1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

11.02.2009 - Alman basınından özetler

Bugünkü Alman basınından İsrail'deki erken genel seçimler, ABD-İran ilişkileri, ötenazi tartışmaları ve Alman Anayasa Mahkemesi'ne intikal eden AB Reform Antlaşması'yla ilgili yorumlar seçtik.

default

İsrail'de yapılan erken genel seçimleri ele alan Düsseldorf merkezli Westdeutsche Zeitung, sağ oylardaki artışı şöyle yorumluyor:

"İlk bakışta İsrail'de sağın güçlenmesi, hem Ortadoğu hem de dünya barışı için bir felaket gibi görünüyor. Başbakanlık koltuğuna oturması kuvvetle muhtemel olan Likud lideri Benyamin Netanyahu, Hamas Gazze Şeridi'nde kontrolü elinde bulundurduğu müddetçe ılımlı Filistinlilerle bile barış görüşmelerini reddediyor. Seçimleri kıl payı önde bitiren Zipi Livni başkanlığındaki Kadima'yla daha ılımlı bir koalisyon kurma ihtimali çok zayıf. Ancak İsrail'de hükümet ne kadar radikal olursa, ABD Başkanı Barack Obama da barış için bir o kadar kararlı hareket edecektir. Belki bir çelişki gibi gelebilir; ama sağın yükselişi Ortadoğu için hayırlı da olabilir. Tabii Obama'nın angaje olması şartıyla."

Neue Osnabrücker Zeitung ise o kadar iyimser bakmıyor seçim sonuçlarına:

"Kadima lideri Zipi Livni'nin, küçük partilerin de desteğini alarak Ehud Barak'ın İşçi Partisi'yle bir koalisyon kurma şansı, teorik de olsa var. Ama hükümet eğer Benyamin Netanyahu başkanlığında kurulursa, bu barış görüşmelerinin tümüyle durması anlamına gelecektir."

Önemli ulusal gazetelerden Frankfurter Allgemeine Zeitung ise ABD Başkanı Barack Obama'nın dış politikasını mercek altına alıyor:

"Obama, nükleer silahsızlanma konusunu Rusya'yla müzakere edip ilerlemeler kaydetmek istiyor. Diğer yanda Tahran'la da müzakerelere hazır olduğunu açık bir şekilde dile getirdi. Ama işi aceleye getirmeyeceği de aşikâr. Zira İran'da önümüzdeki haziran ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Bu göreve yeniden aday olan Mahmud Ahmedinejad'ın henüz seçimden önce zafer ilân etmesine katkıda bulunmak pek akıllıca olmaz."

Bir diğer önemli ulusal gazete olan Münih merkezli Süddeutsche Zeitung ise İtalya'da 19 yıldan fazla bitkisel hayatta kaldıktan sonra, mahkeme kararıyla suni beslenmesinin kesilmesi üzerine ölen Eluana Englaro olayıyla ilgili yaşanan tartışmaları yorumluyor:

"Bu çıkmazla yeni karşılaşmıyoruz. Bundan elli, hatta yüz yıl önce bile ölümcül bir hastalığa yakalanan hastalara morfin verilmesinin, onların ömrünü bariz bir şekilde kısalttığı, hatta sona erdirebileceği biliniyordu. Günümüzde modern tıp bu sorunu daha da tırmandırdı. Tıbbî araştırmalardaki ilerlemeyle birlikte, ölüm döşeğindeki hastaların yaşam -daha doğrusu ızdırap- süreleri uzatıldı. 'İlerleme' kavramı, genelde 'sorunların çözümünü' de beraberinde getirir. Hatta tıpta 'sorunların hızlı çözümü' söz konusu olmalıdır. Oysa Eluana Englaro olayında bunun tam tersi yaşanmıştır. Modern tıp, sabrımızın sınırlarını zorlamıştır."

Federal Alman Anayasa Mahkemesi, uzun uğraşlar sonunda oluşturulan ve AB Reform Antlaşması olarak da anılan Lizbon Antlaşması'nın Alman Anayasası'yla çelişip çelişmediğini görüşmeye başladı. Mainz kentinde çıkan Allgemeine Zeitung, olayın bu raddeye varmasından aslında yine AB'nin sorumlu olduğunu savunuyor:

"AB'nin en büyük eksikliği, vatandaşların karar sürecine çok az dahil edilmesidir. Mesela AB Reform Antlaşması, Almanya'da neden halkoyuna sunulmadı? Bu Antlaşmayı savunanların sesi şimdi daha güçlü çıkmak zorunda. Aslında sahip olduğu argümanlar hiç de fena değil hani."

Başkent Berlin'de yayımlanan Tageszeitung ise meselenin AB'yi derin bir krize sürükleyebilecek boyutlara varabileceği görüşünde:

"Federal Anayasa Mahkemesi, Lizbon Antlaşması'nın Alman Anayasası'na aykırı olduğuna karar verirse, o vakit Reform Antlaşması da suya düşmüş olur. Ancak pek çok üye ülke, küresel ısınma, mali ve ekonomik kriz gibi sorunlarla boğuşulduğu bir sırada AB'nin dağınık ve hantal bir yapıya itilmesi lüksüne sahip olmadıklarının da farkında."