1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

13.04.2011 - Alman basınından özetler

Alman gazetelerinde bugün öne çıkan en önemli konu, Fukuşima nükleer santralindeki facianın, Japon hükümeti tarafından Çernobil ile aynı seviyede derecelendirilmesi. Gazeteler konuyu çeşitli boyutlarıyla ele alıyor.

Deutsche Presseschau türkisch 3. Mit deutschen Zeitungen. DW-Grafik: Per Sander 2010_05_28_presseschau_türkisch.psd

Deutsche Presseschau türkisch 3


Süddeutsche Zeitung, yorumunda, Japon hükümetinin Fukuşima’nın 1 numaralı nükleer santralindeki nükleer kazanın derecesini Çernobil’deki seviyesine çıkartmış olmasını konu ediniyor. Gazete, Japonya’nın neden daha önce değil de şimdi bu saptamada bulunduğunun anlaşılamadığını belirtiyor ve eleştirel yorumunda özetle şu görüşleri savunuyor:

“Nükleer bir kaza ile mücadele planları bile olmayan Japonya, yurtdışından baskılar yükselmeseydi, bu durumu asla teslim etmeyecekti. Hükümet yurtdışından gelen yardım tekliflerini de çok uzun süre reddetti. Tüm bu tepkileri anlamakta güçlük çekiliyor. Deprem ve tsunami birer doğal felaketti, yani burada ülkenin yapacağı çok bir şey yoktu. Ama nükleer facia önlenebilirdi. Bunun sorumluluğu, santrali işleten Tepco firması ile Japon hükümetinde. Tepco santralde hatalar yaptı, yapılan hataları gizledi ve santralin güvenliği için sunulan teklifleri de hep reddetti. 1955 ile 2009 yılları arasında ülkeyi yöneten Liberal Parti, yolzsuzlukları yasallaştırdı, Tepco’nun gerçekleri örtbas etmesine göz yumdu. Tepco şirketi ve Japon nükleer devleti, şimdiki Demokratik Parti’li Başbakan Naoto Kan'a Liberal Parti’den miras kalmıştır. Tepco'nun ve de Liberal Parti’nin eski ve yeni yöneticilerinin bu nükleer faciaya en azından sebebiyet vermiş olduklarını itiraf etmenin zamanı gelmemiş midir?”


Stuttgarter Nachrichten gazetesi, Fukuşima’daki kazanın Çernobil seviyesine yükseltilmesine ilişkin yorumunda, kamuoyundaki tansiyonu biraz düşürmeye çalışıyor:

“Paniğe mahal yok! Çernobil’de bizzat reaktör patlamış, bunun sonucunda meydana gelen yangın, radyoaktif malzemenin daha da yayılmasına yolaçmıştı. Fukuşima’da ise santralllerdeki güvenlik kazanı -genel anlamıyla- zarar görmedi. Yanlış anlaşılmasın! Fukuşima’da adım adım ilerleyen faciayı masum göstermiyoruz. Ancak hem Japon halkı, hem de dünya kamuoyu Tokyo'nun krizle mücadele girişimlerine şüphe ile bakıyor; bir güven krizi var. Bu ise şu sıralarda dışarıya mümkün olan en fazla satışı yapmak zorunda olan Japonya ekonomisi açısından kötü bir durum.”

Frankfurter Rundschau, Fukuşima’daki nükleer facianın boyutunun güncel değerlendirilmesine ilişkin şunları yazıyor:

“Fukuşima’daki büyük nükleer facianın boyutlarını küçükmüş gibi gösterme zamanı geçmiştir. Ne ABD’de 1979’da yaşanan nükleer kazanın bir benzerinden kılpayı kurtulunmuştur, ne de 1986’da Ukrayna’daki kazaya sebebiyet vermiş olan komünist köhne teknik Fukuşima’da etkili olmuştur. Tüm bir coğrafyayı çöle çevirecek böyle bir teknolojinin sorumluluğu üstlenilemez; bu teknolojinin riski, öngörülebilir risk değildir! Japonya bu acı dersi, nükleer enerjiye teslim olmuş olan tüm diğer ülkeler adına almaktadır.”

Bonn’da yayınlanan General-Anzeiger gazetesinden seçtiğimiz yorum ise Almanya’nın Libya’ya yapmak istediği insani yardımlarla ilgili. Yorumda şu görüşlere yer verilmiş:

“Almanya’nın sefalet içindeki Libya sivil halkına insani yardım yapması gündeme geldiğinde, Almanya, askerî girişimlere katılmama kararı ile müttefikleri açısından azalan kredisini yeniden dengelemiş olacaktır. Sadece insani yardım yapmak amacıyla Libya'da bulunacak olan Alman askerlerinin kimi durumlarda savaşa dâhil olmaları da olasıdır. Bu da gerçeğin hoş olmayan yanıdır. Krizleri, anlaşmazlıkları ve savaşları diplomatik yollardan atlatmak genelde pek mümkün olmuyor.”

© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Çelik Akpınar

Editör: Murat Çelikkafa