1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

13.09.2010 - Alman basınından özetler

Türkjiye'de dün düzenlenen Anayasa referandumu ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci, bugünkü Alman basınında öne çıkan konular arasında.

default

Düsseldorf’ta yayımlanan Rheinische Post gazetesi ‘Bölünmüş Türkiye’ başlıklı yorumunda şu satırlara yer veriyor:

“Anayasa referandumu ülkenin derin bölünmüşlüğünü ortaya koyuyor. Konu, AB’ye üye olmaya çalışan Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacının olup olmadığı değil. Kendini modern olarak nitelendiren bir demokrasi, son darbenin ardından ordunun dayattığı otuz yıllık anayasa üzerine oturtulamaz. Türkiye’nin, tüm vatandaşların hak ve hürriyetlerini güçlendirecek kalıcı değişikliklere ihtiyacı var. Erdoğan’ın İslamî muhafazakar partisi bu yönde adımlar attı. Ancak hükümet artık saplanıp kalmış durumda. Yeni, sivil ve modern bir toplumsal sözleşmeyi Türk halkının oyuna sunanın, kendi çıkarına hareket ediyor izlenimi vermemesi gerekirdi. Siyasi bir bölünmeyi engellemek için Erdoğan’ın anayasa taslağını partilerüstü bir kurula hazırlatması gerekirdi. Yine de ordunun gücünün sınırlandırılması ve Anayasa Mahkemesi üyeliklerinin dağılımı söz konusuydu. Her iki kurum da kendini din-devlet ayrılığının bekçisi olarak görüyor. Muhalefet Erdoğan’ı bu dünyevî yapıyı çökertmek istemekle suçluyor.”

Bielefeld’de yayımlanan Neue Westfaelische Zeitung ise Türkiye’nin AB üyeliğini konu alıyor yorumunda:

“AB Türkiye konusundaki bölünmüşlüğünü uzun yıllar “Bakalım ne olacak” mantığıyla örtmeye çalıştı. Başını İngiltere’nin çektiği cephe Türkiye’nin tam üyeliğini savunurken, başta Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy olmak üzere diğerleri bu yaklaşımı reddetti. Peki ne yapılacak? ‘Önce bir sakin sakin müzakere edelim, sonra gerisine bakarız’ şeklindeki rahat yolun artık yavaş yavaş sonuna geliniyor. Resmi olarak müzakerelerin ‘ucu açık’ deniyor ama sonuçta üyelik müzakereleri yürütülüyor, bağlayıcılığı olmayan sıradan görüşmeler değil. Sarkozy’nin, üyelerin oybirliğiyle alınmış müzakere kararını geri çevirme hedefi Başbakan Merkel’den de o kadar enerjik olsun ya da olmasın destek görüyor. O zaman şimdi ne yapılacağını bilmek gerekir. Türkiye’nin üyeliği konusunda her iki tezin de iyi gerekçeleri var. Ama AB’nin ne yapacağı konusunda artık bağlayıcı bir tutum sergilemesi gerekecek. Durumu idare etmek son derece uygunsuz bir durum ve sadece Türkler açısından değil!”

Düsseldorf’ta yayımlanan Westdeutsche Zeitung’da ise şu satırları okuyoruz:

“Türkiye’nin artık nihayet AB’ye alınma talebini anlamak mümkün. Tüm eleştirenlere rağmen AB başarılı bir model. Üye ülkelerin durumu üyelik öncesinden daha iyi. AB’ye girmek istediği için Türkiye’ye kim kızabilir ki? Ve Türklere kapıyı açmak için pekçok neden var. Ülke demokratikleşti, özellikle de ülkenin batısı modern ve açık bir yapıya sahip. Ekonomi büyüyor. Ve Erdoğan haklı olarak ülkesinin Batı için önemine işaret ediyor. Türkiye NATO üyesi olarak istikrarsız Ortadoğu ile Avrupa arasında tampon oluşturuyor. Türkiye şimdiye kadar görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Ama Ankara'daki güçlerin sabrı artık taşıyor. Erdoğan hükümetinin açıktan açığa İran ile flört etmesi, İsrail'e karşı söylemini sertleştirmesi Avrupalılar için bir uyarı olmalı… Ancak Avrupa Türkiye konusunda zorlanıyor ve bunun için iyi gerekçeleri de var. Üye ülkelerin çıkarları ve düşünüş şekli birbirinden farklı. Özellikle de Almanya Türkiye'nin üyeliği konusunda frene basıyor. Berlin'in onayı olmadan Türkiye AB'ye giremez. Ve şu an Almanya'nın fikrini değiştirebileceğine dair hiçbir işaret yok. Tam tersine. Almanya'daki pekçok Türk'ün uyum konusundaki sorunları köstek oluşturuyor. Almanya'da birlikte yaşam konusundaki tartışma sonuçlanıp bunu düzenleyecek kurallar bulunmadıkça Türkiye aday olarak kalacak ya da imtiyazlı ortak olacaktır. Daha fazlası şu an için mümkün değil.”


© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ahmet Günaltay