1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

11 Eylül özgürlükleri tırpanladı

ABD’yi hedef alan saldırılar sonrasında Avrupa da terörün hedefi oldu. Güvenlik önlemlerinin artırılması ve yasaların sertleştirilmesiyle temel hak ve özgürlükler sınırlandırıldı.

default

Ueberwachungskamera Westminster London Big Ben

11 Eylül saldırılarından sorumlu Arap teröristlerin Hamburg’da yaşadığının ortaya çıkması, gözlerin Avrupa'ya çevrilmesine neden oldu. 2003 yılında Madrid’de, 2004 yılında da Londra'da düzenlenen terör saldırıları, Avrupa’nın İslamcı teröristlerin hedefleri arasında yer aldığını gözler önüne serdi. 2004 yılında dönemin Federal Dışişleri Bakanı Joschka Fischer “Sınırlar ötesinde de saldırıları önleyecek şekilde hareket edebilmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Terörizmin bizi dize getirmesine izin vermemeliyiz" sözleriyle, Avrupa’nın da her an saldırıya uğrayabileceğini söylüyordu.

Teröre karşı uluslararası işbirliği

İç güvenlik, Avrupa Birliği'nde milli hükümetlerin yetki alanına giriyor. Ancak terörizmin uluslararası sorun haline gelmesi, iç güvenliğin sağlanması için de uluslararası işbirliğine gidilmesini zorunlu kıldı. Neticede, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin hükümetleri, Hollandalı siyasetçi Gijs de Vries’i terörle mücadele koordinatörlüğü ile görevlendirdi. Vries, görevlerini şu sözlerle açıklıyordu:

“Bilgi alışverişi çok önemli. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin emniyet güçleri, Avrupa Birliği’nin suç ve takibat faaliyetlerini üstlenen Europol aracılığıyla, adli işbirliği konusunda bilgi alışverişinde bulunabilirler. Biz, terörizmin finanse edilmesini yasalarla engellemek zorundayız. Teröristlerin paraya ihtiyacı var, biz onların bu paraya ulaşmasını önlemeliyiz. Bu da uluslararası işbirliğinni gerektiriyor.”

Avrupalılar, özellikle hava llimanlarında güvenlik önlemlerinin hissedilir biçimde artmasına razıydılar. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’daki hava limanlarındaki uçuş bilgilerine erişim hakkı istediğinde, itirazlar yükselmeye başladı. Dönemin Avrupa Birliği Komisyonu'nun adli işlerden sorumlu üyesi Franco Frattini böyle bir müdahaleye sınırlama getirilmesini talep ediyordu ve “biz verilerin gerektiğinde yabancı makamlara verilmesini kabul ederiz, ama oralarda da bizimkiyle aynı veri koruma standartlarının bulunması şartıyla" diyordu.

Fişlenmeyen kalmadı

Her banka müşterisi, her cep telefonu ve her internet kullanıcısı, kişisel verilerinin resmi makamlar tarafından takip edilip, fişlenmesini sineye çekmek zorunda kaldı. Medeni hukuk savunucuları, Avrupa istihbarat teşkilatları terör şüphelilerinin listesini hazırlamasına tepki gösterdi. Zira bu olaydan sonra, kişisel verilerin kanıt olarak toplandığı ortaya çıktı. Avrupa Konseyi adına soruşturmaları yürüten Dick Marty, “aslında, fişlenmeye karşı hiçbir şey yapamazsınız. Neyle suçlandığınızı tam olarak bilmediğiniz için listeden çıkarılmayı talep etme hakkınız da olmaz" sözleriyle listede adı olanların buna karşı hiçbir şey yapamayacağını söylüyordu

Dick Marty soruşturmalar sonucunda, Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok Avrupa ülkesinde gizli hapishaneler kurduğunun kanıtlandığını söylüyordu. Ancak bu hapishanelerin nerede olduğu konusunda Amerika Birleşik Devletleri şimdiye kadar somut bilgi vermeye yanaşmadı.

Guantanamo örneği

Kuşkusuz Guantanamo’ya değinmeden, 11 Eylül saldırılarının hukuki etkilerinden bahsedilemez. Amerika Birleşik Devletleri’nin terör şüphesiyle Guantanamo kampına kapattığı tutuklulara işkence yapıldığının ortaya çıkması Amerika Birleşik Devletleri'nin terörle mücadele yöntemlerinin büyük eleştiri almasına neden oldu. Avrupa Parlamentosu milletvekillerinden Elmar Brok, Georg W. Bush başkanlığındaki Amerikan yönetiminin terörle mücadelede tuttuğu yolu Amerikalılar’ın 11 Eylül'de yaşadığı şoka bağlıyor ve “11 Eylül saldırılarından sonra korku o kadar arttı ki, Amerikalılar değerler sisteminin askıya alınmasına katlandılar. Bence, kendi değerlerimizi tehlikeye attığımız takdirde, terörle mücadelede başarılı olamayacağımızın açıkça vurgulanması gerekir" diyor.


Christoph Hasselbach / Çeviren: Başak Özay

Editör: Ahmet Günaltay

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN