1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

08.09.2004 - Alman basınından özetler...

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in Türkiye ziyareti, uluslararası basında da geniş bir şekilde yankı bulmaya devam ediyor. Özellikle Alman basını, Türkiye’nin AB üyelik sürecine ilişkin haber ve yorumları birinci sayfasına taşıyor.

Türkiye ile ilgili ilk yorumu Alman Süddeutsche Zeitung gazetesinden seçtik. Stefan Kornelius imzasıyla kaleme kaleme alınan uzun yazıda, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne hazır olup olmadığı çeşitli boyutlarıyla büyüteç altına alınıyor. Yorumdan kısa bazı alıntılar yapıyoruz şimdi:

“Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili karar, AB bürokratlarının bilgisayarındaki bir dosyaya göre verilemez, verilmemeli. Öncelikle çok basit bir sorunun yanıtı verilmeli: Türkiye’nin üyeliği Avrupa için yararlı mı yoksa zararlı mı olur. Bugüne kadar dayanaklı ya da dayanaksız pekçok argüman ileri sürüldü. İfade edilen görüşler arasında iki önemli konu ön plana çıktı: Birincisi, Türkiye’nin İslam dünyası ile bir köprü ve uluslararası terörle mücadelenin yapılacağı ilk alanlardan biri olmasından kaynaklanan stratejik önemi. İkinci konu ise Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin kurumsal yapısına etkisi. Yani, AB, Türkiye’nin katılımıyla güçlenecek mi, zayıflayacak mı? Irak, Ortadoğu, İran’daki sorunlar ile Atlantik aşırı ilişkiler gözönüne alındığı zaman, olayın ticari boyutu hariç, AB’nin pek de etkin olduğu söylenemez. 1 Mayıs’taki genişlemeyla artan üye sayısı da bu durumda bir değişikliğe yolaçmadı. Türkiye de bu sorunların çözümüne katkıda bulunmayacak, tam tersine sorunları artıracaktır. Çünkü Ankara (siyasi anlamda) hala Osmanlı’nın imparatorluk geleneklerini muhafaza ediyor. Bununsa tüm çıkarların azamî bir şekilde dengelenmesine dayanan AB’nin temel düsturuyla uyuşması zor. Eğer Türkiye, Avrupa Konvansiyonu’nun öngördüğü homojen yapıdaki bir Birliğe üye olmak istiyorsa, sabırlı olmalı. Belki bu ülke kısa bir süre sonra üyeliğe hazır hale gelebilir. Ancak AB buna hazır değil.”

Almanya’nın bir başka etkin siyasi gazetesi olan Frankfurter Allgemeine Zeitung ’un birinci sayfadan verdiği ana yorumu da Türkiye ile ilgili. Yazıda, Ankara’nın Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin değerlendirme şöyle:

“Kısa bir süre sonra ilerleme raporunu sunacak olan Verheugen’in Türkiye hakkında olumlu düşünüyor. Erdoğan yönetiminin kaydettiği ilerlemeleri överek, raporun adil ve tarafsız olacağını söylüyor. Her ne kadar Verheugen’in de Türkiye’ye karşı bazı şüpheleri olsa ve veda ziyaretinde Kürtler için daha fazla hak çağrısı yapsa da gerek kendisi, gerek onu AB Komisyonu’na öneren Alman hükümeti gerekse diğer pekçok AB ülkesi tarafından, Türkiye ile AB’nin birbirlerinin parçası olduğu açık bir şekilde ifade ediliyor. Avrupa’da Birliğin geleceğine, siyasi ve çoğrafi sınırlarına ilişkin açık bir tartışma başlaması gerekiyor. Dünyanın en karmaşık bölgelerinden birinde yeralan Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan da kapıya dayanır ve tıpkı Türkiye konusunda olduğu gibi Washington tarafından bu ülkelerin üyelik talepleri de desteklenirse ne olacak? Gerçek şu ki, artık AB’in genişlemesi ve derinleşmesinin elele gerçekleştiği şeklindeki eski düstur çoktan mazide kaldı. Bugün bile doğru dürüst işlemeyen bu mekanizma, Türkiye’nin üyeliği ile tümüyle bozulur. Avrupaî bir kimlik ve modelden sözedip Birlik içindeki dayanışma duygusunu güçlendirmek isteyenler, Türkiye ile ilişkiler konusunda mevcut olan çok sayıdaki farklılığı görmezden gelemez.”

Son olarak, 1 Mayıs’taki genişleme süreciyle birlikte Avrupa Birliği’ne dahil olan Polonya basınında bir yazıya yer veriyoruz. Rzeczpospolita adlı gazete Türkiye ile AB arasında birlik duygusunun varlığından sözetmenen imkansız olduğunusu savunuyor:
“Üye ülkeler birbirlerinden o kadar farklı ki, ortak bir Avrupa kimliği belirlemek çok zor. Türkiye’nin üyeliğinden sonra ise bu neredeyse imkansız bir hale gelecektir. Bu birlik duygusu olmadan ise Brüksel’in, siyasi ve ekonomik alan karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmesi mümkün değil. Kafkaslar, Suriye ve Irak’a sınırı olan Türkiye, hem Avrupa Birliği’nin en büyük, hem de en fakir ülkesi olacak. Birliğin bunu kaldırabileceğini düşünmek ise çok zor. Ankara’nın gerçekleştirdiği tüm reformlara rağmen, yüzyıllardan buyana kuşaktan kuşağa aktarılan gelenekler de halen varlığını sürdürüyor.”