1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

10.08.2004 - Avrupa basınından özetler...

Bugünkü Alman ve Avrupa basınında farklı konular ön plana çıkıyor. Alman basını hükümetin yeni sosyal reform paketini eleştirenlerin arka arkaya üçünçü kez düzenledikleri Pazartesi gösterilerine ve kuzey Afrika’da kurulması tartışılan ”göçmen kontrol noktalarına” değinirken, Avrupa basınında Irak konusu ön plana çıkıyor.

Alman " Stuttgarter Nachrichten " gazetesi dün üçüncü kez düzenlenen ve hükümetin sosyal alanda yaptığı yasal değişiklikleri eleştiren ”Pazartesi Gösterilerine” yer vermiş sayfalarında. Pazartesi gösterileri, ismini eski Doğu Alman komunist rejimine karşı pazartesi günleri düzenlenen gösterilerden alıyor. O zamanlar Doğu Alman vatandaşları demokratikleşme için her pazartesi gösteri düzenliyorlardı. Stutgarter Nachrichten gazetesi o zamanki protestolarla şimdi düzenlenen gösterilerin birbiriyle karşılaştırılamayacağına dikkat çekiyor:

”Zor dönemler demogogların sıkça ortaya çıktığı ve boy gösterdiği dönemlerdir. Hükümet, vatandaşın öfkesinin, yeni yasal düzenlemeler konusunda yeterli bilgisi olmamasından kaynaklandığını söylüyor ve sosyal alanda yaptığı değişiklikleri daha yoğun tanıtma sözü veriyor. Kampanyalar vatandaşın öfkesinin azaltacak mı, onu zaman gösterecek, ama bu konuda asıl kararı vatandaşın vereceği kesin. Bu arada önemli bir gerçek daha var ki o da Almanya’nın bir hukuk devleti olduğu. Schröder hükümeti yasal yollardan seçilmiş bir hükümettir, eski Doğu Alman komunist yönetimi gibi bir diktatörlük değil. Bu nedenle eski komunist rejime karşı yapılan gösterilerle, Schröder hükümetinin yaptığı yasal değişikliklere yönelik protestolar birbiriyle karşılaştırılamaz. Schröder’in sosyal reform paketi emir değil, demokratik bir yönetimin parlamentoda oylayarak kabul ettiği bir düzenlemedir. Başarılı olmayacağını kendilerin de bildiği bir düzenleme!”

Düsseldorf’ta yayınlanan " Rhenische Post " gazetesi ise Alman İçişleri Bakanı Otto Schilly’nin kaçak göçmen akını engellemek için gündeme getirdiği ve kuzey Afrika ülkelerinde kurulması planlanan ”göçmen kontrol noktaları” konusuna değiniyor. Afrika’da göçmen kontrol noktaları kurulmasının aslında İngilizlerin önerisi olduğuna dikkat çeken gazete, Schlliy’nin sadece bu öneriyi gündeme getirdiğini kaydediyor:

” Avrupa kıyılarına ulaşan teknelerdeki kaçak göçmenlerin aç, susuz ve bitkin olmalarına bakıp yanılmamak lazım. Onları kandırarak, paralarını alan ve Avrupa kıyılarında sahipsizce bırakan insan kaçakçıları var ortada. Aslında göçmenleri böyle zor durumda gördükçe Alman İçişleri Bakanı Otto Schilly’nin önerisinin hiç de insanlık dışı olmadığını anlıyorsununz. Asıl insanlık dışı olan, Afrikalı göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atıp, aç susuz tıtış tıkış gemilerde Avrupa’ya sürüklenmesidir. Bu duruma çözüm bulmamak, insan kaçakçılarına ve göçmenlere 'yaşamınızı tehlikeye atıp, gelin' demek olur”.

Hamburg’da çıkan " Financial Times Deutschland " gazetesi Irak’ta son haftalarda artan Şii direnişine ve Irak geçiş hükümeti Başbakanı İyad Allawi’nin çatışmaların yoğunlaştığı Necef’i ziyaret etmesine yer vermiş.

”Irak Başbakanı Allawi, çatışmaların yoğun yaşandığı Necef kentine giderek ne kadar cesur olduğunu ortaya koydu. Bu kadar yoğun çatışmaların olduğu bölgeye gidibilmek için, insanın allah inancının kuvvetli olması lazım. Irak’daki direnişçi örgütlerin öldürene ödül vadettikleri ve Amerika’nın kuklası olarak gördükleri başbakan, Necef’e giderek icraat içinde olduğunu göstermek istiyor, ancak buna kimsenin kanmayacağı ortada. Irak’ta savaş başlayalı birbuçuk yıl oldu, hala doğru dürüst bir güvenlik gücü kurulamadı. Hükümet basit silahlarla savaşan Şii milislerle bile başedemiyor. Irak’ta ölüm cezasını yeniden yürürlüğe koymak ya da Arap El Cezire televizyonunun ofisini bir aylığına kapatmak çözüm değil. Bu adımlar Iraklıların Allawi’ye güven duymasını sağlamaya yetmiyor. Allawi’nin kabul görebilmesi için bir yandan pes etmemesi, diğer yandan da direnişçilerle iyi bir pazarlığa gitmesi gerekiyor. Ayrıca Irak’ta iyi bir güvenlik ağı da kurması lazım. Amerikalılardan yardım istediği sürece, onların kuklası olduğu izleniminden kurtulamaz.”

İtalyan " Corriere della Sera " gazetesi de Irak’a yer vermiş bugün sütunlarında. Gazete, Irak’taki son çatışmaları ve buna karşılık hükümetin getirdiği yasakları Irak’ın Balkanlara dönmesi biçimde nitelendiriyor.

” Irak geçiş hükümetinin önündeki en büyük tehlike, Irak’ın Balkanlar’a dönmesi olur. Hükümet ilk kez başkent Bağdat’a bağlı bir semtte Sadr City’de, güçlenen ayaklanmayı bastırmak için geçiş yasağı getirdi. Allawi, getirilen yasakla 2 milyon Şii direnişçinin bulunduğu semtte kontrolü sağlamak istiyor. Allawi, bunu başaramazsa kendi başın da yanacağını biliyor”

İngiliz " Financial Times " gazetesi de Irak geçiş hükümetinin Irak’lı politikacılardan Ahmed ve Salem Çelebi hakkında tutuklama kararı çıkarmasını yorumluyor.

” Amerika Birleşik Devletleri, Irak geçiş hükümetinin gözaltı ve tutklama kararlarını Irak’ın içişleri olarak değerlendirdiği için, Ahmed ve Salem Çelebi’nin tutuklanması kararına yorumda bulunmadı. Geçiş hükümetinin Çelebi’yi sevmemesi doğal. Nihayetinde Çelebi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a saldırmak için ihtiyacı olan ”Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu” yönündeki iddiaların baş aktörü. Buna rağmen Amerika, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü konularında Bağdat hükümetine zaman zaman sınırlarını göstermeli. Bunu eski hükümetle yeni rejimin birbiriden farklı olduğunu göstermek için yapmalı”

Sosyal Demokrat olarak nitelendirilebilecek Hollandalı " Volkskrant " ise Pakistan’da El Kaide ve diğer islamcı örgütlere yönelik operasyon ve tutuklamalara değinmiş sayfalarında.

” Pakistan’daki son gözaltılar, hükümetin El Kaide’ye karşı yoğun bir icraat içinde olduğunu gösteriyor. 11 Eylül’den sonra devlet başkanı Pervez Müşerref Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısına dayanamayıp işbirliğine girdi. Bu da Müşerref’i ipte cambazlık yapmaya zorluyor. Müşerref, Pakistan’da çok güçlü olan radikal dinci örgütlerle, Amerikan baskısı arasında iyi bir denge tutturmak zorunda. Müşerref’e karşı iki kez komplo düzenlendi. İkisinden de sağ salim kurtuldu, ancak bu eylemler üçüncü bir saldırının yolda olduğuna işaret. Pakistan devlet başkanının, özellikle kendine yönelik düzenlenen saldırıların ardından terörle mücadele etmesi vacip oldu."

İtalyan ” La Republika ” tam da Japonya’nın Nagazaki kentine atom bombası atılmasının yıldönümünde, ülkedeki bir nükleer santralde kaza meydana gelmesini ” Japonya’ya atom korkusu geri döndü” biçiminde yorumluyor.

"Japonya’daki kaza, halka, ülkelerinin Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’dan sonra dünyanın en güçlü nükleer enerji üretecisi olduğu gerçeğini bir kez daha gösterdi. Japonya’da nükleer enerji üretimi özel şirketlerin elinde. Özellikle iki gün önceki kaza, bir çok Japona nükleer enerji santrallerinin devlet tarafından kontrol edilmesi gerektiğini düşündürdü. Tokyo hükümetinin tüm nükleer enerji santrallerini denetlemesi ise çok zor. Hükümetin santral sayısını 52 ‘ye çıkarmak istediği gözönüne alınırsa bunun ne kadar zor olduğu daha iyi anlaşılabilir.

  • Tarih 10.08.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Elmas Topçu
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Abtk
  • Tarih 10.08.2004
  • Hazırlayan Derleyen: Elmas Topçu
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Abtk