızla yayıldığını ortaya koyuyor. Frankfurter Allgemeine Zetung, kamuoyu araştırmasının yapılış biçimini eleştiriyor:

"Bazı kamuoyu yoklamalarında yanıtlar değil, sorular probleme neden olur. Bir kamuoyu yoklamasında vatandaşlara 'Herkesin yararına çalışacak, hizmet edecek bir önderin başa gelmesini ister misiniz?', sorusu soruluyorsa, o zaman buna yüzde 13'lik kesimin 'evet' yanıtını vermesine de şaşırmamak lazım. 'Herkesin yararına' tanımı 2. Dünya Savaşı'nda Winston Churchill, Cezayir krizi sırasında da Charles de Gaulle için geçerli olabilirdi. Bu soru doğru sorulsa ve 'Partisi ve hücum birlikleriyle, vatandaşları terörize eden bir önder arzu eder misiniz?' denilseydi, işte o zaman bu soruya yanıt verenlerin oranı böylesine yüksek çıkmazdı."

M ä rkische Oderzeitung'un yorumunda ise şu satırları okuyoruz:

"Araştırmanın sonucunda aşırı sağ eğilimin artmasına gerekçe olarak insanların mali ve ekonomik krizden duyduğu korkular gösteriliyor. Bu tamamıyla yanlış olamaz. Ancak siyasi partilerin, vatandaşların endişeleri ve sorunlarını yeterince ciddiye almamaları da önemli bir rol oynuyor."

Konuyla ilgili aktaracağımız son yorum, Neue Westf ä lische'den. Gazete Almanya'nın neden kalifiye yabancılara kucak açmadığı sorusunu soruyor?

"Bunun nedeni sadece politikacılar değil. En sevdikleri çalışan profili 'orta yaşlı ve kanaatkâr insanlar' olan Alman işletmelerin de payı büyük. Örneğin harika bir diplomaya sahip bir kişi, sırf Türk ismi nedeniyle iş başvurusunda zorluklarla karşılaşabiliyor. Başkalarına, kendinden olmayanlara karşı duyulan korku, Almanya'da kalifiye eleman açığı eksiği yüzünden duyulan korkudan daha büyük. Almanya, kalifiye, başarılı, zeki elemanlar söz konusu olduğunda uluslararası alandaki rekabette zaten dezavantajlara sahip. Örneğin Almanca dilinin dünyada önemini giderek yitirmesi gibi. Buna bir de Almanya içindeki korkular, önyargılar ve bürokratik engeller eklenirse, işte o zaman bu yarışı kazanmak pek mümkün olmaz."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu


Editör: Murat Çelikkafa