1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

10.11.2005 - Avrupa basınından özetler...

Avrupa basınında bugün öne çıkan birkaç konu var: Avrupa Birliği’nin genişlemesi meselesiyle Komisyon’un Türkiye raporu ve Fransa’daki gücü azalan şiddet dalgasına ilişkin yorumlar göze çarpıyor. Ayrıca İngiltere Başbakanı Tony Blair’in yediği son darbe medyada enine boyuna tartışılıyor.

Basın turumuza Alman Münchner Merkur gazetesinde yer alan Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye’ raporuna ilişkiş bir yorumla başlıyoruz. Münchner Merkur’da şu satırlar yer alıyor: „Brüksel’deki muktedirlere iltifat etme fırsatı pek olmuyor. Bunun sebebi, aldıkları kararlara anlam vermenin zor olması olsa gerek. Ve bu yüzden, iltifat etme fırsatı yakalandığında bu kesinlikle değerlendirilmeli. Sayın Olli Rehn’e buradan saygılarımızı sunuyoruz. Birliğin genişlemesi gerektiği fikrini ateşli bir biçimde savunan Komisyon yetkilisi olarak, Türkiye’yi nihayet eleştirebildiğiniz için tebrikler. Zaten Ankara da ev ödevlerini tam olarak yapamadığını kabul ediyor. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek için büyük bir istek duyuyor. Ama bunun için gerekli şartları yerine getirme isteği pek güçlü değil.“

Almanya’nın yüksek tirajlı gazetelerinden Süddeutsche Zeitung’da Avrupa Birliği – Türkiye ilişkisindeki son gelişmeleri şöyle yorumluyor: „Avrupa Birliği’ne girme olasılığı, Türkiye’de adeta demokrasi katalizatörü etkisi yapıyor. Fakat Avrupa Birliği’nin bekçileri Türkiye’ye kötü bir karne verdi. Bu Ankara’nın ciddiye alması gereken bir uyarı. Ülkenin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri hukuk sistemi. Raporda özellikle de Orhan Pamuk’a açılan davaya atıfta bulunuluyor. Avrupa Birliği, böyle yanlışları hoşgörmemeli. Be nedenle ilerleme raporlarının eleştirel bir bakışla yazılması önemli. Sürekli bir biçimde Birliğe aday ülkeleri uyarmak, Brüksel’in onlara yapabileceği en büyük iyilik. Aksi takdirde Brüksel hem kendini hem de adal ülkeleri kandırmış olur ve sonuçta bu kimsenin işine yaramaz.“

Avusturya’da yayımlanan Salzburger Nachrichten gazetesi de „Reform yoksa üyelik de yok“ başlığıyla Avrupa Birliği Komisyonu’nun ilerleme raporunu değerlendiriyor: „Türkiye günün birinde eğer Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsa, çok çalışmalı. Günün birinde diyoruz, çünkü Türkiye’nin üye olması en azından 10 hatta 15 yıl alacak. Daha karamsar olanlarsa, Türkiye’nin gerekli reformları yapmasının en az 20 yıl alacağını iddia ediyor.“

Yine Avrupa Birliği sınırları içinde kalıyor, ama bir başka konuya geçiyoruz. Fransa banliyölerindeki isyan, bugün de yer alıyor Avrupa basınında. Fransız katolik La Croix gazetesi, şiddetin biraz olsun dinmesini „Fırtınadan önceki sessizlik’ diye yorumlamış: „Huzur yeniden sağlanmış gibi ama bu aynı zamanda büyük bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Şimdi herkes rahatlayıp günlük işlerine geri dönecek. Böylece ekonomik ve insani sefaletin yaşandığı semtlere yine sırtımızı dönmüş olacağız. Oysa esas olan oradaki şartları düzeltmek. Orada yaşayanlar da bizim toplumumuzur bir parçası. Şartların düzeltilmesi için zaman ve paraya ihtiyaç var. Aksi takdirde bir sonraki patlama çok daha şiddetli olacaktır.’

Alman basını da yine Fransa ile Almanya arasında paralellik kuruyor. Kuzey Ren Westfalya eyaletinde başörtüsü yasağına için kanun tasarısı kimi yayın organlarında eleştiriliyor. Yerel ölçekli Mindener Tageblatt gazetesi örneğin şöyle diyor: „Fransa’da sokaklar yanıyor, İslamiyetin ne denli etkili olduğu tartışılıyor; biz ise başörtüsünü yasaklayan yeri bir kanun tasarısı getiriyoruz. Almanya, olayların özüne dokunmadan hareket etmekte büyük ustalık gösteriyor doğrusu. Okulda başörtüsü siyasi bir sembol haline getiriliyor böylece. Oysa Fransa’dakine benzer olayların önüne geçilmek isteniyorsa, ciddi bir entegrasyon politakası tartışması başlatılmalı.“

Yine yerel bir gazete olan Neue Westfaelische gazetesinde mesele şöyle yorumlanıyor: „Okuyan, kariyer yapan kadınlar, başörtüsü taktıkları için, İslamiyette kadının ezildiğine işaret ediyor olamaz. Okullarda başörtüsünün yasaklanması ve yasağa uyulmadığı takdirde yaptırım uygulanması, dindar kesimi kaçınılmaz olarak İslamcıların kollarına itecek. Farklı kümtür ve dinlerden insanların huzur ve barış içinde bir arada yaşamasını sağlamaz bu tür yasaklar. Siyasetçiler başörtüsüyle uğraşacaklarına entegrasyon politikasına eğilmeli. Zira böyle bir yasak bunu gerçek sorunların ortadan kaldırılmasını daha zorlaştıracak.“

Ve basın turumuzda son olarak bir başka Avrupa Birliği ülkesine, İngiltere’ye uzanıyoruz. İngiltere Başbakanı Tony Blair’in anti-terör yasasının Avam Kamerası’nda reddilmesine ilişkin İngiliz The Times gazetesi şu yorumu yapıyor: “Bu sonuç, Blair’in partisini yönlerdirmekte ne kadar başarılı olduğunun sorgulanmasına yol açıyor. Bu Blair için ciddi bir darbe. İç güvenlik söz konusu olduğunda bile sözünü dinletemiyor. O zaman diğer konularda hiç dinletemez. Blair son sekiz yılda yenilmez gibi görünüyordu. Ama son gelişme bu imajını değiştirdi.