1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

05.10.2010 - Alman basınından özetler

Türkiye’nin AB süreci, Almanya’da göçmenlerin topluma uyumu tartışmaları, Bosna-Hersek’teki seçim sonuçları ve Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülen yapay döllenme çalışmaları, Alman basınında yer bulan yorum konularından.

default

Almanya'nın doğusunda yayımlanan M ä rkische Oderzeitung, beş yılın ardından Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerini ve üyelik perspektifini ele alıyor.

“Beş yıllık müzakerelerin ardından artık tam üyelikten geri adım atma vakti gelmiştir. Buna rağmen hâlâ ‘ucu açıklık'tan bahsedilip, atıp tutuluyor. Konu sadece Müslüman Doğu ve Hrıstiyan Batı kültürü arasındaki temel farklılıklar değil. AB, artık 27 üyeli bir yapı haline geldi ve başdöndürücü genişleme hızıyla kurumsal reformların durumu birbiriyle uyuşmuyor. AB'nin işleyemez hale geldiğinin işaretleri şimdiden var. Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerdeki yaygın yolsuzluklar ve Yunanistan'ın berbat mali politikası da bu duruma katkıda bulundu. Büyük Türkiye'nin üyeliği, AB'nin içine sıkışıp kaldığı bu korseyi tamamen patlatacaktır. “

Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung, Almanya’da yabancıların topluma uyumu konusunda yaşanan tartışmalara değiniyor ve iki tarafın da üzerine düşen görevlere işaret ediyor yorumunda:

“Almanya’ya gelenlerin topluma uyumunda en iyi kılavuz, anayasadır. Ancak anayasada yazılı temel değerlerin sadece kağıt üzerinde kabul edilmesi yetmez, hayata da geçirilmelidir. Göçmenler çocuklarına bu toplumun içine karışma, partnerlerini farklı bir inanca sahip olsa da serbestçe seçebilme özgürlüğü tanımalıdır. Sanat ve düşünce özgürlüğünü, din özgürlüğü kadar ciddiye almalı, konuk işçi anlayışından sıyrılmalıdırlar. Alman toplumu da kendini daha fazla açmalı. Burada en önemli noktalardan biri, samimi Müslümanlara topluma uyum sağlayamayacağı etiketi yapıştırılmamasıdır. Müslüman göçmenlerin dinleri ya da kültürlerinin demokrasi ile bağdaşmadığı iddiası, tarihe kör gözlerle bakmak demektir. Bu yaklaşım, İslam içinde, Hrıstiyanlığın yaşadığı aydınlanmaya izin vermemektir. Türkiye gibi Müslüman ülkeler şu an demokrasi yolunda bu dönüşümün içindeler. Toplumdaki çoğunluk İslam’ın gerek camiler, gerek başörtülü kadınlarla gözle görülür hale geldiğini kabul etmek zorunda. Yasaklarla İslam görünmez hale getirilemez. Önemli olan bir kadının kafasına ne taktığı değil, kafasının içinde ne olduğudur. Entegrasyonun zorlayarak başarılabileceği görüşünden vazgeçilmeli ve toplumun özgüveni artmalıdır. Almanya’nın verecek çok şeyi var: Demokrasi, özgürlük, iş ve refah. Bunun için göçmenlere ihtiyaç var ve Müslümanlara toplumda yükselme yolları açılmalı. Çünkü sadece teşvik eden talep edebilir.”

Berliner Zeitung ise Bosna-Hersek'teki seçim sonuçlarını değerlendiriyor yorumunda:

“Pazar günü yapılan seçimlerin sonucunda, Üçlü Başkanlık Konseyi'nde Müslümanları ılımlı Bekir İzzetbegoviç'in temsil edecek olması sevindirici. Ancak çok şey kazanılmış da değil. Bosna-Hersek'in AB olgunluğuna erişebilmesi için mevcut anayasanın tarihin çöplüğüne atılması gerek. Çünkü bu Anayasa, ülkeyi Boşnak-Hırvat Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti diye etnik olarak tanımlanmış iki parçaya ayırıyor ve savaş suçluları tarafından etnik temizlik yoluyla zorla getirilen sınırları tasdik ediyor.”

Bu yılki Nobel Tıp Ödülü'ne yapay döllenme alanındaki çalışmalarıyla bilimadamı Robert Geoffrey Edwards layık görüldü. Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi bu vesileyle, Almanya'da sağlık reformunun yapay döllenme uygulamalarına etkisini irdeliyor:

“Almanya'da 2004 yılından beri sağlık sigortası kurumları sadece iki yapay döllenme denemesinin maliyetini karşıladı. O da yüzde 50'sini ve sadece evli çiftlerinkini. Sigorta, gerisini ödemiyor. Yapay döllenme yoluyla gerçekleşen doğumların sayısı giderek azalıyor. Tasarruf önlemleriyle gelen ‘reform' sonucunda yılda doğan bebek sayısı 8 bin kadar azaldı. Hem de doğum oranlarında Avrupa'nın en gerilerinde yer alan bir ülkede. Sosyal politikalar konusundaki dargörüşlülüğe bir örnek vermek gerekirse, işte buyurun! “

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Murat Çelikkafa