1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

07.09.2011 - Avrupa basınından özetler

Bugünkü Avrupa gazetelerinden seçtiğimiz yorumlar Türkiye-İsrail gerginliğinin giderilmesinde atılması gereken adımları ele alıyor. İngiltere ve uluslararası borsalardaki gelişmeler, diğer yorum konularını oluşturuyor.

default

Liberal İtalyan gazetesi La Stampa , “Türkiye’nin radikalleşmesi söz konusu değil” başlıklı yorumunda, şimdilerde Türklerin de radikal İslam’ın dümen suyuna girmesinden mi endişe etmemiz gerekir” diye soruyor ve şu yanıtları veriyor:

“Birçokları bunun böyle olduğunu söyleyeceklerdir. Ancak, kim böyle konuşuyorsa, o, Türkiye kimliğinin inceliklerini, yani Osmanlı İmparatorluğu döneminden Türkiye’ye miras kalmış olan, yöneticilerin kurnazlığını ve ülkenin sınırsız gerçekçiliğini pek tanımıyor demektir. Özetle Ankara, batının belirleyici bir unsuru olarak politik sürece dahil olmak için Ortadoğu’da nüfuzunu artırma yönündeki çabalarını çok büyük bir olasılıkla sürdürecektir.”

Sol-liberal İspanyol gazetesi El Pais ise, “Tehlikeli ayrılış” başlıklı yorumunda, Türkiye ile İsrail arasında baş gösteren gerginliğe ilişkin şu görüşleri savunuyor: 

“İsrail ile Türkiye, tavırlarını gözden geçirip ilişkilerini yeniden rayına oturtmalıdırlar. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu dar görüşlü politikalar izliyor ve ülkesini gittikçe daha fazla izolasyona sürüklüyor. İsraillilerin çevresinde çok fazla dost ülke yok ve Türkiye ile köprüleri atma lüksüne de sahip değiller. Diğer tarafta Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da dış politikasını sokağın taleplerine bırakmış gibi görünüyor. Erdoğan’ın dozu gittikçe artmakta olan İsrail karşıtlığı oy kazanma ve Arap Dünyası’ndan alkış alma hedefine yönelik.”

Muhafazakar İngiliz gazetesi The Times, “İngiltere AB’ne mesafe oluşturmalı” başlıklı yorumunda, AB içerisinde ulusalcılığa dönüş işareti veriyor. Yorum özetle şöyle:

“Angela Merkel ile Nicolas Sarkozy bir Avrupa Maliye Bakanlığı oluşturmak istiyor. Eğer bütçe politikaları bundan böyle Avrupa düzeyinde ele alınacak olursa, o halde Euro bölgesi vatandaşlarının da bu konuda söz söyleme hakkı doğacaktır. Diğer deyişle, Avrupa’daki yöneticilerin doğrudan ve demokratik yoldan seçilmesi gündeme gelecektir. Bu süreç ise Euro bölgesini siyasi ve ekonomik açıdan değiştirir; İngiltere’nin bu duruma mesafeli yaklaşması gerekir. (Başbakan) David Cameron, Londra’nın Brüksel’e devrettiği birtakım yetkilerin geri alınmasını istiyor. Bu doğru bir girişim. Avrupa iktisadi yönetiminin hatalarından dönüş yok. Cameron'un Brüksel ile yeni bir anayasa düzenlemesine giderek, İngiltere’nin ulusal egemenlik ilkesinin zapta geçirilmesi gerekir.”

Fransız Le Monde, uluslararası borsalardaki kur kayıplarına ilişkin yorumunda ise şunları yazıyor:

“Genel ekonomik durgunluğun yaşandığı şu günlerde ölçülü tasarruflar tartışma konusu oluyor ve bu yolla acaba ekonomik canlanma daha doğmadan boğazlanıyor mu, sorusu yöneltiliyor. Bu soru, güven duygusunu da sarsan günümüzün asıl sorununu, yani devlet borçlanması krizini göz önüne almalı. Bu sorundan herkes muzdarip; Euro bölgesi dışında kalan Japonya, ABD ve İngiltere gibi… . Bu sorunun çözümünde kullanılacak sihirli bir değnek de yok. Gelgelelim, bu zorlu dönemde politikacılar çoğu kez kendi kabahatleri olan bir konseptsizlik örneği sergiliyorlar. Bu devasa sorunlar Avrupa’da birlik ve kararlılık cephesinin yolunu açmalı. Politikacılar da güven ortamı oluşturmalı; zira bu, onların görevi.”  

© Deutsche Welle Türkçe


Derleyen: Çelik Akpınar

Editör: Ahmet Günaltay  

 

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız