1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

ALMANYA

Şiddete hayır! Millet biziz!

Alman Demokratik Cumhuriyeti’ndeki barışçı devrimin başladığı yer, barış dualarıyla başlayan hareketin Pazartesi Gösterileri’ne uzandığı Leipzig’dir. Nikolai Kilisesi’nin eski rahibi Christian Führer'in değerlendirmeleri

Göstericiler, kaynak: dpa

“Şiddet değil, değişim istiyoruz!” Leipziglilerin 9 Ekim 1989’daki Pazartesi gösterisi

DW-WORLD: Duvarın açılmasından tam bir ay önce, 9 Ekim 1989’da Leipzig 70 bin kişinin katıldığı, Alman Demokratik Cumhuriyeti tarihinin en büyük gösterisine sahne oldu. Sosyalist Birlik Partisi’ni şoke eden gösteriye katılımın bu kadar fazla olmasının nedeni neydi?

Christian Führer: Bu, çok sık sorulan bir soru. 1982 yılından itibaren her pazartesi Leipzig’in Nikolai Kilisesi’nde yapılan sürekli dualar, rejimi eleştirenlerin ve Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde dile getirilmesi yasak olan isteklerin biriktiği yer oldu. Bu kısa zamanda her yerde duyuldu. Devlet otoritesinin Nikolai Kilisesi’ne çıkan yolları kapattığı 8 Mayıs 1989’dan sonra kalabalık daha da arttı. Devlet yıldırma taktiğiyle kiliseye gelenlerin sayısını azaltmayı ummuştu, ama bunun tam aksi oldu. Batılı televizyonlar, 4 Eylül’deki güz ayini için bütün Leipzig’de çekim yapma izni almıştı. Kilisenin kapısında çıkışımızı çekerlerken kalabalığın ortasında “Hür insanların yaşadığı açık bir ülke istiyoruz” yazılı bir pankart açıldı. 15 saniye sonra polis tarafından toplandı ama bütün bunlar batılı televizyon kameralarının önünde oldu. Akşam haberlerinde bu sahneler gösterildi. Leipzig’de olağanüstü şeyler olduğunu sadece eski eyaletlerdekiler değil, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde yaşayanlar da öğrendi. Çünkü herkes Batı Alman televizyonlarını seyrediyordu.

Christian Führer, kaynak: dpa

Leipzig barış dualarını başlatan rahip Führer

DW-WORLD: Ve tarih 7 Ekim 1989, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin 40. kuruluş yıldönümü.

Christian Führer: O gün Leipzig’deki Nikolai Kilisesi’nin önünde yüzlerce kişi gözaltına alındı. Bizzat Honecker, Nikolai Kilisesi’nin kapatılması gerektiğini söylemişti. Polislere hiç alışık olmadığımız kıyafetler giydirilmişti. Cop, köpek ve kalkanlarla saldırıp, duaya katılanları saatlerce dövdüler. Ertesi günün gazetesinde, “9 Ekim Pazartesi günü karşı devrime gerekirse silahla son verilecektir” yazıyordu. 8 Ekim’de ayine gelen hekimlerden, hastanelerde yaralılara yer açılacağını öğrendik. 9 Ekim büyük korkuyla bekleniyordu.

DW-WORLD: 9 Ekim gösterisi nasıl geçti?

Christian Führer: Şehir merkezindeki kiliselerde 6 bin ila 8 bin kişi toplanmıştı. Daha fazlasına yer yoktu. Ama kapıda 70 bin kişi birikmişti. Avlu tıka basa dolduğundan Nikolai Kilisesi’nden çıkamıyorduk. Herkesin elinde mum vardı ve mum şiddet karşıtlığını sembolize ediyordu: İki elinle tutmazsan mum söner. Elinde yanan mum varken ne cop tutabilir, ne de taş atabilirsin. Bir Parti Merkez Komitesi üyesinin sonradan, “Her şeye hazırlıklıydık, ama mum ve dualarla karşılaşacağımızı tahmin edememiştik” dediğini bilirim. Polisi müdahale ettiremediler. Taş atıp polise saldırsaydık, her zamanki karşılığı alacağımız belliydi. Panzerler çekildi. Polis ekipleri tek kurşun dahi sıkmadan iyice uzaklaştığında, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin artık sabahki Alman Demokratik Cumhuriyeti olmadığını anladık. Burada olağanüstü bir şey olduğunu bilmesek de hissediyorduk. Nelerin değiştiğini tam olarak anlamamız zaman aldı.

DW-WORLD: Sürekli kuvvet kullanılmaması çağrısında bulunup, tanklar harekete geçtiğinde bile ordudan korkmaması için gösteri yapanlara cesaret vermeye çalıştınız. Her şeyin barış içinde geçeceğinden nasıl emin olabildiniz?

Christian Führer: Hiçbir zaman emin olmadık. Gece gündüz korku içinde yaşadık. Ama inandığımız bir şey vardı ve o korkudan çok daha büyüktü. Dinimiz, kuvvete başvurmamanın ne kadar güçlü olabileceğini bize öğretmişti ve başka “silahımız” da yoktu. Şiddete başvursaydık, karşımızdakilerle aramızda fark kalmayacak ve tanrının desteğini yitirmiş olacaktık. Barış duaları sırasında gençleri ikna edebilmiştik ki, mucize eseri hepsi nasihat ettiğim şeylere uydu ve kuvvet kullanmadı. Hz. İsa’nın, insanlığı barış ve kardeşliğe çağırdığı Dağ Vaazı sanki gerçek olmuştu. Şiddeti kınadılar ve şiddetsizliği uyguladılar. Bu kavram “mucizelik” sıfatını hak etmişti. Hiçbir devrimi başaramamış bir milletin ilk devrimiydi, hem de hiç kan dökmeden. İşte, asıl saik buydu.

Mumlu kadın ve çocuklar, kaynak: dpa

Mum ışığını şiddete tercih edenler

DW-WORLD: Yani, Leipzigliler olmasaydı, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde kansız devrim başarılamaz mıydı?

Christian Führer: Sanırım, öyle. Başka yerlerde olmayan özelliklerimiz vardı. Yıllar boyu düzenli olarak okuduğumuz barış duaları ve Doğu Almanya’yı terk etmek isteyenlerin fazla oluşu, gibi. Bu birliğin kilise çatısı altında korunması da Doğu Almanya’nın başka yerlerinde görülmediği gibi, kitlelerin harekete geçirilmesinde de önemli rol oynadı. Ülkenin her köşesinden Leipzig’e geldiler. 9 Ekim 1989’da toplanan 70 bin kişi sadece Leipzigli ya da Saksonyalı değildi, Cumhuriyetin her yerinden akın etmişti. Nikolai Kilisesi, örnek nitelikte bütün Alman Demokratik Cumhuriyeti’ni buluşturdu. Leipzig’siz ne 9 Ekim 1989 ne de 3 Ekim 1990 olurdu.

DW-WORLD: Alman Demokratik Cumhuriyeti’ndeki kansız devrimden geriye ne kaldı?

Christian Führer: Bugün de gelişmelere aktif bir şekilde katılma cesaretini gösterebilmeli, her şeyin kendiliğinden düzelmesini beklememeli ve başkasından medet ummamalıyız. Sorumluluk üstlenmeliyiz. Biz Almanlar çok olmadık şeyler için kendimizi feda ettik. Şimdi doğru olan için çalışmalı, zorluklara katlanmalı, birleşmiş Almanya uğruna, bu güzel vatan ve demokrasi uğruna varımızı yoğumuzu ortaya koymalıyız. Sürekli şikayet etmekten, her şeyde kusur aramaktan vazgeçip, “Bu bizim toprağımız, büyük cesaretle ve hayati tehlikeye rağmen kavuştuğumuz demokrasiyi yaşatalım ve geliştirelim” diyebilmeliyiz. Bunu en iyi seçime yüksek katılımla başarabiliriz. Nitekim 1989 sonbaharında talep ettiklerimiz arasında hür seçimler de vardı. Şimdi hepsine kavuştuk.

DW-WORLD: “Almanya, güzel vatan, mükemmel demokrasi”, diyorsunuz. Halbuki birleşme sürecini eleştirenlerdensiniz. Sizce yolunda gitmeyen nedir?

Christian Führer: Gorbaçov’un 1990 temmuzunda Kafkasya’da yaptığı teklifin değerlendirilip Alman milli birliğinin sağlanması, kaçırılmaz bir fırsattı. Ama birleşmeyi daha sorumluca başarabilmek için biraz daha vakit ayırabilirdik. Şu örnekleri verebilirim: Milli Birlik Bayramı 3 değil, 9 Ekim olmalıydı. Doğu birleşmenin şartlarını dışarıdan yardım almadan hazırladığı için bu tarih, eski Alman Demokratik Cumhuriyeti vatandaşlarının kendine güvenini artırırdı. İkincisi, devletin adı Almanya Federal Cumhuriyeti olarak kalmamalıydı. Bana göre Almanya Federal Cumhuriyeti 1949 – 1989 yılları arasındaki Almanya’nın sadece bir parçasıydı. Yeni cumhuriyetin adının Alman Demokratik Cumhuriyeti olmasını isteseydik, herhalde bize tımarhanelik gözüyle bakılırdı. Sonunda batı Almanya’da yaşayanların dediği oldu. “Adımız bu, böyle de kalacak, doğudakileri de alıp Alman Demokratik Cumhuriyeti’ni biraz tadil etsek yeter” demektir bu. Ama hiç de böyle olmadı. Üçüncüsü de milli marş. Nazilerin böylesine kötüye kullanıp kirlettikleri bir marş Almanya’nın milli marşı olamaz. Batıda ne değişti? Birkaç yeni posta kodu ile plaka numarası. Bu bile onlara fazla geldi. Ama burada, doğuda her şey değişti. Hayatın tozpembe olmayacağı belli idi. Birleşme sürecinin sancısız olmadığını gösteren birkaç örnek verdim.

Nikolai kilisesinin dıştan görünüşü kaynak: dpa

Leipzig’in Nikolai kilisesi – bütün dünyada 1989 sonbahar hareketinin simgesi

DW-WORLD: Nikolai Kilisesi’nde hala barış duaları okunuyor. Örneğin Afrika için, tarıma genetik müdahale olmaması için ya da ırkçılık ve Yahudi düşmanlığı ile mücadele için dua ediliyor. Her hafta başka bir şey için dua edileceğine tek bir konu, örneğin büyük bir haksızlığın önlenmesi için dua edilemez mi?

Christian Führer: Yılda üç kez işsizler için barış duası ediyoruz. 1992 yılında “İşsizlere Umut” adlı bir tartışma forumu kurduk. Haftalarca gösteri yapıldı. Halk böyle şeylere önem veriyor. Neofaşizm karşıtı etkinlikler her zaman yapılıyor. Her yılın 1 ve 7 Mayıs günleri gösteri yürüyüşü izni alabilmek için Leipzig Belediyesi’ne başvuran Hamburglu bir Neonazi vardı. 2001 – 2007 yılları arasında izin aldı da. Nikolai Kilisesi olarak Neonazilere hep cephe aldık. Tabii, kuvvet kullanmadan. Neonazi de dayanamayıp 2007 yılında havlu attı. Başka kentlerde de etkili oluyoruz. Saksonya’nın Colditz kasabası Neonazilerin uğrak yeri olmuştu. Halk korku içindeydi. Kilisemizden aldığımız cesaretle harekete geçip, “bir kent ayağa kalkıyor” gününü düzenledik. Barış duamıza dernekler ve belediye de katıldı. Colditz Kilisesi büyük çaba harcadı. Ne olduğumuzu açıkça gösterdik.

DW-WORLD: Aşırı sağcılar Colditz’e artık uğramıyor mu?

Christian Führer: Gene peydah olacaklardır. Ama kasaba ahalisi korkuyu üzerinden atarsa, önemli mesafe alınmış olur. Önemli olan kent sakinlerinin, olay çıkarıp, güçlü oldukları izlenimi yaratmaya çalışanlar karşısında sinmemesidir. Çünkü onların güvendiği tek şey, karşısındakinin korkaklığıdır. Önemli olan bu korkunun yersiz olduğunu göstermektir. Aynı şey işsizlik gibi, insanın karşılaşabileceği her türlü zorluk için de geçerli. İşte barış duası bu bakımdan da çok yararlı oluyor.

Christian Führer, 1980 – 2008 yılları arasında Leipzig’deki Protestan Nikolai Kilisesi’nin başrahipliğini yaptıktan sonra 2008 yılının Mart ayında emekliye ayrıldı.

DW Online, Çeviri: Ahmet Günaltay
Editör: Hülya Köylü