1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

10.12.2003 - Alman basınından özetler...

Alman gazatelerinin yorum sütunlarında bugün göze çarpan konular, ülkede reformlar alanında yaşanan tıkanıklık, Çin’e plutonyum fabrikası satma planları, Moskova’da terör ve Tayvan konusunda Washington’dan Pekin’e verilen destek...

Moskova’da dün parlamentonun birkaç yüz metre ilerisinde düzenlenen intihar saldırısında altı kişinin ölmesi, Rusya’nın başkentinde yeniden terör korkusunu canlandırdı. Berliner Zeitung gazetesinde yer alan yorumda, bu korkunun sadece Moskovalılar’a özgü olmadığını hatırlatıyor:

“Ne New York’ta ne Bağdat’ta ne de Moskova’da - artık kimse kendini güvencede hissetmesin. Berlin, Frankfurt veya Paris’te de. Terörün acımasız mesajı bu. Putin bile dün bombanın patladığı yere birkaç metre uzaklıktaydı. Moskova ve Rusya’nın kalbinde, yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve sembolik bir anlam taşıyan Kızıl Meydan’daki saldırının ardında kim olduğu henüz kesinleşmedi. Eğer, tahmin edildiği gibi, patlamanın sorumluları Çeçen militanlar ise, amaçlarının Moskova’yı bombalar yoluyla müzakere masasına oturtmak olduğu söylenebilir. Terör, kendini hiçbir zaman yeteri derecede koruyamayan güçlüye karşı, saldırının yerini ve zamanını belirleme fırsatına sahip güçsüzün silahıdır. Almanya’da bugüne kadar benzeri bir saldırı yaşanmadı. Ancak bunun böyle kalacağına dair de bir garanti yok.”

Süddeutsche Zeitung da Moskova’daki saldırıdan yola çıkarak Çeçenistan sorununa değinmiş:

”Putin herhalde terör saldırıları yüzünden, Çeçenistan’da izlediği ölümcül politikalardan vazgeçmeyecek. Özenle oluşturduğu güçlü adam imajının, intihar komandolarının istediğini yaparak zedelenmesine izin vermeyecektir. Ama diğer yandan, ayrılıkçı Çeçenler arasında, terör saldırıları düzenlemeye hazır olanların içi de, birden bire acıma duygusu ile dolmayacak. Tam tersi, şiddet kısırdöngüsü aldı başını gidiyor. Moskova’da teröre, Kafkaslar’da ‘temizlik operasyonları’ ile yanıt verilecek, ‘temisliğin’ ardından da yeni terör saldırıları gelecek.”

Hamburg’da çıkan Financial Times Deutschland ise yorumunda, Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun ABD ziyareti sırasında Başkan George W. Bush’un Tayvan konusunda dile getirdiği desteğe değinmiş:

"George W. Bush, göreve geldiktan sonra bir dönem, Tayvan’ın koruyucu meleği havasına bürünmüş ve ABD ile Çin arasındaki rekabeti vurgulamıştı. Ancak ABD ziyaretini sürdüren Çin Başbakanı ile dün yaptığı görüşmede, bu tavır tarihe karışmış gibi gözüküyordu. ABD Başkanı Tayvan konusunda, neredeyse 180 derece bir dönüş yaparak, Almanya Başbakanı Schröder gibi, Pekin’in ‘Tek Çin’ politikasını desteklemeye başladı. Bush böylece, hem bir anlamda temiz bir şekilde geçmişdeki tutumunu unutturdu, hem de Tayvan Devlet başkanı Çen Şui-bian’a çok geç olmadan nereye kadar gidebileceğini göstermiş oldu. Çen Şui-bian, Washington’ın daha önce verdiği destek mesajını, Pekin’deki komünist rejime kafa tutmak için açık çek olarak algılamış ve bir referandum ile adanın bağımsızlığını elde etmeye karar vermişti. Tayvan, Çin’in bir parçası ve batı da bunu benimsemeli. Bu Tayvan’ın da çıkarına. Anavatan’dan ayrılma çabaları, bölgede sadece yeni problemler doğuracaktır. Batı, insan hakları ve demokrasi denince sesini yükseltmelidir, ancak bağımsız bir Tayvan hedefine destek olmamalıdır.”

Münih’de çıkan Abendzeitung adlı gazetenin, reform tartışmaları konusundaki yorumunda şu satırları yer alıyor:

“Almanya için dönüm noktası sayılabilecek ayarların yapılmasının söz konusu olduğu şu günlerde, bazı politikacıların bu kadar burnu büyük olması gerçekten endişe verici. Kimse, 1 Ocak’tan sonra ne olacağını bilmiyor: vergi düzeni aynı mı kalacak, yoksa daha mı az vergi ödeyeceğiz? Bu da sadece sinir bozukluğuna ve güvensizliğe yol açıyor. İstihdam piyasasındaki reform ve vergi reformunun erkene çekilmesi konularındaki didişme şunu gösteriyor: Vatandaşın ne istediği, galiba partilerin umurunda değil. Şimdi kimse ayağa kalkıp, taktik oyunlarının, demokratik sürecin bir parçası olduğunu söylemesin. Burada söz konusu olan ülkenin iyiliği, partilerinki değil!”

Schwäbische Zeitung adlı gazetenin yorum sütununda ise, iktidardaki Sosyal Demokrat - Yeşiller koalisyonunda son günlerde krize yol açan, Çin'e plutonyum fabrikası satışı ele alınmış. Gazetenin yorumunda şöyle deniyor:

"Derebeyiymiş gibi yönetmek, Başbakan Gerhard Schröder'in kötü bir alışkanlığı. Sosyal Demokratlar ve Yeşiller arasındaki koalisyonun bugüne kadar sona ermemesinin ardında, şimdiye kadar epey tartışmalı noktaları sineye çeken küçük ortağın ayan beyan ortadaki iktidar tutkusu yeralıyor. Hanau'daki plutonyum fabrikasının Çin'e satışı da zamanında Kosova Savaşı'na katılma kararı da Yeşiller'in temel ilkelerine ters düşmesine rağmen, Fischer ve arkadaşları bir şekilde yolunu bulup, prensiplerini çiğniyor. Plutonyum çubukları üretmek için inşa edilmiş, ancak şimdi bir köşede çürümeye terkedilmiş bir tesisin satılması, doğal olarak siyasi açıdan kritik bir konu. Ekonomi alanında bütün dışa açılmalara karşı, yine de diktatörlük karakterini koruyan bir ülke ile iş yapılması, kısa bir süre öncesine kadar dile bile getirilemezdi. Ama işlerine gelince ahlak bekçisi kesilenlerin de düsturu sonunda aynı: Para denince akan sular durur.”