′Çocuklara göre değil′ | ALMANYA | DW | 05.05.2015
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

ALMANYA

'Çocuklara göre değil'

İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde o daha çocuktu. Tarihçi olduktan sonra da son günlerini yaşadığı felaket onun başlıca araştırma konusu oldu. 1945 Mart'ında babası savaşıyor, o ise işgal askerleriyle çorba içiyordu.

1945 yılının mart ayında Amerikan birlikleri Ren nehri kıyısındaki Boppard'a girmişti. Askerlerden üçü Helmut Schnatz ve kız kardeşiyle birlikte, annelerinin yakındaki otelin mutfağında pişirdiği çorbayı içiyordu. Buraya dört gün önce sığınmışlardı. Baba Schnatz askerdi ve cephe Boppard'a dayandığında İtalya'da görev yapıyordu. 1944 yılında havadan yapılan bombardımanın şiddeti artınca annesi onlarla birlikte Koblenz'den ayrılmıştı. Savaş bittiğinde Koblenz'in yüzde 87'si haritadan silinmişti.

Boppard'dan da tek tük silah sesleri geliyordu. Alman askerleri Ren nehrinin karşı yakasında direnmeye çalışıyordu. 12 yaşındaki Helmut oturma odasının penceresinden Amerikan askerlerinin silahlarını doğrulttuğu karşı tarafa baktığında rıhtım duvarından akan kanı gördü. Yanındaki Amerikalı onu pencereden uzaklaştırırken, “Pencereden çekil, bu manzara çocuklara göre değil” diyordu.

Asker baba uzaktaki bir cephede savaşırken Amerikan askerleriyle bezelye çorbası içmek nasıl bir histi? 82 yaşındaki Helmut Schnatz o gün, “Savaş bitmiş olmalı!” diye düşünmüş. Savaş başladığında her gece Almanya'nın kazanması için dua eden Schnatz'ın 1945 ilkbaharındaki tek isteği savaşın bitmesiymiş. Koblenz'deki Amerikan askerlerinden korkmuyorlarmış. Birinci savaştan sonra işgal askeri olarak geldiklerinde de Amerikalılardan kötülük görmemişler.

Bombardımanlar ve Hitler gençliği

Schnatz ailesi Koblenz'deyken sık sık bombardıman oluyormuş. Sonunda şehrin tahliyesine karar verilmiş. Günlerini sığınakta geçiren Schnatz uçaklara meraklıymış. Gökte süzülen gümüşi Amerikan bombardıman uçaklarını hayranlıkla seyredermiş. Ancak oturdukları semte ilk bombalar düşüp de ortalığı alevler sarınca korkudan dışarı çıkamaz olmuş. Şehir merkezinde oturan dedesi ziyarete geldiğinde ilk kez onlarla birlikte sığınağa inmiş. Schnatz, “Biz çocuklar yerde yatardık, annem üst ranzada yatardı. Dedem ise heykel gibi hasır koltukta oturur, sirenlerin susmasını beklerdi” diyor.

Bir gün annesi bisikletle, şapkacılık yapan babasını ziyarete gitmiş. Atölyenin bulunduğu ön tarafta oturdukları için avlunun karşısındaki eve isabet eden bombadan zarar görmemişler. Öteki dedesinin evi de bombalanmış.

20 kilometre uzaklıktaki Boppard'a geldiklerinde sokakların insan dolu olduğunu görmüşler. Uzaktan motor sesi duyduklarında bile paniğe kapılıp sığınağa koşmalarına kentin yerlileri gülermiş. Mecburen Hitler gençlik ordusu eğitimlerine katılırmış. “Haftanın iki günü eğitime giderdik, sıkılırdım. Biz çocuktuk, oynamak isterdik” diyor. 1945 yılının nisan ayında Koblenz Şatosu önündeki propaganda töreninde çocuklara Yahudi aleyhtarı marşlar okutmuşlar. Schnatz, “Umursamazdık, bize zararsızmış gibi gelirdi” diyor.

Nazizmden arındırılmak

1945 yılının temmuz ayında babası İtalya'dan dönmüş. Kısa süren savaş esirliği sırasında Livorno'da kalmış. Çocuklara, çadırda kaldıklarını, sıcak havada güneşlenip, oyun oynadıklarını ve Amerikan sigarası içtiklerini anlatırmış. 1937 yılında zorla Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi'ne üye yapıldığı için eski mesleği olan memurluğa dönmesine izin verilmemiş. Nazilikten arındırma programı kapsamında iki yıl memurluktan men edilmiş ve Koblenz sokaklarındaki yıkıntıları kaldırma çalışmalarına katılmış. Babası hatasını idrak etmiş mi? Helmut Schnatz, babasının şikayetçi olmadığını ve daha sonra, “Dünya yıkılsa bir daha siyasi parti üyesi olmam” dediğini anlatıyor.

Helmut Schnatz ve akranları bir yılı aşkın bir aradan sonra sonbaharda yeniden okullu olmuşlar. Sınıfında, bombardımanda yaralandığı için topallayan bir öğrenci varmış. Okulun ne penceresi varmış, ne de kaloriferi. Normal hayata dönmeyi deniyorlarmış. Latince öğretmeninin ilk derste, “Nerede kalmıştık?” diye sorması gülüşmelere yol açmış. Erkek çocuklar boş zamanlarında ateş yakıp, patlamamış mermileri ateşe atarlarmış. Schnatz “Bir defasında korkunç bir patlama oldu. Ateşe yakın olanlar yanık içinde bağrışarak harabelerden kaçmaya çalışıyordu” diyor.

Kitapla biten kâbus

Helmut Schnatz Almanca ve tarih öğretmeni oldu ve doktorasını yaptı. Sosyoloji derslerine de girer, çocukları temel hakları konusunda aydınlatırdı. Onlara diktatörlüğün ve hür bireyliğin ne olduğunu anlatırdı. Koyu mutaassıp Boppardlılar arkasından “Schnatz komünist olmuş” derlermiş. Tarihle daha fazla ilgilenmeye başlamış. Aylarca süren bombardımanın etkisiyle savaştan on yıllarca sonra bile kâbus görüp uyanırmış. Koblenz ve yöresindeki hava savaşını anlattığı kitabının yayınlandığı 1981 yılında kâbuslar sona ermiş.

Savaşı hiç unutmamış. Bombardıman sırasında düşürülen düşman uçaklarındaki Amerikalı pilotların akıbetini merak edermiş. Bir eski muharipler derneği kanalıyla onları aramaya başlamış. Michigan'da yaşayan Roy Petersen'i bulmuş ve onunla dost olmuş. Ona, atmaya fırsat bulamadığı bombaları göstermiş. Petersen, “Bu bombaların artık kimseye zarar vermeyecek olması ne güzel”, demiş.

Auschwitz'i anlatmak

Helmut Schnnatz, Dresden'e yapılan hava bombardımanını araştırmakla görevli komisyonda çalışmış. Kitabın tanıtım toplantısında araştırma sonuçlarını propagandalarına uygun bulmayan Alman Nasyonal Demokrat Partisi (NPD) taraftarlarıyla tartışmış. Tehditler almış. Diğer araştırmacılar gibi o da, kentin alçaktan uçan bombardıman uçaklarına hedef olmadığı sonucuna varmış.

2004 yılında Koblenz'in bombalanmasını konu alan kitabını yayınlamış. Kitabın önsözünde, ‘amacının duygusallık ve acıma hissi yaratmak ya da kimseyi suçlamak değil, okuyucuyu ve kitaptaki resimleri görenleri düşünmeye sevk etmek olduğunu' yazmış. Öğretmenlik yıllarında da öğrencilerine düşünme alışkanlığı kazandırmaya önem vermiş. 82 yaşındaki Helmut Schnatz, savaş yıllarına ait kendi tecrübelerini öğrencilerine anlatmadığını belirtiyor ve ekliyor: “Auschwitz'de olup bitenleri bilmeleri, benim bombardımanda yaşadıklarımdan çok daha önemliydi.”

© Deutsche Welle Türkçe

Andrea Grunau