1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Çin ve ABD birbirine muhtaç

Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao’ nun Beyaz Saray’da Başkan George W. Bush ile yaptığı buluşmanın gündemi oldukça kabarıktı. Kuzey Kore’nin nükleer programı, ABD’nin açık verdiği ikili ticari ilişkiler, Çin parası Yuan’ın kambiyo kuru ve hepsinden önemlisi de Tayvan meselesi. Başkan Bush, resmen bağımsızlık ilanında tek taraflı adımlardan kaçınması yolunda Tayvan’ı sert bir dille uyardı. Aynı Bush, 2001 yılında Tayvan’ı savunmak için gereken herşeyi yapmaya hazır olduklarını söylemişti. DW’den Mathias von Hein yorumunda Washington’dan gelen uyarıların analizini yapıyor...

Çin Başbakanı Wen Jiabao, ABD Başkanı George W. Bush ile yaptığı buluşmadan bundan iyi bir sonuç çıkmasını bekleyemezdi. Başkan Bush, Tayvan’ın nazik statükoyu tek taraflı değiştirmek amacıyla atacağı her türlü adımı en sert dille kınadığını beyan etti.

Beyaz Saray böylece şimdiye kadar kullandığı diplomatik ifadelerden tamamen uzaklaşmış oluyor. ABD daha önceleri sadece, Tayvan’ın bağımsızlık yolundaki girişimlerini dasteklemek niyetinde olmadığını duyurmaktaydı. Tayvan Devlet Başkanı Çen Şui-Bian, son haftalarda dozu iyice artan Washington kaynaklı uyarıları kulak ardı etmekle ateşi körüklemiş oluyor.

Bu uyarılar, Tayvan Devlet Başkanı‘nın 20 Mart’taki başkanlık seçimini, Çin’den gelen tehdidin konu edildiği referandumla birleştirmek istemesini hedef alıyor. Halkoylamasında sorulacak sorunun nasıl formüle edileceğini devlet başkanı da dahil olmak üzere kimse bilmiyor. Çen Şui-bian’ın amacı, referandumla muhalefeti önüne katıp yeniden seçilme şansını arttırmak. Ancak bu arada en önemli müttefiki olan ABD’yi Çin’in kucağına itme riskini de göze almış oluyor.

ABD, bütün tarafların yararına olan statükonun değiştirilmesini istemiyor, tıpkı Çin gibi. Pekin yönetimi de durumdan memnun. İki devlet arasındaki ekonomik bütünleşme hızla ilerliyor. Kıta, Çin’inde Tayvan sermayeli sayısız şirket kuruldu. Pekin yönetimi sadece Tayvan'ın resmen bağımsızlık ilan etmesine karşı. Bunda da Çin yönetiminin kendi kazdığı kuyuya düşmesine benzer bir durum söz konusu. Çinliler’in gözünde Pekin, Tayvan’ın kaybedilmesine seyirci kalamaz. Bu bakımdan Çin Genelkurmayı’nın uyarı ve tehditlerini hafife almak olmaz.

Ancak Tayvan demokratik Çin’i temsil etmesi bakımından sadece halk nezdinde itibar görmüyor. Öte yandan ABD antlaşmalar uyarınca Tayvan’ı savunmakla da yükümlü. Çin’in saldırıya geçmesi durumunda ABD mutlaka Tayvan’ı korumak için müdahale etmek zorunda kalacak. Beyaz Saray Çin ile ABD arasında çatışma çıkıp çıkmayacağına Tayvan’ın karar vermesini istemez.

Başkan Bush göreve başladığında Çin’i stratejik hasım ilan etmişti. Ama bu sözler çoktan unutuldu. 11 Eylül 2001’den sonra günümüzün ve geleceğin süper güçleri arasında ahenk içindeki bir dönem başladı. Terör ile mücadelede Çin, ABD’nin ortağı oldu. Irak politikasına Pekin ses çıkarmadı. Kuzey Kore’nin nükleer programıyla ilgili anlaşmazlıkta diplomatik kanalların açık kalmasını sağlayan da Pekin yönetimi oldu.

Çin’in de ABD’ye sermaye ve teknoloji transferinde ve pazar olarak ihtiyacı var. ABD’nin ikili ticaretteki açığının bu yıl 120 milyar dolara çıkması başkanlık seçim kampanyasındaki en önemli konular arasında yer alacak. Çin Başbakanı Tayvan konusunda istediğini elde ettikten sonra, Yuan’ın döviz kuru için uzmanlardan oluşacak ortak komisyon kurulmasına razı oldu.

Amerikan şirketleri de Çin’e milyarlarca dolarlık mal satacak olmalarından memnunlar. Ticaret bilançosundaki açığın önemli bir bölümü zaten yıllardır ABD’ne geri dönüyor: Çin, Amerikan hazine bonolarının en önemli müşterileri arasında yer aldığı için Amerikan bütçe açığının finansmanına büyük katkıda bulunuyor.