1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

13.07.2012 - Alman basınından özetler

Almanya'daki sünnet yasağı, Suriye ve gerilen Romanya-Brüksel ilişkileri, Alman basınında öne çıkan yorum konularını oluşturuyor.

Almanya'da Köln Eyalet Yüksek Mahkemesi'nin bir süre önce sünneti bir ‘yaralama' suçu olarak kabul etmesi ve oğlan çocuklarının sünnet edilemeyeceğine hükmetmesi büyük bir tartışma başlatmıştı. Bu karar dün Avrupalı Hahamlar Konseyi tarafından da sert bir biçimde eleştirildi. Konsey, kararın din özgürlüğüne müdahale olduğunu savundu. Berlin merkezli Die Welt gazetesi konuyu şöyle değerlendiriyor:

“İster Müslüman ister Yahudi olsun, sünnete getirilen yasak, dindarlara karşı giderek yaygınlaşan hoşgörüsüzlüğü ortaya koyuyor. Bu hoşgörüsüzlük 11 Eylül terör saldırılarından bu yana açıkça hissedilir hale geldi. Amerika’daki saldırıların ardından Almanya’da çok anlamlı bir girişim olarak başlayan, Türk-Müslüman paralel toplumlarını topluma entegre etme çabası, din düşmanlığına dönüştü. Gelenek ve dinî vecibeler birbiri ile karıştırıldı, liberal hukuk devleti ilkelerine aykırı olarak, cami yapımından kurban kesmeye kadar Alman kültürüne yabancı gelen her şeyi yasaklama eğilimi gelişti. Hoşgörüsüzlük sel gibidir. Eğer önüne geçilmezse yükselerek akmaya devam eder.”

Frankfurter Rundschau gazetesinin aynı konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

“Hahamların endişeleri yerinde bir endişedir. Alman adlî kurumları, din özgürlüğü ve bedenin bütünlüğü gibi hukukî değerleri ölçüp biçmeye devam ettiği sürece, dindar Yahudi ve Müslümanlar, kendilerine karşı bir karalama kampanyası ile karşı karşıya olduklarını düşünecektir. Duygusal bir düzlemde yürütülen tartışmada bir hukuk pozitivizmi tutumunun soruşturulmasından çok daha öte şeyler söz konusu. Yahudiler ve Müslümanların nasihata ve tarihi-kültürel ritüellerinin ilmî açıdan tetkik edilmesine değil, hukukî güvenceye ihtiyacı var. Bunu oluşturmak da politikacıların işi.”

Lüneburg’da çıkan Landeszeitung gazetesi ise yorum sütunlarında Suriye'nin Bağdat Büyükelçisi Navaf Fares’in muhalefetin saflarına geçmesini değerlendiriyor ve Batı'nın rolüne dikkat çekiyor:

“Bundan 12 yıl önceki Şam Baharı’nda Batılı devletler, Suriye’nin Batı’da eğitim görmüş yeni hükümdarına çok umut bağlamıştı: Yani Beşar Esad’a. Ama boş yere! Zira Esad günümüzde dünyanın yeni düşmanları arasında, Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi ile aynı mertebede görülüyor. Ancak Suriye üzerinde artan baskılar sonuç vermeye başladı: Elitlerin bir kısmı yollarını ayırmaya başlıyor. Uluslararası toplumun diktatöre ve onun köhne askerlerinin uyguladığı şiddete engel olmak istemesi ahlaki açıdan kesinlikle haklı görülebilir. Ancak Batı’nın dar görüşlü bir şekilde sadece ülkedeki rejim değişikliğine odaklanması büyük bir hata olur. Zira savunma teorileri ustası Clausewitz’e göre, savaşla ulaşmak istenen hedef olan barış, daha savaşın başında tanımlanmalıdır. Bu bağlamda Esad sonrası dönem için konsept eksikliği var. ”

Süddeutsche Zeitung ise  gerilen Romanya-Brüksel ilişkilerine yer veriyor yorum sütununda. Romanya'da hukuk devleti işleyişinden endişe duyan Brüksel, gerekli önlemlerin alınmaması halinde Bükreş’i yaptırım uygulamakla tehdit etmişti.

“Kulağa bir paradoks gibi gelse de Romanya’nın AB’ye alınması tarihi açıdan doğru bir karardı. Zira tam da bu kriz döneminde açıkça görülüyor. Zavallı Rumen halkı eğer açgözlü, demokratik birlikteliği beceremeyen siyasi elit ile yalnız bırakılmış olsaydı, kim bilir şimdi ne halde olurdu. AB’ye katıldıktan 5 yıl sonra bile Brüksel hâlâ Romanya ve Bulgaristan’da yaşayanlar için, insanlık tarihinin en büyük demokratikleştirme makinesi olarak, daha iyiye gitme yönünde tek umut ışığı olarak görülüyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız