1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

12.10.2010 - Alman basınından özetler

Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Bavyera Eyaleti Başbakanı Horst Seehofer’in Türk ve Araplar’ın Almanya’ya göçüne sınırlama getirilmesi yönündeki önerisi, uyum tartışmalarını daha da alevlendirdi.

default

Federal Aile Bakanı Kristina Schröder’in okullarda Almanlar’a karşı düşmanlığın arttığı iddiası da ortalığı karıştırdı.

Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumu şöyle:

“Horst Seehofer ve Kristina Schröder'in son açıklamaları, Almanya'da siyasetin iki ayrı cepheye bölündüğünün bir işareti. Cumhurbaşkanı Christian Wulff, açık bir toplumdan yana tavır koyarken, diğer önde gelen siyasetçiler duvarlar örmenin yollarını arıyor. Zevzek politikacılar, ekonomik açıdan verimli, kültürel açıdan cazip, modern ve açık bir toplum isteyip istemediklerini kendilerine sormalılar. Eğer istemiyorlarsa, o zaman çokkültürlülüğü savunmak zorunda değiller. Ama sanki devletin refahı havaalanlarındaki gişelerde sağlanabilecekmiş gibi davranmaya da devam edemezler.”

Süddeutsche Zeitung, Seehofer'in oy kazanma taktiğinin geri tepeceği görüşünde:

“Seehofer'in, Hrıstiyan Sosyal Birlik'teki muhafazakarları kurtarma denemesi maalesef ülke üzerine leş kokuları çökmesine neden oldu. Seehofer, bilinçli olarak her tür yanlış anlamaya açık bırakılmış cümlelerle diğer kültür çevrelerinden göçe karşı uyardı. Seehofer hafif yabancı düşmanı, çiftçi dostu bir hilebaz gibi davranıyor. Ama bu tarzın artık Bavyeralı çiftçiler arasında da tutmadığını göremiyor. Bu tür cümleler karşısında oyunu CSU'ya vermekte daha da zorlanan Bavyeralılar'ın sayısı artıyor.”

Mannheimer Morgen gazetesinin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:

“Açıklık yerine dışlama. Seehofer'in mesajı bu. Bu mesajlarla bilinçaltındaki kin duygularına hizmet ediyor ve kalifiye iş gücünün gözünde Almanya'nın cazibesini daha da azaltıyor. Bu kişiler Almanya yerine ABD ya da Kanada'yı tercih ediyor. Başbakan Angela Merkel ise durumu yatıştırmak için Almanya'nın açık bir ülke olduğunu ve öyle de kalacağını söylüyor. Peki kim için açık? Ekim festivalini ziyarete gelen turistler için mi? Ya da kalkınmakta olan ülkelerden gelen mühendis ve araştırmacılar için mi? Almanya'nın iyi yönlendirilmiş bir göç politikasına ihtiyacı var. Hrıstiyan olsun, Müslüman, Hindu ya da inançsız olsun, iyi eğitimli zeki beyinlere ihtiyaç var.”

Bonn'da yayımlanan General Anzeiger gazetesinin yorumu ise şöyle:

“Bu konuda ulusal bir uzlaşıya ulaşılması gerekiyor. Çünkü Almanya'yı anayasanın ilk maddelerinde tanımlandığı şekliyle dünyaya açık bir devlet olarak tutabilmenin tek yolu, bu ulusal uzlaşıyı yakalayabilmektir. Bu Cumhuriyet, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından gayet bilinçli olarak Avrupa entegrasyonu yolunu seçti. Bu yolun yerine 'Yabancılar dışarı' ya da 'Yabancıları artık içeri almayın' gibi politikalar izlemek, bu Cumhuriyet'in temel taşlarından birini yerinden sökmek anlamına gelir.”

Son olarak Reutlinger General-Anzeiger gazetesinin yorumunu aktarıyoruz:

“Seehofer'in yaptığı temiz bir iş değil. Kültüre dayalı çatışma noktaları olduğunu saptayıp, bunu eleştirebilirsiniz. Ama bunu yanlış tezlerle süslememek gerekir. Çünkü şu an Almanya'ya çok fazla göç olduğu gerçek değil. 2006 yılından bu yana Almanya'dan Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, Türkiye'den Almanya'ya gelenlerin sayısını geçiyor. İkincisi, sürekli olarak ülke dışına göçün ülke içine göçten daha fazla olması genel anlamda sorun yaratır. Çünkü toplumumuzdaki sürekli yaşlanma nedeniyle, bugün bile kamusal ve ekonomik yaşamdaki kilit alanlarda kalifiye iş gücü bulmak neredeyse imkansız hale geldi.”


© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Hülya Köylü