1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Şaron'un amacı iç politika

Filistinli Hamas’ın kurucularından Şeyh Ahmed Yasin’in öldürülmesinden üzerinden bir ay geçmeden halefi Abdüzaziz Rantisi’nin de öldürülmesi talimatını veren İsrail Başbakanı Ariel Şareno’un uluslararası tepkilere rağmen politikasından vazgeçmek istemediği anlaşılıyor. Şaron, önceki gün kabine toplantısında terörist örgütlerin liderlerinin öldürülmeye devam edeceğini yineledi. DW’den Peter Philipp, Şaron’un terörle mücadele olarak tanıtmaya çalıştığı politikasının daha çok iç politikadaki yerini sağlamlaştırmaya yönelik olduğu görüşünde...

"Abdülaziz Rantisi’nin ‘İsrailliler‘in her yerde tehlikede oldukları‘ tehdidinin üzerinden üç hafta bile geçmedi. Rantisi, söylediklerini gerçekleştiremeden Ahmed Yasin’in kaderini paylaştı ve İsrail helikopterlerinin ateşi sonucu yaşamını yitirdi. Geçen Ağustos ayında İsmail Ebu Sanab, son bir ay içinde Ahmed Yasin ve Abdülaziz Rantisi ile Hamas hareketi üç önemli liderini kaybetti.

Hamas yanlılarının yeni bir lider seçtikleri açıklandı, ama İsrail’in amansız takipçilerinden biri olan örgütün sıkıştığı ortada. Bununla birlikte Hamas’ın bu politika ile dağılacağını sanmak yanılgı olur. Eylemlerini ‘terörle meşru mücadele‘ olarak açıklamaya çalışan İsrailliler ise tam da böyle bir izlenim yaratmak istiyor.

İsrail, Hamas liderlerine yönelik saldırılarının sadece militanlar arasında değil, tüm Filistinliler, Arap dünyası ve uluslararası kamuoyunda yol açtığı tepkileri görmezden geliyor. Batı dünyasındaki destekçilerini zor durumda bıraktığını anlamıyor, daha fazla eleştiriden ya da yalnız kalmaktan çekinmediğini gösteriyor. Oysa İsrail, bu politikayı devam ettirecek durumda değil. ABD Başkanı Bush’tan aldığı destek de bunun için yeterli olmayacak. Hiçbir ülke uzun vadede kendi başına ya da tek bir partnerin desteği ile hareket edebilecek durumda değil, bu partner ABD gibi güçlü olsa da.

Bununla birlikte Rantisi’nin öldürülmesini, Bush’un Ortadoğu politikasındaki son değişikliğe bağlamak yanlış olur. Rantisi, uzun zamandır İsrail’in ‘öldürülecekler listesi‘nde idi. Bu tür cinayetler, Şaron’un bulduğu yeni bir yöntem değil. İsrail, 56 yıllık tarihinde her zaman karşıtlarını – resmi söylemindeki gibi - hedef alarak öldürdü. Beyrut, Kıbrıs ve Tunus’ta Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ileri gelenleri öldürüldü; 1972 olimpiyatlarında İsrailli sporculara yönelik eylemi düzenleyenler tüm dünyada takip edildi.

Hamas’ın yöneticilerinden Halid Masal’a karşı birkaç yıl önce düzenlenen başarısız suikast hatırlanırsa, İsrail görece huzurlu dönemlerde de bu politikasından vazgeçmedi. Sadece Şaron değil, hemen tüm İsrailli başbakanlar bu tür saldırılar için emir verdiler. Şaron’un bunun için politikasını istisnasız destekleyen George Bush’a ihtiyacı yoktu. İsrail’in bu tür saldırılarında sadece bir kez suçsuz bir kişi, Norveç’te bir Faslı garson hedef alındı; diğerlerinin elleri kanlı idi.

Ama bu cinayetlerle hiçbir şey elde edilemedi. Filistinliler’in mücadelesi ise devam ediyor ve edecek. Barış umutları bu saldırılara, ama aynı zamanda karşı tarafın terörist eylemlerine kurban gitti. Şaron, Rantisi’nin öldürülmesi emrini verdiğinde bunu biliyor olmalıydı. Zaten hedefi Gazze’de huzur ve düzeni sağlamak değil; iç politikadaki rakiplerine, Gazze Şeridi‘nden tek yanlı çekilme planının bir zayıflık belirtisi ya da şimdiye kadar izlediği politikadan vazgeçme olmadığını göstermekti.

Daha fazla kan dökülmesini önlemek için şiddet yanlısı kişilerin öldürülmesi belki bir yere kadar anlaşılabilir birşey. Ama bunun politik, hatta iç politik nedenlerle ya da intikam duyguları ile yapılması anlaşılamaz. Bunun uluslararası hukukta yeri yok ve İsrail bu politikasının sonuçlarını gözönünde bulundurmak zorunda."

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN